Müzik ruhun bağımsızlığıdır


Son yıllarda gerek Amerika gerekse Avrupa'daki birçok üniversite, insanların alışkanlıklarına dair çeşitli araştırmalar yapıyor. Bu araştırmalar, hangi alışkanlıkların nelere sebep olduğunu ve neleri kolaylaştırdığını açıklamaya çalışıyor. Cambridge Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada müzik dinleme alışkanlıkları masaya yatırılmış ve oldukça ilginç sonuçlar ortaya çıkmış. Sürekli aynı tür müziği dinleyen, dolayısıyla ruhuna müzik alışkanlığından çok belirli seslerin ve ritimlerin bağımlılığını kazandıran insanların hayata bakışı kendi pencerelerinden oluyor. Kendi kararlarını doğru zannediyorlar ve yalnız kendi bildiklerini doğru kabul ediyorlar. Bu tip insanlar iş yerlerinde de ekip çalışmasına yatkın olmadıkları gibi en küçük bir sıkıntıda en agresif tutumu gösteren, anlaşılması güç, içine kapanık ve konuşmayı sevmeyen çalışanlar sınıfına da dahil ediliyorlar. Buna nazaran farklı tip müzikleri dinleyen ve dolayısıyla kendi derdini daha iyi açıklayabilecek seslere kulak kabartmayı seven insanlar ise olan biten her şeye daha ılımlı yaklaşıp olayları çeşitli gerçeklerin süzgecinden geçiriyor ve kendi fikirlerini de katarak dünyayı yorumlayabiliyorlar.

Burada devreye 'bağımlılık' giriyor. Yanına hangi kelime gelirse gelsin insanın evvela ruhunu sonra da bedenini yok edebileceği bir kelime, bir eylemdir bağımlılık. Alışveriş bağımlılığı, tatil bağımlılığı, iş bağımlılığı, madde bağımlılığı... Bir de bağımlılık kazanıldığında ruha ve bedene her türlü kötülüğe karşı bağışıklık, iyiliğe karşı barışıklık kazandıracak eylemler de vardır; kitap bağımlılığı, müzik bağımlılığı gibi. 'Ruhun gıdası' olarak tanımlanan müzik, esasen ruhun bağımsızlığıdır. Zira müzikle hemhal olmuş kulak ve gönül, ruhun gizli kapılarını açacak, hakikate dair bir şeylerin varlığından haberdar olabilmek için kulağını ve gönlünü emaneti devraldığı makama doğru verecektir: Sahibine. Peki, hangi müzik, ruha bağımsızlığını kazandırabilir?

Güzel sesi aramak

Sanal bir çağda yaşıyoruz ve dolayısıyla sanal seslere maruz kalıyoruz. Bu çağda kulaklarımızın pasını silecek ve gönlümüzü genişletecek seslere kavuşabilmek için sürekli bir arayışta olmamız gerekiyor. Müzik insan için bir ayna görevi görür ve yürüyüşü boyunca insan esasen kendine doğru bir istikamet tutturur. Yol boyunca kendini keşfeder. Kendisi için en doğru olan sesleri arar. Bu sesler kimi zaman birbirinden farklı müzik türlerinden ve şarkılardan fışkırıverir. Dünyada kendine has sistemi olan iki müzik türünden biri Klasik Batı Müziği, diğeri de Türk Müziği'dir. Bir insan Bach, Beethoven, Mozart dinleyerek de Itrî, Kazasker Mustafa İzzet, Tanburî Cemil dinleyerek de kendi iç sesini, zevklerini, estetik ve ahlakî değerlerini keşfedebilir. Müzik, taşların da sesini duyabilmemizi sağlar. Kâinatta kuşlar gibi toprak da nefes alıp vermektedir ve insan eliyle inşa edilen yapıların her biri topraktan, taştan meydana gelmektedir. Bunun bilincinde olan bir ruh, Allah'ın yarattığı insanın olduğu her yerde arzın nefes alıp verişini duyabilir. Burada hayret duygusunu harekete geçiren yegâne sanat müziktir. Zor Zamanda Konuşmak adlı eserinde İsmet Özel şöyle der: "Itrî dinlemekten sıkılan bir adamın Süleymaniye'nin mimarisinden tad alabileceğini mümkün sayamayız. Hâfız Post'a yaklaşamamış olan birisi Doğu medeniyetinin (daha da daraltalım: Osmanlı medeniyetinin) övgüsünü yapıyorsa ne yaptığından habersiz bir kimsedir şüphesiz. Basit gözlemlerle anlaşılacaktır ki, insanın bağlı olduğu ahenk hangi seviyede ise o insanın düşünme seviyesi de aynı seviye çevresindedir."

Ruhu güzele doyurma sanatı olarak müzik

Itrî, Abdülbâki Nâsır Dede, Nâyî Osman Dede, Hammâmîzâde İsmail Dede, Zekai Dede gibi isimlerin ortaya koyduğu eserlerin her biri; onların güzele ve güzel sese ulaşma yolundaki emeklerinin karşılığı gibidir. Bu isimlerin yetiştikleri çevre ve aldıkları terbiye göz önünde bulundurulursa, Hz. Mevlânâ'nın "Biz mûsikî nağmelerini feleklerin dönüşünden aldık" sözü eserlerinin can damarını oluşturur. Yalçın Çetinkaya, kâinattaki ahengi kavrayabilme ve ruhun genişliğini keşfedebilme yönünde seslere kulak verilmesi gerektiğini "Kâinattaki âheng ve varlığın âhengi ile bu âheng neticesinde çıkan zikrin, -âdeta- bir ilâhî nağme hoşluğunda çıktığını düşünebiliriz. Bu nağmeler de bütün varlık gibi Allah'ın "Kûn" emrinin neticesidir." sözleriyle açıklar ve önemli bir tespitte bulunur: "Kâinattaki âheng, 'Lâ İlâhe İllallah'ın açık göstergesidir. Müzikteki âheng, Pythagoras'ın dediği gibi kâinattaki âhengin yansımasıdır. Müziği gerçek anlamda anlayan, kâinatı ve bütün varlık âlemini anlar. Bunları anlayan da, Allah'ı bilir. Müzik, doğru ve hakkını vererek kullanan için Allah'tan uzaklaştırıcı değil, Allah'a yaklaştırıcı bir vesîle olabilir."

