Şiir ve musıkî, Allah'ın bize lutfettiği nimetlerdendir


Yakın zamanda müziğimize dair ülkemizde kıymeti büyük kitaplar yayımlandı. Bu kitaplardan biri de Şule Yayınları tarafından basılan, Türkan Alvan ve M. Hakan Alvan’ın ortak ve ciddi bir emek içeren kitapları “Saz ve Söz Meclisi: Şiir ve Musıkî Medeniyetimiz”. 560 sayfalık bu eserle birlikte hem kadim saz ve söz geleneğimizin tarihini keşfetmek hem de medeniyetimizi inşa eden bu güzide sanat dallarının birleşiminden neşet eden ahengi okuyabilmek mümkün. Saz ve Söz Meclisi çerçevesinde kitabın yazarlarından Türkan Alvan Hanımefendi ile hem geleneğimizi hem de geleceğimizi konuştuk.

Evvela söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum Türkan Hanım. Dilerseniz kitabın çıkış öyküsünden başlayalım. Hem şiir ve musıkî ortamımız, hem de günümüz kültür seviyesini göz önünde bulundurduğumuzda bu kitabın büyük bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum naçizane. Sizin bu kitaba başlarken düşünceniz neydi? Saz ve Söz Meclisi, nasıl bir düşüncenin ürünü?

Bendeniz Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde Eski Türk Edebiyatı bölümü öğretim üyesiyim. Eşim ise Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğu’nda neyzen ve bestekârdır. Daha evvel özel okullarda yıllarca Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptım.

Öncelikle, yıllardır gözlemlediğim bir gerçeği belirtmek isterim. Yeni neslin zevkindeki yozlaşma ülkemizin geleceğini karartıyor. Eskiden, bizler edebiyat derslerinde öğrendiğimiz Yunus’un, Karacaoğlan’ın, Şeyh Galib’in şiirlerini, TRT ekranından ve radyosundan şarkı, türkü ve ilahi olarak dinlerdik. Mevlid cemiyetlerinde, Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ının sözlerini anlamaya çalışırdık. Bu şekilde mesela edebiyat derslerinde divan şiirindeki sevgiliyi, âşığın sevgilisi uğruna her sıkıntıya katlanmasını anlardık; mecazî olsun, ilahî olsun aşkın insanı şehadet mertebesine eriştireceğine inanarak büyüdük. Hz. Mevlana Mesnevi’nin ilk 18 beytinde bunu anlatır. Karacaoğlan’ın her gördüğü güzeldeki güzellikleri anlatmasını hiç yadırgamadık. Duygu ve düşünce açısından böylece, geleneğin değerleriyle sağlıklı ortamlarda büyüdük.

Oysa şimdi, gençlerimize bu değerlerimizi vermekten âciz kalıyoruz. İnanılmaz derecede materyalist düşünüyorlar. Mesela öğrencilerimin Karacaoğlan’ı -affedin- elâlemin karısına kızına göz dikmiş biri olarak görüp “Hocam, âşıklık diye meslek mi olurmuş! Sizce Karacaoğlan’ın her güzele laf atması doğru mu?” demeleri, gazellerde dîvân şairlerinin dünyasına empati kurmalarını sağlamakta zorlanmaya başlamam vs. meselenin ciddiyetini ortaya koyuyordu. O zaman fark ettim ki biz klasik şiir zevkini hep musıkî sayesinde öğrendik. Düşünün, aruz ölçüsü bile musıkî sayesinde ortaya çıkmıştır. Şeyh Galib’i Hammamîzâde’den, Itrî’yi Yahya Kemal’den ayrı düşünemeyiz. Bu yüzden bendeniz de artık dîvân şiiri hakkındaki derslerimde öğrencilerime öğrendikleri gazelin, murabbanın bestesini dinletme şartı koydum. Böylece derse intibak etmeleri kolaylaştı ve zevk almaya başladılar. Ancak bu yeterli değildi. Üniversitemiz dekanı sayın Prof. Dr. Fatih Andı, destek oldu ve “Edebiyat ve Musıkî” adlı bir ders okutmaya başladık. Derse öğrencilerimiz yoğun ilgi gösteriyordu. Mesela Mevlevî semaı bahsinde öğrencilerimle ellerimizde dinleyeceğimiz sema âyin-i şerifinin güftesi Galata Mevlevîhânesi’ne gittik ve çok keyif aldık. Bunun üzerine eşim M. Hakan Alvan ile istişare ederek bu dersin kitabını hazırlamaya karar verdim. Amacımız bütün incelikleriyle ve her yönüyle şiir ve musıkî medeniyetimizin beraber ortaya koyabilmekti. Sağolsun, yeni neslin önemli destekçilerinden Ali Ural Bey de bize destek oldu ve böylece Saz ve Söz Meclisi adlı kitabımız Şule Yayınları’ndan çıktı. Kendilerine sonsuz müteşekkiriz.

Sizce şiirimizle mûsıkimiz arasında nasıl bir irtibat bulunmaktadır?

Bakınız, bugün İslam dünyasında düşünce geleneğinin ve estetik algının parçalanması yüzünden bir sürü garabet yaşıyoruz. Vahhabî kafasıyla sevgisiz, Hz. Peygamber’i (s.) -hâşâ- sadece postacı konumuna indirgeyen ama kendi aklını ve nefsini kutsayan meal Müslümanı olmanın propagandasını yapanların sayısı İslam dünyası için ciddi bir tehdittir. Birileri de cehaletten mesela, İslam medeniyetinin mimarlarından Itrî’nin -bırakın diğer eserlerini- Tekbîr’i ile Salât-ı Ümmiyye’sini bile anlamaktan âciz fetvalar verebiliyor. Bunları gördükçe insan dehşete kapılıyor. Çünkü şiir ve musıkî medeniyetini zirvede yaşamış bir ecdâdımız varken ruhu ve gönlü kurutulmuş nesiller yetişiyor. Yani zirveden sonra zırvayı yaşıyoruz. Bugün biz Müslümanlar olarak, ecdâdının ilm-i hâl’ini; kuru ilmihal bilgisinden ayıramayacak derekeye düştük. Hâlâ, sanatın Latîf olan Allah’ın insana verdiği en büyük lütuf olduğunun farkında değiliz.


Evet, şiir ve musıkî, İslam fıkhı nazarında kendini kabul ettirme mücadelesinde asırlardır aynı kaderi paylaşmıştır. Şiire daha hoşgörülü yaklaşılmışsa da İslam fakihleriyle mutasavvıflar arasında mûsikînin haram olup olmadığına dair; günümüze dek uzanan fikir çatışması yaşanmaktadır. Ancak, Kurʿân-ı Kerîm’de şiir ve musıkîyi haram kılan ayet yoktur. Hadîs literatüründe ise musıkîye cevaz vermeyen hadîs-i şerîflerin çoğu, hadîs ilmi kriterleri açısından zayıf ve uydurma iken musıkîye cevaz veren hadîslerin ekserisi sahih ve güvenilir kabul edilir. Bu konuda İbni Hazm’ın ve İbni Kayserânî’nin müstakil eserleri yanında, geniş bilgi edinmek ve tereddütleri gidermek için özellikle Süleyman Uludağ’ın İslam Açısından Musıkî ve Semâ ve Pehlul Düzenli’nin İslam Kültür Tarihinde Musıkî adlı eserlerine müracaat edilebilir.

Osmanlı'da sadece şeyhülislamların değil; kazasker, müderris, vaiz, imam, müezzin, hâcegân vb. dinî ilimlere vâkıf nice zâtın şiir ve musıkîyle niçin meşgul olduğu üzerinde durup düşünmek gerekir. Saz ve Söz Meclisi’nde şair ve musıkişinas din adamlarını ve eserlerini tanıttık. İstanbul Müftüsü (Şeyhülislam) Zenbilli Ali Efendi, Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi, Şeyhülislam Bahâyî, Şeyhülislam Dâmadzâde Feyzullah, Şeyhülislam Küçükçelebizâde Âsım, Şeyhülislam Pîrîzâde Mehmed Sâhib Molla, Bursa kadısı ve müderrisiyken Celvetî Pîri olan şair ve bestekâr Aziz Mahmud Hüdâî, müderris ve Halep, Bursa kadısı olan ve Mekke kadısı, İstanbul ve Anadolu ve Rumeli Kazaskeri payesi alan Kethüdazâde Ârif Efendi bunlardan sadece birkaçıdır. Onlara göre şiir ve musıkî, Allah’ın bize verdiği bir nimettir. Bu nimet kişinin niyetine göre hayır veya şer yönünde kullanılabilir. Yani, “Musıkî ve şiir âşığın aşkını artırır, bu yüzden ehline helaldir. Fâsığın ise fıskını artırır, onlara haramdır.” Bu kıymetli din âlimleri, her iki sanata da katkıda bulunurken İslam estetiğini yüceltmişlerdir.

Saz ve Söz Meclisi'nin okuyucu için en güzel taraflarından biri hiç şüphesiz akademik bir dilden ziyade belgesel tipinde bir üslup kullanılması, eser önerileri sunması ve konu sonlarındaki makalelerle zenginleşmesi olmuştur. Kitaba dair gelen yorumlar sizde ne gibi düşüncelere yer açtı?

Akademik endişeyle hazırlamaya gayret ettiğimiz bu eserde, soğuk, halktan uzak akademik bir dilden kaçındık. Saz ve Söz Meclisi deneme-makale-anı-eleştiri gibi farklı türleri bir arada işleyen bir kitap olarak Türkiye için şu an türünün tek örneğidir. Bu Türkiye’de alışkın olunan bir üslup değil, ancak batıda bu tür kitaplar oldukça yaygınlaşmaya başladı. Akademisyenler, artık eserlerinin halkın her kademesine ulaşması için farklı üsluplar deniyorlar.

Saz ve Söz Meclisi'nde edebiyat ve musıkî münasebetleri geniş bir yelpazede ele alındı. Çalışmamızda değindiğimiz her konu; aslında başlı başına bir kitap olacak derinliktedir. Şiir ve Musıkî Meclisleri, Mevlid-i Şerîf ve Meşki, Karagöz Edebiyatı ve Musıkîsi, Bir Şâheser: Itrî’nin Nevâ-Kâr’ı, Rezm Meclisinde Şiir ve Musıkî, Şiir ve Musıkînin Mukabelesi: “Semâ Âyîn-i Şerîfleri, Kâr-ı Nâtık kitapta işlenen bölümlerden bazıları. Biz, edebiyatın farklı konuları içinde şiir ve musıkî münasebetlerini göstermeyi hedefledik. Bu kitabın içindeki her konunun edebiyat ve musıkî sahasındaki akademisyenlerce daha da geniş bir şekilde irdelenebileceğini düşünüyoruz. Farklı ve kimine göre ilgisiz görünen her konuda asıl gaye; akl-ı selîm, kalb-i selîm ve zevk-i selîm erbâbı şair ve musıkişinasların İslam medeniyetini nakış nakış inşasını gözler önüne sermektir. Bundan başka, günümüzde İslam adına ortaya çıkan bazı gürûhların yıkıcı, yok edici barbarlığıyla mücadelede; gençlere yol göstermek ve ecdadın zarif Müslümanlığını rol-model olarak benimsetmekte; kitaptaki her anekdotun ayrı bir anlamı var.

Ele aldığımız her konuda, klasik şiir ve musıkîmizin ortak yönlerini ortaya koyup okurları; bilinçli ve kaliteli müzik dinlemeye yönlendirmeyi istedik. Çalışmamızda musıkî çevrelerinin de güfte olarak seçtikleri şiirlere ve şairine ihtimam göstermesi ve şiirin notaya alınışı ve icrası sırasında daha titiz davranmaları gerektiğini farklı örneklerle anlattık. Kitaba dair edebiyat ve musıkî camialarından oldukça olumlu tepkiler alıyoruz. (Mesela, necatimert.com.tr/1600_PERDE-GAZELI--02-Mayis-2016.html )

Saz ve Söz Meclisi'nin şimdiye kadar gerekli ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz? Özellikle bu ilginin artması için projeleriniz var mı? Şahsen, bilhassa okullarda bu kitaba dair söyleşiler yapmanızın çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Saz ve Söz Meclisi kitabının bir amacı da üniversitelerde özellikle konservatuvar, ilahiyat ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde Edebiyat ve Musıkî derslerinin yaygınlaşmasını sağlamaktır. Yani bu dersin ders kitabı olarak hazırlandı. Bu sayede edebiyat ve musıkî çevrelerini birbirine yaklaştırmayı hedefledik. Kitabı tanıtmak için özellikle İstanbul Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Bilim Sanat Vakfı, Sakarya Belediyesi’nde sazlı sözlü söyleşiler düzenledik, düzenlemeye de devam edeceğiz inşallah. Facebookta Saz&Söz Meclisi adlı bir sayfa açtık, kitap hakkında tartışmalar, değerlendirmeler yapalım diye.


Saz ve Söz Meclisi şiir ve musıkî medeniyetimizi keşfetmeye yönelik bir başlangıç kitabıdır. Bunun devamını başka akademisyenlerin getireceği ümidindeyiz. Mesela, Halk Edebiyatı ve Halk Müziği ilişkisini veya Dinî Musıkî-Tekke Edebiyatını farklı açılardan ele alan yeni Saz ve Söz Meclisi kitapları yazılabilir. Yine Saz ve Söz Meclisi’nde klasik Türk şiiri ve musıkîsi zevki üzerinde durduk. Bunun modern şiir ve musıkî ilişkisi versiyonu da mutlaka hazırlanmalıdır.

Hakan Alvan hocamızın kitabın oluşturulma aşamasındaki katkılarını biz okuyucular merak ediyoruz. Mesela eseri oluştururken izlediğiniz kaynaklar yahut dinlediğiniz müzikler oldu mu, karşılıklı istişare ettiğiniz temel konular nelerdi?

M.Hakan Alvan, tasavvuf müziği sahasında 200’ü aşkın bestesiyle dikkate değer bir bestekâr ve neyzendir. Saz ve Söz Meclisi’nin asıl yazarı bendeniz olmama rağmen, kitabı sadece kendi adıma çıkarmayı etik bulmadım. Saz ve Söz Meclisi’nde musıkîye dair her bahiste onun tespitleriyle kendiminkileri birleştirip bir senteze ulaştım. Seçilen her eserin değeri, en iyi icrası gibi konularda, onun engin bilgisinden istifade ettim. Kitapta işlediğimiz konularda hem edebiyatçı hem de bestekâr gözüyle yaptığımız değerlendirmelerde büyük keyif aldık. Mesela prozodi, kâr-ı nâtık, güfte-beste, şair-bestekâr ilişkisine dikkat çekmek istedik. Tanpınar ve Yahya Kemal’in musıkî hakkındaki fikirlerini tartıştık ve yeni bilgilere ulaştık. Her konu için önerdiğimiz dinletilerin taş plak kaydı gibi orijinal ve özel kayıtlarını önce biz dinledik ve seçtik. İnşallah kitabı okuma nezaketinde bulunanlar önerdiğimiz eserleri de dinlerler.

Şiir ve musiki bizde beraber yürünen bir yol. Gençlere şiir ve musiki alanında "olmazsa olmaz" diyebileceğiniz şüphesiz birçok isim vardır. Biz her birinden beş adet rica etsek kimleri söylersiniz?

Biz Saz ve Söz Meclisi’de şiir ve musıkîyi ortak yönleriyle ele aldık. Bu yüzden şiir ve musıkî kültürünü önemseyen isimler önermek isterim: Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi, Sultan III. Selim, İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cinuçen Tanrıkorur önemli isimlerdir. Onların kendi eserleri ve onlar hakkındaki literatürü şiir ve musıkî zevkine sahip herkesin bilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kitabınıza benzer çalışmalarınız sürecek mi? Gençlerimizle eşsiz medeniyetimizi "tanıştırma" konusunda ülkemiz yazarlarına ve müzisyenlerine neleri önerirsiniz?

Bizim bundan önce Mehmed Âkif’in Said Paşa İmamı şiirinin kahramanı büyük mevlidhan Said Paşa İmamı Hasan Rıza Efendi adlı bir çalışmamızda oldu. Bendeniz bu efsane şahsiyetin şiirlerini ve küçük risalesini hazırladım. Hakan Bey de Hasan Rıza Efendi’nin şiirlerine farklı bestelerden oluşan enfes bir CD çalışmasına imza attı. Bu eserler, büyük sanatkâr Ahmet Özhan beyin icrasıyla CD’de yer aldı. Böylece Dinî musıkî repertuvaruna 40 kadar beste kazandırdık. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Yayınları arasında çıkan bu çalışmada böylece, şiir ve musıkî birlikte ele alındı.

Günümüzde, klasik Türk şiiri ve klasik Türk musıkîsi ile ilgili akademik çalışmalar birbirinden bağımsız ve habersiz bir şekilde ilerliyor. Oysa 20’inci yüzyılın başlarına kadar şairlerin çoğu, iyi birer musıkişinastı. Başarılı bestekârlar veya saz sanatçıları da klasik Türk şiiriyle yakından ilgilenirlerdi. Bu insanlar, sosyal sınıf, inanç ve meslek farklılıklarına rağmen zevk-i selîm sahibi olma endişesinde birleşmişlerdi. Bu açıdan edebiyat ve konservatuvar akademisyenlerinin özellikle klasik medeniyetimize intibak etmek için birbirinin bakış açısına ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple her iki alandaki sanatkârların birlikte farklı ve güzel eserler ortaya çıkaracaklarını söyleyebiliriz.

Müzikle ilgilenen yahut ilgilenmeye yeni başlayan gençler; Saz ve Söz Meclisi gibi kitaplardan istifade ediyorlar. Bu konuda sizin de gençlere önerebileceğiniz kitaplar var mı?

Saz ve Söz Meclis deneme-makale-anı-eleştiri gibi farklı türleri bir arada işleyen bir kitap olarak Türkiye için şu an türünün tek örneği olduğunu belirtmiştik. Son yıllarda disiplinler arası tarzda yazılmış kitaplar ülkemiz gündeminde henüz yenidir. Ama batıda bu tür kitaplar çok revaçta. Mesela, şiir ve musıkînin psikoloji, sosyoloji gibi bilimlere göre analizleri yapılıyor. Şiir ve musıkî adına İbnülemin Mahmud Kemal İnal’in Hoş Sadâ ve Son Asır Türk Şairleri, Tanpınar’ın ve Yahya Kemal’in şiir ve musıkîye dair eserleri, Cinuçen Tanrıkorur’un, Murat Bardakçı’nın eserleri mutlaka okunmalıdır. Bir de yeni çıkan Yalçın Çetinkaya’nın Müziği Düşünmek adlı eseri; O. Güneş Ayas’ın Müzik Sosyolojisi, Musıkî Inkılabının Sosyolojisi adlı eserleri, Bülent Aksoy’un Geçmişin Musıkî Mirasına Bakışlar aklıma gelen okunası kitaplar.

Konuşan: Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 21.07.2016)

Hiç yorum yok: