Altıpatlar

Doğduğumdan beri bitmedi ayaklarımın kıpırtısı
Sol ayağım buruk bir hüzzam sağ ayağım sert ve rast
Oysa çok büyük sabrım vardı benim tükenmiş kinim
Doğal olmayan şeylerden bahsederken elim titriyor
Dedelik taslıyorum yeni mezunlara, kravatlılara, yüksek topuklulara
Geçmişi hatırlatıyorum o hiç gevşemeyecek günleri
Hatırlamak lazım ki insandık bir zamanlar

İnsanın kendine yük oluşu bir varoluş problemi olamadı
Omuzlarda dağların kaldırabildiği şeyler yoktu
Adam hava durumunu anlatamıyordu down sendromlu çocuğa
Kadın yeni bir araba bakıyordu sahile inebilmek için
Oysa her gün beyazlar siyahlardan dayak istiyordu
Kimdi siyahlar ve neden siyahtılar
Siyah, insanın kalbinin rengidir tüm zamanlarda

Dışarıdan bakınca yürekler hep yufka
Tereyağının eriyişi bize köyleri hatırlatmıyor
Dedelerimizin okları vardı uzun yastıklarının altında
Lor peynirini seven ananeler mazide kaldı
Evlerde örülmeyen yelekler, iki bin altı yüz wattla çekilen örümcek ağları
Biraz tebessümlü biraz da borçsuz yaşam uğruna
Erteleye erteleye artırıyorduk günahlarımızı

Hayır, kimsenin yolu hayra çıkmıyor
Şer, kandil gecesi şerefeden korkmuyor
Rüyalarımızda bilgisayar oyunları, fantastik filmler, belki yapbozlar
Epeydir gitmediğimiz akrabaların ölüm haberleri geliyor
Kendimize yeni bir şiir için malzeme buluyoruz
Seviniyoruz ölümlere, yeni heyecanlar ekleyip çıkarıyoruz
Hayatımıza en son kime üzülüp yardım ettin diye sorulsa
Aynanın karşısında hiç utanmayan kendimiz

Baba olmak kocaman taştır her an fırlamaya hazır
Fırlatılmaz baba çünkü sığmaz bir ele
Dünyanın derdi sığamaz geç vakitlerde iki elime
Tüm dikenlerini kaşıyorum sol avucumla
Sağ avucumda sımsıkı kavranmış altıpatlarım
Ben ki yetişemiyorum benliğime hep bağımsız kocaman bir sivil
Hasbünallahû ve nî'mel vekîl

Yağız Gönüler
(Mahalle Mektebi, 29, Mayıs-Haziran 2016)

Hiç yorum yok: