Bukowski Okumaya Nereden Başlanır?

"Ben bir Charles Bukowski modası olduğunun farkında değilim. Yalnız yaşayan biriyim, kalabalıktan hoşlanmam; bu tür tuzaklara düşmeyecek kadar yaşlı, kuşkucu ve çakalım."
- Charles Bukowski, Güneş İşte Burdayım

Hayatında hiç Charles Bukowski okumamış yahut gelişigüzel birkaç kitabını alıp henüz başlayamamış biri iseniz bu yazı size uygun olabilir. Olmaya da bilir. Yazının temel derdi Bukowski okutmaktan çok, onu okumaya nereden başlanması gerektiğini izah etmektir.


Charles Bukowski külliyatına bakan okuyucunun gözü korkabilir zira Metis Yayınları’nda 4, Parantez Yayınları’nda ise 30’a yakın çevirisi mevcuttur. Avi Pardo’ya selam olsun! Bu kadar kitabı ne internette araştırmak ne de kitapçınızda incelemekle bir yere varamazsınız. Şöyle bir soruyu hemen kendimize soralım: ne okumak istiyoruz? Şiir mi, hikâye mi, öykü mü, anı mı, ne? Bu gerçekten önemli bir soru ve cevabı da Bukowski okumayı şekillendirecek, direkt etkileyecek. Fakirin onu okumaya başladığı yaşı ne çok geç ne de çok erkendi; dünyaya gelişinin 14. yılını yeni kutlamış olsa gerek. Charles Bukowski okumaya şiirleriyle başladım çünkü o edebiyat dünyasına önce şiirle girmişti. Dolayısıyla onu ince görecek ve sevdiği yerinden vuracaktım. Bu acemi stratejim sonradan onun hayatını çok merak etmemi sağladı. Peşinden de çocukluğunu öğrendim ve okumalarımı ona göre yaptım. Çünkü her ne olursa olsun okuduğunuz şiirde sizi etkileyen ilginç bir takım tuhaf şeyler varsa, hissi bulursanız o merhum dizeleri, şairinin hayatına dair bir şeyler de muhakkak öğrenmek istersiniz. Bu bir hastalık değil, korkmayın. Gayet doğal ve insani bir durum. Her şey bir yana, şiire başlamayı teşvik eden bir üslup ve teknik vardır Bukowski şiirlerinde. Size şiir yazdırır. Beni şiire başlatan ilk ve tek yabancı simadır. Bir dönem oldukça etkiler sizi, sonra diğer bahçeleri keşfettikçe ve oralardan da meyve yedikçe bu simalar giderek artar. Hiç çekinmeden Bukowski şiirlerinde okuyanı etkileyen iki özelliği söylemek isterim: samimiyet ve hayal gücünden uzaklık. Bir yaşantı vardır onun şiirlerinde, süregelen ve etkisini yoğun biçimde hissettiren. Teknik kaygılar asla gütmez ve son derece rahattır. Pekâlâ, karar verdik. Bukowski okumaya şiirlerinden başlamak istiyoruz. O halde nasıl bir sıralama tercih etmeliyiz? Tahlile asla girişmeden hemen reçetenizi yazıyorum. İşte Charles Bukowski okumaya şiirleriyle başlamak isteyen okuyucunun yol haritası:

1) Pansiyon Manzumeleri
2) Sarhoş Çal Piyanoyu Vurmalı Çalgı Gibi Parmaklar Biraz Kanamaya Başlayana Dek
3) Kapalı Bir Kapıdır Cehennem
4) Gülün Gölgesinde
5) Bir Tek Ben Miyim Böyle Yaşayan
6) En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür
7) Kaybedenin Önde Gideni
8) Kendimizde Açtığımız Yaralar
9) Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı
10) En Kısa Andır Mucize
11) Kimse Bilmez Ne Çektiğimi
12) Suda Yan Ateşte Boğul

Bu sıralama hem Bukowski’nin ilk-son şiir ayrışmasını göz önüne alarak hem de edebiyat dünyasının takdirle karşıladığı şiirlerine öncelik verilerek yapıldı. Şiir kitapları elbette bu kadar değil Bukowski’nin. Hâlâ çevrilmeyenleri var. Öte yandan öyküleriyle şiirlerini buluşturduğu kitapları da mevcut. “Bana Aşkını Getir” ve “İlham Perisine Oynamak” adlı kitaplarından hem öykülerini hem de şiirlerini bulabilirsiniz.

Gelelim hikâyelerine. Pis moruğun hikâyeleri arasından dört tanesi vardır ki, diğer hikâyelerinde, öykülerinde, denemelerinde ve elbette şiirlerinde işte bu dört hikâyeden mutlaka bir şeyler bulabilirsiniz. Her birinin ciddi bir derdi yani yazım amacı vardır. Hikâye olsun diye yazılmamıştır. Aşağıda, uygun okuma sırasına göre listelenmiş hikâyelerin ilk dördünü Metis Yayınları’ndan, sonraki kısmını ise Parantez Yayınları'ndan temin edebilirsiniz:

1) Ekmek Arası
2) Factotum
3) Kasabanın En Güzel Kızı
4) Büyük Zen Düğünü
5) Pis Moruk İtiraf Ediyor - Şarap Lekeli Defterden Bölümler
6) Sıradan Delilik Öyküleri
7) Ölüler Böyle Sever
8) Güneşe Uzan
9) Güneş İşte Burdayım
10) Sıcak Su Müziği
11) Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi
12) Kahramanın Yokluğu

Ekmek Arası”nda Bukowski’nin çocukluğunu, ailesini ve lise yıllarını bulacaksınız. Yani onu en yakın koltuktan izleme fırsatı bulacaksınız. “Factotum”da ise üniversite yılları ve dolayısıyla gazetecilik serüveni. Oğluna daima zengin olmak gerektiğini anlatmaya çalışan bir babanın, aylak ve berduş oğlunun yaşamının tam da rayına oturduğu zamanlar. Artık nasıl bir ray siz düşünün. “Kasabanın En Güzel Kızı” bir aşk hikâyesi. Varın siz düşünün bu aşk hikâyesinin muhteviyatını. Boks maçlarına düşkün, at yarışlarından gözünü ayırmayan, bira ve klasik müzik tutkunu, hayatına giren yüzlerce kadından sadece birkaçının onu “bulutların üzerine” çıkarabildiğini söylen Bukowski’nin bu hikâyesindeki absürtlükler karşısında yapabileceğiniz hiçbir şey yok. (Bkz: “Gece üstüme geliyordu ve yapabileceğim tek şey yoktu.”, sf.19). Listemize dördüncü sıradan giren (kahrolsun pop müziği yaşasın Perihan Altındağ Sözeri) “Büyük Zen Düğünü” adlı kitapta ise on iki hikâye yer buluyor. Bu hikâyelerin her birinde Bukowski'nin yaşamının girdapları var. Dertlerinden çok gülüp geçemediklerini anlatıyor okuyucuya.

Sıra Bukowski'nin romanlarında. Ölümünden önce yayımlanan son romanı "Pulp", kült eserlerinden biridir. Filmlere ve hatta müziklere bile ilham kaynağı olmuştur. Lakin hâlâ seyre değer bir sinema filmi çekilemedi. "Holywood" adlı romanında ise Bukowski sinema dünyasını anlatır. Tanıdıkları ve gördükleri. Müthiş bir "bakıcı"dır Bukowski ve baktığını da tüm samimiyetiyle, korkusuzca anlatır. Kaybedenin en önde gideni olduğu için kaybedeceği herhangi bir şey yoktur zaten. Gücünü ve bağımsızlığını bundan alır. "Kadınlar", yanılmıyorsam Bukowski'nin en çok okunan romanı olma özelliğini taşıyor. Âşık olduğu, peşinden koştuğu, "Mecnun'a bağladığı" her şeyi romanlaştırıyor bu kitapla. Sonradan Bukowski'nin yaşam öyküsünün yazan Howard Sounes kitap hakkında şunları söylemiştir: "Bukowski'nin eski kız arkadaşlarından pek çoğu, kendilerini kitaplarına malzeme yaptığından habersizdi. Seks hayatlarını bütün açıklığıyla anlatırken onların iznini almadığı da ortadaydı. "Kadınlar" nihayet 1978 Aralık'ında yayınlandığında Linda Lee Beighle ile evlenmeden önce yaşamını paylaştığı kadınlar hayli rahatsız oldu. "Kadınlar"ın, yazarın diğer kitaplarından fazla satması bu rahatsızlığı daha da artıracaktı.". Charles Bukowski'nin ilk romanı olan "Postane" ile yeraltı edebiyatına nasıl da kolay girdiğini ve bu edebiyatın bekçisi olabildiğini görebilirsiniz. Gün içinde yaşadığı en özel duygular bu romanındadır ve bildiğimiz gibi hiçbir şeyi gizlememektedir. "Postane" belki de Bukowski'nin kendine attığı mektuplardır, içine. Çok fazla uzatmadan romanları için de bir okuma haritası oluşturmaya gayret edeyim:

1) Postane
2) Kadınlar
3) Pulp
4) Holywood
5) Pis Moruğun Notları

Son olarak birbirini tamamlayan iki denemesini de paylaşmak gerekiyor Bukowski'nin. "Pis Moruğun Notları" adıyla 2 cilt halinde basılan bu denemelerde kendi kendine konuşuyor o. Her kaçığın -akıllının bu demeliydim?- yaptığı gibi. Dolayısıyla bu iki denemeyi Bukowski'nin şiirlerini okurken "yan tedavi" olarak kullanabilirsiniz. Şairi tanımanın yolu denemelerinden geçer. Başta da söylemek istediğim gibi, ben Bukowski'yi en önce şair olarak görüyorum. Peki ya sonra? Kaybeden.

Elbette bu yazıda da onun kaybolmuş bir çok şiiri, romanı ve öyküsü olabilir. Hatta onun hakkında yazılan kitaplar bu yazıda kendilerine yer bulamamıştır. Öncelik Bukowski'nin kendi ellerinden ve daktilosundan çıkanlardır çünkü. Ben, bize sunulan yayıncılık karşısında boynumu kıldan ince hâle getirene kadar eğiyor ve yazıdaki tüm eksiklikleri üzerime alıyorum. Bukowski'nin uzun yıllar okuyuculuğunu yaptım, böyle bir yazı yapmakla sizlerden emekliliğimi istemiyorum elbette. Eğer okuma yolunuzun bu pis moruğun etrafından geçişine bir vesile olabilirsem kendimi mutlu hissedeceğim. Belki de hissetmem, bilmiyorum.

Bukowski okumaktan korkmayın, onu okumaktan korkandan korkun.

Yağız Gönüler
(Peyniraltı Edebiyatı, 5, Ağustos 2013)

Hiç yorum yok: