İnsan ve Plastik


Sanat eserleri yanlarında duran diğer eserlerle ve onlarla rabıta kuran insanlarla değerlenir. İnsan yeniden yorumlar bu eserleri ve değer katar. Şayet değer katamayacaksa, yeniden yorumlamanın da bir manası yoktur. İyi bir değerlendirme yapılamadığında güzelliğin yerini çirkinlik alır. Güzelin ve çirkinin ortası yoktur sanatta. 13. yüzyıldan kalma nadide bir Selçuklu eseri olan Çifte Minareli Medrese'nin (Erzurum) duvarlarının üzerine plastik su borularıyla döşeyerek yalnız eseri çirkinleştirmekle kalmaz, aynı zamanda içinizdeki çirkinliği de aksettirmiş olursunuz. Ne demiştik? Sanat eserleri yanlarında duran diğer eserlerle değerlenir. Yanına, üzerine değil. Yapılan bu çirkinlik pahalıya mal olabilir zira Çifte Minareli Medrese'nin asıl adı Hatuniye Medresesi'dir çünkü bu eseri yaptıran I. Alaeddin Keykubad'ın kızı Hüdâvent Hatun'dur. Allah'ın yeri de göğü de çirkinliği kabul etmez. İnsanın seviyesi düştükçe sindirebilir ama O yalnız güzeli sever. Dolayısıyla bu çirkinliği yapan zevatın rüyasına I. Alaeddin Keykubad'ın girmesi ve "arkadaşlarıyla" bir gece ansızın kabus gibi çökmesi de son derece doğaldır.

Plastik, hayatımızın neredeyse her yerinde olan bir malzemedir. Konutlarımızın (evlerimizin değil) pencereleri, kol saatlerimiz, cep telefonlarımız, koltuklar, kalemler, arabalar vesaire içinde plastik barındıran yahut tamamen plastik malzemeyle oluşturulmuş eşyaların bazılarıdır. Plastik, içine girdiği eşyanın ruhunu sömüren, seviyeyi düşüren, aşağılık bir maddedir. Öylesine aşağılıktır ki toprak bile kabul etmez; mesela doğanın bize sunduğu muz yalnızca 2-4 hafta arasında toprak olurken plastik torba için 1000 yıl kadar sabredilmesi gerekiyor. Şaka gibi gelen bu gerçeklerle avunmuyoruz bile. Bizim dinimizde de, sanatımızda da, düşünce dünyamızdan mimarimize kadar da her yerde ve her şeyde su; kutsaldır. Tıpkı ekmek gibi. Su kutsaldır ve insan su içmeden yaşayamaz. Dolayısıyla bir muhtaçlık durumu vardır. Oysa plastik kullanmadan insan Allah ömür verdikçe yaşar. Yani plastik sizin hayatınızdan çıksa yahut çıkarılsa, hiçbir şey kaybetmez aksine kazanırsınız. Peki ne işi var suyun plastiğin içinde?

Sualin içini doldurmak için iki kıymetli ismi misafir edeceğim. İsmet Özel ve Sadettin Ökten. Çünkü son yıllarda plastik vurgusunu sık sık yapan başka âdemler bilmiyorum. Ne demiştik? Sanat eserleri onlarla rabıta kuran insanlarla değerlenir. Su, Allah'ın bir sanat eseridir.

9 Haziran 2007 tarihinde İsmet Özel, İstanbul Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde İstiklal Marşı Derneği üyeleriyle yapılan tanışma toplantısının sonlarına doğru şöyle dedi: "Pet şişe içinde Nestle su satmış. Bak, ben de içiyorum. Aslında haram olması lazım ve bunu bilerek “Bismillah” diyip içmemiz lazım. Neden? Bu Nestle firması yıllar boyunca üçüncü dünya ülkelerine besin değeri düşük mama sattı. Onların ileri dedikleri ülke çocuklarının zekâ seviyesine gelmesin Afrikalı, Asyalı çocuklar diye… Ezbere yapmadılar bunları. Türkiye’de de buna benzer çok şey yapılıyor."