'Müzik ruhun gıdasıdır' sözü her ne kadar söylenegelse de esasen müzik bir doyurma değil, acıktırma sanatıdır. İnsan ruhunu; güzeli, hakikati, şifayı, kalbi, düşünceyi, estetiği ve ahengi keşfetme yönünde acıktırır. Bu sürekli arayış, devamında ruhu çeşitli bağımlılıklardan kurtarır ve bağımsızlığı kazandırır. Bu hakiki seslerin, hakikatin başarısıdır. Fıtratına müzikle zenginlik kazandıran insan, her türlü 'modern çağ' alışkanlığına karşı önce bedenine bağışıklık kazandırır. Bedeni kirli olan her şeye karşı bağışıklık kazanan insan, ruhunu da temiz tutmak için yine müziğe başvuracak, kazandığı yeni bakış açıları ve estetik değerleriyle tabiri caizse ruhunu kanatlandıracak, hâlden hâle, makamdan makama ulaşması kolaylaşacaktır. Bu çaba şüphesiz insanın 'olmaya' doğru at koşturmasıdır. Dolayısıyla müzikle insan evvela kendini bulabilir ve bilebilir, akabindeyse olabilir. Bulmak, bilmek ve olmak hâlleri müziğin doğrudan ruhla alakalı olmasının birer tezahürüdür. Sanatçı eserini ortaya koyarken ruhunun tüm dehlizlerini harekete geçirmeli ki dinleyenin de ruhu harekete geçebilsin. Bu manada müziğe gönüllerin sohbeti de denebilir. Neşet Ertaş'a "Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez" dedirten de bu olsa gerektir. Yol gizlidir ve lakin bu yola koyulmak da talibin görevidir. Ruhun sırlarını keşfetmeye talip olunmadan, ruhun bağımsızlık saltanatını yaşamak da güçtür. Bu sırrı bir kez keşfeden, bu lezzeti bir kez tadan, ruhunu hangi müzikle harekete geçirebileceğini de keşfetmiş demektir. Artık bundan sonrasında talip, aşkla buluşur. Müzikle beslediği ruhu; varlığının tadını çıkarmasına vesile olur. Hayretle bakar, kendi iç-dış âlemleri arasındaki rabıtayı sağlar.

İnsan kendini akort edebilir

Görüldüğü gibi ahenk bilinci; dilimizi de sesimizi de yeniden ve yeniden tanıyabilmemizi, en önemlisi de onlara sahip çıkmamızı sağlar. Sahip çıkabildiğimiz ölçüde geçmişten de nasibimizi toplayarak bir gelecek inşa edebiliriz. İnşa ettiğimiz bu gelecek kadim değerlerimizden müteşekkil oldukça güven verecektir. İnsan kendini akort edebilir, bilhassa da bir ruha sahip olduğunun bilincinde olan insan. Kendini akort eden, edebilen insan, medeniyetinin önünde engel teşkil eden bütün taşları kaldırabilecek ruh olgunluğuna kavuşabilir. Bu da 'millet olma' gibi son derece önemli bir hâli meydana getirebilecektir. Millet ve medeniyet. Bu iki kavramı buluşturmak gayretiyle yine müziğe ve Savaş Ş. Barkçin'in bir yazısına başvuruyoruz: "Bu medeniyetin temeli tevhiddir, aşktır, samimiyet ve huzûrdur. Bu medeniyetin temeli aynı yerde duruyor. Mîmârîyi, ilmi, tasavvufu, edebiyatı bir tarafa bırakalım, tek başına mûsikîmizi anlayıp ona bihakkın bağlanmak bile medeniyetimizi ihyâ etmek yolunu açacaktır."

Herhangi bir şeye, olana bitene sinirlendiğimiz zaman 'sıdkım sıyrıldı' deriz. Sadakatin kökü sıdktır. Bizim sadakatimiz kendi değerlerimize doğru olmalıdır. Değerlerimizin en yüce sanat dalı olarak meydana çıktığı müzik, ruhumuzun bağımsızlığıdır. Velhasılıkelâm, Hz. Mevlânâ'nın şu sözleri bir ruha sahip olduğumuzun farkına varabilmemiz için bizlere şifa reçetesi mahiyetindedir: "Güzel ses, çalgı dinlemek âşıkların gıdasıdır. Bu dinleyişte buluşmak, kavuşmak hayali vardır. Gönüldeki hayaller, güzel sesle gelişir; hatta güzel ses yüzünden şekillere bürünür o hayaller. Suya ceviz atanın ateşi nasıl yalımlandıysa, güzel seslerle aşk ateşi de parlar, yalımlanır."

Yağız Gönüler
(Lacivert, 21, Şubat 2016)

Hiç yorum yok: