Hayret Makamında Bir Ömür: Ayşe Şasa


İnsan Yayınları - İnsan Kültür ve Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi, "Hayret Makamında Bir Ömür" başlığıyla Ayşe Şasa'yı vefat yıldönümünde yâd etti. Bünyamin Yılmaz'ın moderatörlüğünde gerçekleşen programda Enver Gülşen, İhsan Kabil, Hüseyin Akın ve Nilüfer Usta konuşmacı olarak yer aldı. Tüm konuşmacılar hem Ayşe Hanımla yaşadıkları anılarını, onun hayatının gösterdiği ilginçlikleri sinema, edebiyat, İslâm ontolojisi perspektifinden anlattılar.

Yeşilçam Günlüğü küçük yazılardı ama bize atılmış birer gülleydi

Enver Gülşen söze başlarken "Tanışmaktan korktuğum üç isimden biriydi" dedi. Sezai Karakoç ve İsmet Özel dışında Ayşe Şasa ile de tanışmaktan çekindiğini, çünkü insanları kafasında kurduklarının dışında gördüğü zaman kendini çok kötü hissettiğini belirtti. Ayşe Şasa'nın kendisinden sonra geleceklerin başarılı olmasını isteyen nadir insanlardan biri olduğunu belirten Gülşen, gelenekle sanat ve sinema arasında ilişkiler kurarak bir şeyler söylemek isteyen Şasa'nın, bilhassa Yeşilçam Günlüğü kitabındaki küçük yazılarla aslında nice gülleler attığını ifade etti.

İhsan Kabil, merhumenin "telefon yoluyla kurduğu sanal ağda" birçok değeri bir araya getirdiğini belirterek hayret makamında, şaşırarak yaşamanın nasıl bir anlam ifade ettiğini Ayşe Şasa'da görmenin mümkün olduğunu söyledi. Tasavvufla tanışmasından sonra olağanüstü vakalar karşısındaki soğukkanlı duruşu Şasa'nın hayret makamındaki yerinde kademe atladığının da göstergesi olmuştur şüphesiz. Kabil burada "1999 depremini 'Tamam, olabilir' diyerek karşıladı" sözüyle nitelendirdi. Dinle Neyden (2008) çalışması için Ayşe Hanımın çok yorulduğunu, uzun süreler çalıştığını fakat buna rağmen "İstediğim gibi olmadı" dediğini de sözlerine ekledi.


Birbirine ait fakat birbirini tanımayan insanları birleştirdi

Şair Hüseyin Akın, Ayşe Şasa ile ilk ilişkisinin evvela Dergâh dergisinde yayımlanan yazılarıyla olduğunu, akabinde merhumenin 8 yaşındayken bir şişenin içine yazdığı notun içine işlediğini belirtti. "Ben çok yalnız bir çocuğum" yazıyordu şişede ve Akın da  "Bu durum yaşamının sonuna dek sürdü" dedi. Şüphesiz 68 kuşağının trajik öyküsü Ayşe Şasa'nın ömrünün özetiyle denkti, "Beyaz Türk" ortamında kendisini yadırgaması Hüseyin Akın'ın da oldukça ilgisini çekmiş. Daha sonra Akın'ın bir gazete yazısı üzerine Ayşe Hanım kendisini aramış, teşekkür etmiş ve 'rahatsız ettim' diyerek vedalaşmış. Aynı şeyi Akın'ın arkadaşları Hakkı Özdemir ve Kamil Yıldız'a yapmış ve bu üç isim de bu arayışlara dair birbirlerinden habersizmiş. Hüseyin Akın'ın buradaki yorumu oldukça güzel: "Ayşe Şasa'nın en hususi özelliği: Birbirine ait olduğu hâlde birbirini tanımamış insanları bir araya getirmiştir."

Şasa'nın kurduğu "telefon cemaati" ile kendisinin onca derdine rağmen başkalarını da dinlemeyi ve onlarla ilgilenmeyi sevdiğini söyleyen Akın, tüm misafirlere İsmail Kara'nın şu sözlerini hatırlattı: "Bir gün başınıza bir şey geldiğinde sizi ilk arayacak olan odur."

Talebelerin Ayşe Hanımı evinde ziyaret etmesindeki sohbetler neticesinde yaşadığı şaşkınlıklardan biri; talebelerin sürekli Wittgenstein, Heidegger gibi isimlerden bahsediyor oluşları imiş. "Gazzâlî varken, İbn Arabî varken bunlar kim? Bu insanları büyütmeyin." diyormuş Ayşe Hanım daima. Öte yandan sinemanın fazla büyütülüp idealize edilmesine karşıymış. "Sefalet dünyasıdır, bir şey yoktur" deyip geçermiş bilhassa gençlerle konuşurken. Hüseyin Akın kısa konuşmasına o kadar güzel şeyler sığdırdı ki fakir de bu notları "Acaba yazsam mı yoksa hususi not defterimde ebediyen saklasam mı?" diye çok düşündü. Şairi dinleyelim: "Ayşe Hanım dinî konuları konuşurken söze 'Ben ümmiyim' diye başlardı. 'Ben bu konuları bilmiyorum' derdi hep. Tüm dünyası tasavvufla değişti. Son günlerine doğru yaptığımız konuşmalarda hep divan edebiyatı okumak istediğini söylerdi. Bilhassa Fuzûlî'ye çok merakı vardı."

Herkese yetecek kadar geniş kalbi vardı

Nilüfer Usta, "Yoğun bakımdayken bile bir başkasının derdini düşünmüş, 'Acaba nesi var onun?' diyerek bir başkasının derdiyle dertlenmiş biri" olduğunu söyledi Ayşe Şasa için ve şöyle bir misal verdi: "Müşkülde olan biri için kendi maddi yetersizliklerine rağmen, hastalıklarına rağmen çevresinden ve bilhassa üst sınıftan insanlardan para toplayıp o zorda olan insana dükkan açılmasına vesile olmuştur."

Yaptığı sûfî okumaları neticesiyle hem çevresinin hem de ruh dünyasının geçirdiği değişimlerden bahseden Usta sözlerini şöyle noktaladı: "Romalılar mezar taşlarına 'Öldü' yazarlar. Bazen de 'Yaşadı' yazanlar olmuştur. Ayşe Hanım kelimenin tam manasıyla yaşamıştır."

Ölüm döşeğinde bile Amenerrasûlü'yü ezberlemeye çalıştı

Konuşmacılardan sonra mikrofon bu kez programa katılan bazı isimlere uzatıldı. Yıldız Ramazanoğlu, Şasa'nın bir konuşma ehli olduğunu, yazdıkları arasından en çok Yeşilçam Günlüğü'nün bilinmesini istediğini, kendisine kitap tavsiye edildiğinde iki gün içinde alıp okuduğu ve bu dünyadan bir öğrenci olarak gittiğini belirtti. Süleyman Gündüz, Ayşe Hanımı anlatırken kendisini bir kör olarak nitelendirdiğini söyledi ve 99'dan sonra başlayan yakın dostluklarında en çok sinema, siyaset, dünya meseleleri, İslâm'ın geleceği üzerine sohbet ettiklerini ifade etti. Hacer Gündüz, "Ölüm döşeğinde bile Amenerrasûlü'yü ezberlemeye çalışırdı. Ona en yakışan esmâ Hayy idi çünkü herkesi kuşatırdı" dedi. "Hayret Perdesinde Temâşâ" kitabını hazırlayan Serdar Arslan, Şasa'nın bir kalp ve ruh insanı olduğu belirtti. Adem Taşkıran ise merhumenin en çok evliya hikâyelerini sevdiğini, bir çocuğu bile dikkatle dinlediğini, en mühim tarafının dervişeliği olduğunu söyledi ve kendisine "Ayşe Şasa sizin neyiniz olur?" diye sorulduğunda "Sevgilim olur" diye cevap vereceğini belirtti.

Programa dair emeği geçen herkesi gönülden tebrik ederken merhumeye de rahmet diliyorum. Allah sırrını takdis etsin. Lillah-il-fâtiha.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 18.06.2016)

1 yorum:

La Tahzen dedi ki...

Çok teşekkür ederim yazı için ayrıca sitemi ziyaret etmeyi unutmayın http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/