Evet Türkiye'de bilhassa Yeni Türkiye'de buna benzer çok şey yapılıyor. Mesela Deniz Baykal'ın partisinin genel başkanlığından ayrılmadan önce ne yaptığını biliyoruz. Pensilvanya'dan süt aldığını, bu sütlerin biberonlarla geldiğini ve bu plastik biberonların bebek bünyesine nasıl zararlar verdiğini biliyoruz yani.

15 Mart 2015'de ise bu kez İstiklâl Marşı Derneği’nin Sekizinci Sene-i Devriyesi münasebetiyle tertip edilen "Darü'l-İslâm Nedir, Ne Olmalıdır? Misak-ı Milli Ne İdi, Ne Oldu?" adlı panelde konuşma yaparken "Pet şişeden su içen insanlar hâline getirildik" deyince benim beynimdeki fişeklerin yanan alevi harlandı. Bu meselenin üzerine gitmek için notumu aldım. Zaman bu zamanmış.

Şehir ve mimari üzerine yaptığı çalışmaların yanı sıra medeniyet tasavvuru, insan, kadim kültürümüz ve modernleşmenin bize kaybettirdikleri üzerine hem yazdıkları hem de söyledikleriyle nice gönülde taht kurmuş Sadettin Ökten, 29 Mart 2016 Salı akşamı Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde "Şehir ve Medeniyet Tasavvuru" başlıklı bir konuşma yaptı. İki objenin birlikteliğinin nasıl olması gerektiğine dair anekdotlar aktarırken şunları söyledi: "Şehir bize biri işlevsel diğeri simgesel olmak üzere iki mesaj verir. Mesela şu an plastik bir şişenin içinde su var, içiyorum. Su, hem tarihte hem dinde hem felsefede hem sanatta çağlar öncesinden kutsal sayılmıştır, öyledir. Plastik ise II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan medeniyet tasavvurunun ortaya koyduğu basit, kolay, küçümseyici bir obje. Şimdi biz sularımızı plastik şişelerde, bardaklarda içiyoruz. Kendimize saygı göstermiyoruz. Evimize gelen misafirlerimize yiyeceğini ve içeceğini plastik tabakla, çatalla, bıçakla ikram etsek nasıl olur diye soruyorum ve bırakıyorum."

Sadettin hocanın bıraktığı yerden başlamak niyetinde değilim zira hadsizlik olur. Benim niyetim bu suali yenilemek ve okuyanı da cevap vermeye değil, düşünmeye zorlamak. İnsanın plastikle bu kadar haşır neşir olmasının altında zehirlenmeye, oltaya gelmeye, dalgaya kapılmaya meraklı olması mı yatıyor yoksa itikadî bir zaaf mı söz konusu? Biz imandan vazgeçip yerine neyi koyduk? 400 yıllık bir türbenin yanına plaza dikmek kimseyi rahatsız etmiyor mu? 700 yıllık caminin içine teneke pisuarlar koymak ne demek? Evlerimize giren bidonların içinde üreyen mikroplardan haberimiz var mı? Bugün en çok da çocukların içtiği sütlerin üzerinde UHT yazıyor; Uzun Ömürlü Süt. Yani özel işlemden geçmiş, morfinman bir nesil yetiştirmek için hazırlanmış, içindeki bütün değerleri daha uzun süre kullanılsın diye çekilmiş süt. Her buzdolabında bir bomba olduğunu biliyor muyuz? Yine hemen hemen her evde sıklıkla kızartılan dondurulmuş patateslerde plastikimsi malzemeler çıktığını İsviçreli bilim adamları mı söylemeli illa? İllallah. İlla Hû. Allah'tan korkan bunları yapar mı? Peki Allah adını zikreden bunları yiyip yutar mı?

Bir ton soru. Siz bunlar üzerine düşünmeye durun, ben de ülkemizde taşınmaz edinmek isteyen yabancı uyruklu kişilere yardımcı olmak amacıyla hazırlanmış bir rehberi okuyayım. Bakalım yeni ne tür plastikler hayatımıza girecek. Olanı biteni HD izleyebilirsek ne mutlu. Son dakika gelişmesi: İngiltere'de bir firma plastik arı kovanı üretimine başlamış. Unutmadan, plastik mermiyi icat eden ülke de İngiltere idi..

Yağız Gönüler
(Aşkar, 38, Nisan-Mayıs-Haziran 2016)

Hiç yorum yok: