İrfanî öğretilerin mayasıyla yoğrulmuş bu topraklar

Şu dünyanın hâli böyle / yalan yahşî geçer şöyle / söyledikçe engin söyle / engin ol gönül engin ol” diye yazmış asırlar öncesinden Teslim Abdal. Coşkun Karademir sazıyla, kopuzuyla, sesiyle, imzasını attığı albümlerle son yılların öne çıkan gelenek temsilcilerinden. Emek verdiği albümlerini dinlerken bazen tasavvuf kitabı karıştırıyor, bazen Anadolu topraklarında kapı kapı geziyor, bazen de farklı coğrafyalardan kısa belgeseller izliyor gibi oluyor insan. Yolculuğunu, müziğimize bakışını kendi penceresinden izleyerek konuştuk.

Evvela senden albümün ortaya çıkış hikâyesini dinlemek isterim. The Secret Ensemble nedir ve “Call of the Birds” nasıl ortaya çıkmıştır? Neden “Kuşların Çağrısı”?

The Secret Ensemble, uzun zamandır gerçekleştirmeyi düşündüğüm bir oluşumdu. Hem içeriği hem de müziğini icra ediş biçimi itibariyle akılda ve gönülde pişmiş bir haldeydi zaten. Bir adım atmak gerekiyordu, atıldı... Kendini yeterince güçlü tarif ediyor diye düşüyorum topluluk. Yaklaşık bir yıl süren, her aşaması ve süreci titizlikle işlenen bir deneyimdi benim ve ekibim adına, şükür ki nihayete vardık güzel bir şekilde. Bir de buradaki önemli nokta da şu ki, Mahsa Vahdat'ın bizi kalpten kabullenişi de müziğimize ayrı bir güç ve seyir getirdi. Uzun sözün kısası, kalbimden aklıma intikal eden bir müzikti, dostlarımla bunu paylaştığımda da aynı ölçüde karşılığını gördüm kendilerinden, buna bir de Mahsa'nın güzel gönlü ve turna avazı eklenince bizim de hayalimizin ötesinde bir üretim gerçekleşti. Bahsettiğim bu seyir bir çağrıdır, gönülden gönüllere bir davet ile başladı ve yerini buldu. Böyle de devam edecektir inşallah...

Albümün sazendeleri arasında Murat Süngü, Emre Sınanmış, Yasin Özçimi, Hakan Gürbüz ve Ömer Arslan gibi kendi sazının çoktan eri olmuş sanatçılarımız da var. Hem müziğe meraklı dostlarımızın bilgi genişliği hem de böyle projeleri daha iyi analiz edebilmek için soruyorum; albümde seçtiğin sazlar hangileri ve özel sebepleri var mı?

Topluluk içerisinde kopuz, tembur, balaban, klasik kemençe, çello, akustik bas, ney, perküsyon, tanbur sazları bulunmakta. Evvela bu sazların ustaları olan dostlarıma sizin vasıtanızla bir kez daha teşekkür ederim. Ciddi bir zaman ve emek harcettiler bu yola, sağolsunlar, varolsunlar.

Sazların seçimlerine gelince, kendi hislerimizi anlattığına ve aktardığına inandığım sazları ve sazendeleri seçtim. Her müziğin dinamiği başkadır, bizim müziğimizin ifade ediliş biçimine en uygun sazlar da bunlardır bence. Mesela bağlama ile ney'i her yerde yan yana duyamazsınız. Ama bizde duyarsınız :) Burdaki sazların ve sazendelerin asıl varlık sebebi gönül birliktelikleridir. Bir meydandayız; elimizde bağlama var, ney var, balaban var, kemençe var, var oğlu var. Kalplerden parmak uçlarına sirayet eden bir yolun sesleri var burada.

Albümde seninle birlikte eserleri seslendiren Neşe Demir’in dışında bizim için sürpriz olan isimler de mevcut. Mahsa Vahdat ve Veysel Dalsaldı isimlerinin bir seçilme hikâyesi var mı? Zira haddimize değil ama tam da “okunması gereken eserleri” okumuş gibiler. Belki güfteyle solistin doğru buluşmasıdır bu, bu seçimlerin derinliğini de senden öğrenmek isterim.

Mahsa Vahdat ismi bizim için seçimi zor değildi açıkçası. Halihazırda kendisi de topraklarında bulunan irfani içerikli eserleri seslendiren bir sanatçı. Bu fikrin ilk durağını İran olarak belirlediğimiz anda Mahsa göründü önümüzde. Onun dışındaki isimlere gelecek olursak, Neşe bence bu ülkede yetişmiş en yetenekli seslerden birisi, Veysel ağabeyimizi söylememe gerek yok, kendisi tekke musikisi denildiğinde akıllara gelen 2-3 kişiden birisidir. Müzikal detayların içinde boğmak istemiyorum düşüncelerimi, ama özetle dediğin gibi, bu eserleri okuması gerekenler okudu. Bundan son derece mutluyum. Umarım nice güzel sesler ve sazlarla da bu cemi büyütüp sürdürürüz.

Hâfız-ı Şîrâzî, Yûnus Emre, Pîr Sultan Abdal, Niyâzi-i Mısrî, Kul Himmet, Alvarlı Efe, Hilmi Dede Baba gibi birbirinden farklı yolların büyüklerini işitiyoruz eserlerde. Kıymetli Mahmud Erol Kılıç hocamız takdim yazısında ne güzel ifade ediyor “siyasetçilerin yapamadıklarını arifler yaptı” diye. Sence buna benzer albümler ayrı gayrıyı ortadan kaldırıp bizi bize yakın kılabilir mi? Bu konudaki düşüncelerini hususi olarak merak ediyorum.

Bu fakir Mahmud Erol Kılıç Hocamızın sözünün üstene söz söylemez, ama madem sordun, söyleyeyim :) Hepimiz bu topraklarda yaşıyoruz, dertlerimiz aynı, tasalarımız aynı, kaygılarımız aynı, kavgalarımız aynı, vs... Ama hep dilimiz ayrı... Ben gönül evlerimizde ikilik olduğuna inanmıyorum, zira tabi ki rengârenktir insanoğlu, tadı-tuzu farklıdır, ama hepsi de güzeldir sevgili kardeşim... Bu fakir de elinde sazıyla, gönlündeki müziğiyle yolunu ve emeğini bu güzelliklerin birliğine harcetmiştir elinden geldiği, gücünün yettiği kadar. Bu topluluğun da bir yönden amacı budur. İrfani öğretilerin mayasıyla yoğrulmuş bu topraklar. Biz onlarda olan bu güzellikleri yeniden onlara fısıldıyoruz aslında. İnsanoğlu kötülük üretmekte maharetli olduğu kadar iyilik zerketmek için de emek vermekten geri durmamalı. Biz gönül birliğiyle bir araya geldik ve bu hissiyatı müziğimiz aracılığıyla da ne kadar çok insanımıza nakledersek o kadar mutlu oluruz. Ben bütün sanatların ve en başta müziğin insana bu dünyadaki her şeyden daha güçlü tesir ettiğine ve edeceğine inanıyorum.

Tanbur, kopuz, kemençe gibi sazların taksimlerini de dinleyebiliyoruz “Kuşların Çağrısı”nda. Özellikle bu sazların müziğimizdeki yerine dair neler söylemek istersin?

Hem musikimiz içerisinde hem de toplumun müzik dağarcığında önemli ölçüde yeri olan kıymetli sazlarımızdır bunlar. Bağlamaya burada torpil geçmek niyetinde değilim ama söylemezsek de varlığına ayıp ederiz. Şüphesiz ki Anadolu'nun ta kendisidir bağlama. Bu milletin istisnasız her zerresinde duyguların dili olmuştur. Ben hissiyat olarak hepsinden ayrı ayrı etkilenirim ki hepsinin lezzeti başkadır. Albümde de hakkaniyetli bir biçimde hepsine yer verdiğimi düşünüyorum.

Sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde ama en önce de İslâm topraklarında şiddet her geçen gün artıyor. Dilimiz öfke dolu, tahammül gitgide azalıyor. Birbirimizi anlama noktasına o kadar uzağız ki hayatın anlamını keşfetme konusunda da ciddi eksiklikler yaşıyoruz. Müziğimiz, bilhassa senin uzmanlık alanın olan müzik türünün bize selamete ulaşma yolunda ne gibi faydaları olabilir, bu müzikle daha fazla buluşmak için neler yapılması gerekir?

Müzik dediğimiz şey sesten ibaret değildir; dildir, gelenektir, görenektir, inanıştır, anlayıştır, anlatıştır, aktarıştır; kısacası insana ait her değer onun içinde yer etmiştir. İçeriği bu kadar güçlü olan bu olguyu ne kadar yukarıda ve ulaşılır kılarsanız elbette insanların ruhuna daha rahat temas etme fırsatı da bulmuş olursunuz, tabi derdiniz bu ise... Böylesi bir güce sahip insanoğlu... Ruhlarımız ses ile cem edebilir.

Bu sesleri daha fazla bulabilmek imkân ve olanak meselesi sevgili kardeşim. Burada devlet politikası girer devreye, varsa şayet kültür-sanat vizyonu ve misyonu devreye girer, vb. dış faktörler bunu etkiler. Bu söylediklerimi yönlendiren ve şekillendiren merciiler yukarıda bahsettiğimiz dertleri taşıyorlarsa belki dediklerimizi bir dinlerler, belki sonra uygularlar, insanlar da daha fazla erişme şansı bulur bu güzelliklere. Biz vazifemizi fazlasıyla yapıyoruz, ama bu niyetlere topyekûn sahip olup aynı kaygılarla hareket etmeliyiz, yoksa ben çalarım sen dinlersin, el ne yapar, Allah bilir :)

Talip olan can verir mürşid ile rehbere” sözü geçiyor “Zümre-i Nacileriz” adlı eserde. Sence de talipler azalmadı mı? Aşka, anlamı aramaya, insanlığını keşfetmeye ve nihayet Hakk’ını bulmaya talip olması gereken bizlerin hakikatle olan bu irtibatımızı günümüzde neler bozdu sence? Bunu bilhassa müzik üzerinden değerlendirmeni rica ediyorum.

Allah'ın verdiğini ancak Allah alır sevgili kardeşim. Kapıları istediği zaman açar, istediği zaman da kapatır. Gerçekten bir hakikate talip olanı Allah geri göndermez, elbet buldurur kapısını, vardırır eşiğine, erdirir mürşidine...

Bu konu bana sorarsan müzik üzerinden değerlendirilecek bir konu değil. Zira burada müzik en güçlü şekilde yine bir aktarım zinciri olarak karşımızda duruyor. Ama kaynaklara olan uzaklık ve irtibat kopukluğu, bunların doğru yerde, doğru zamanda, doğru biçimde ifade edilişinin önünde de bir bilgi eksikliği doğurmuyor değil. İnsan ne ederse güzel niyetle edecek kardeşim, aslolan budur. Kul kusur işler, Sultan affeder.

Biz tüm iyi niyetimizle bu müzikleri ve şiirleri elimizden geldiği kadar aktarmaya çalışıyoruz, ama burada bir de şöyle bir durum var, bu müzikleri icra edenler bu sözleri kendileri yazmış gibi davranmamalılar ve her mecrada söz sahibi gibi konuşmamalılar. Benim naçizane tavsiyem budur.

Zira asıl sahipleri incinir, incitmeden görmek lazım hizmeti...

Eserleri şöyle baştan sona doğru dinlerken aslında ne güzel öğütler var. “Kâbe’dir dostun yüzü, çağırırım dost dost” beri yandan, “Hazer kıl! Kırma kalbin kimsenin cânını incitme!” öte yandan kulaklarımıza, gönüllerimize şifa oluyor. Albümün içinde “herkesin” dinlemesini istediğin şarkı nedir ve nedendir diye sorsam?

Kabul etmeliyim ki en zor soru bu :) İlk aklıma geleni söyleyeyim; “Ali' yi gördüm”. Dilimizden evvela Muhammed-Ali çıktı mı, tüm erenler bize eyvallah der...

Son olarak, Coşkun Karademir ismini gelecek zamanlarda duyacağımız projeler olacak mı? Bu hoş sohbet için çok teşekkür ediyorum.

Nasibimiz var ise gönüle gelenler elbette olur, derman yeterse de hayata geçirmeye çalışırız. Halihazırda hazırladığımız CD ve konser projelerimiz mevcut, zamanı gelir sesleri duyulur diyelim :)

Asıl ben teşekkür ederim sevgili kardeşim, güzel suallerine umarım yetmiştir verdiğim cevaplar... Muhabbet ile...

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 18.09.2016)

Hiç yorum yok: