Mekanik mûsıkî öğretiliyor, ruhsuz mûsıkî olmaz


Beşir Ayvazoğlu, merhum Bekir Sıdkı Sezgin'e dair yazdığı son yazısına (Karar, 08.09.2016) şöyle başlamıştı: "Teganni ve terennüme başladığı zaman, 'gemiler geçmeyen umman'ı önünüzde bütün ihtişamıyla açan ve sizi sesten, ışıktan örülmüş bir kâinata davet eden büyük sanatkâr..."

Kemah’ın Hüdü köyünden Kâdirî şeyhi Hâfız Hüseyin Efendi'nin oğlu olan Bekir Sıdkı Sezgin, 1 Temmuz 1936’da İstanbul Şehremini’de doğdu. Fatih'in manevi havasını çocuk yaştan itibaren yaşamaya başladı ve bu havanın tesiri büyük oldu. Ortaokulu bitirdikten sonra eğitimine iki yıl ara verip hıfzını tamamladı. Daha sonra babasının teşvikleriyle 1952’de İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’ne ve bir yıl sonra da Belediye Konservatuvarı’na girdi. Her ikisini de başarıyla tamamladı, askere gitti, ardından İzmir'e yerleşti. Ondan sonra da unutulmaz solistlik kariyeri başlamış oldu. Çok sonraları "Herhangi bir eseri yorumlarken eğer kendi tüylerim diken diken olmuyorsa; kendimi o eseri okumuş saymam!" derken Kur'an ve hafızlık eğitimine çok şey borçlu olduğunu da belirtmişti.

Çağdaşları arasında özel bir yere sahipti

Bekir Sıdkı Sezgin, Yavuz Sultan Selim'in "Sanma şahım herkesi sen sâdıkâne yâr olur" adlı eserini şehnaz makamında bestelemiştir ki bu ilk bestesidir. Bundan çok evvel dokuz yaşında iken tevhid bahrini okuyarak toplum içindeki ilk mûsıkî icrâsını da gerçekleştirmiştir. Mûsikî ve din kültürü yüksek bir aileye mensup olması, hem babasının hem de annesinin seslerinin güzelliği, ayrıca mevlidhan Hafız Mecid Sesigür, Laleli Camii başmüezzini Hafız Numan, Nuruosmaniye Camii imamı Hafız Hasan Efendi’den na’t, mevlid, ezan, talim, mahrec-i huruf dersleri alması onu çağdaşlarından ayırmış, yerini çok özel kılmıştır.

İzmir'e yerleştikten sonra Zâkirbaşı İlhâmî Efendi, Manisalı Hafız Ahmed Efendi, Zâkirbaşı Mübâşir Kemal Efendi ve Hafız İsmail Efendi’den öğrendiği klasik eserler, tevşihler ve duraklar, bugün de konuşulan ve konuşulacak olan Bekir Sıdkı Sezgin tavrının oluşmasında şüphesiz en kritik yere sahiptir.

Ruhsuz mûsıkî olmaz

TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Bekir Sıdkı Sezgin maddesinden öğrendiğimize göre, annesinden ilk meşkettiği eser Şerif İçli’nin, “Derdimi ummâna döktüm âsumâna inledim” mısraıyla başlayan hicaz şarkısıymış. Hüzzam makamını çok seven üstad Sezgin'in en sevdiği bestekârlar ise Eyyûbî Zekâi Dede, Hacı Ârif Bey, Mehmet Râkım Elkutlu ve Avni Anıl imiş. Güfte seçiminde gösterdiği hassasiyeti ve mütevazı tavrıyla Türk müziğine kıyamete dek sürecek emekler vermiş merhum üstad, 100'e yakın eser bestelemiştir. Şiirlerini bestelediği isimlerden bazıları şöyledir: Fuzûlî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Ali Ulvi Kurucu, Nedim, Nâbi, Yunus Emre, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Necip Fazıl Kısakürek, Şair Eşref, Reşat Özpirinçci, Râmi Mehmed Paşa, Eşrefoğlu Rûmî, İbrahim Hakkı Erzurumî, Faruk Nafiz Çamlıbel, Fatih Sultan Mehmed, Munis Faik Ozansoy, Şemseddin Sivasî, Mustafa Nâfiz Irmak...

"Eğer insan en iyi ses ustalarını, en iyi yorumcu ve icracılarını dinler ve onlara hizmet ederse, ancak o zaman Türk mûsıkîsinin makamlarla ilgili yapısını, perdelerini iyi anlayıp kavrayabilir. Yoksa öğrencilere filan dörtlü ile filan beşlinin birleştiği zaman şu makam olur deyip, o diziyi iki portrelik bir temrin içinde terennüm etmekle musiki öğrenilmiyor ve öğretilemiyor. Böyle olunca mekanik bir mûsıkî öğretiliyor ki, onda da ruh yoktur; ruhsuz da mûsıkî olmaz.

Bu sözler, ömrünü Türk mûsıkîsine adamış ve nice hanendenin de hocası olmuş Bekir Sıdkı Sezgin'e ait. Bugün mûsıkî eğitimindeki kusurlar görebilmek ve onlara çare bulabilmek için harcanan zaman ve kağıt bir yana, sadece yukarıdaki paragrafta çok ciddi bir çözüm bulunmaktadır: Mekanik bir müzik anlayışından uzak durmak. Çünkü bizim müziğimiz kökü ruhta olan, tamamen manevi iklimlerden doğan ve büyüyen, Hakk ile halk arasında nice müşkülleri giderecek derecede hisli bir sanattır. Nitekim, epey zaman evvel hazırlanan bir VCD belgeselde, üstad Bekir Sıdkı Sezgin "Vahdeti hissetmeden musikî meşk edilebilir mi ki! Ben hep aşk ile yaşadım. Bir yaprağın kımıldayışında, bir telin ihtizazında eğer siz tevhidi duymuyorsanız, o zaman okuduğunuz eserlerde de hiçbir şey duymazsınız.” der. Onun derununda durmaz aşk, hep hareket hâlindedir. Bu da üstadın sesine, sözüne, duruşuna, üsluba boylu boyunca yansımıştır.

Bugün yalnız işin ehli olan hanendelerin ve sazendelerin değil, gencinden yaşlısına Türk müziğine meraklı olan hemen herkesin eksikliğini hissetmekte son derece haklı oldukları bir ustadır Sıdkı Sezgin.

Özellikle genç kuşak ve mûsıkîmizi doğru seslerle, doğru sanatçılarla tanımak isteyenler için merhum üstadımız Bekir Sıdkı Sezgin'in sesinden farklı makamlarda üç güzide eser, hicaz kaside ve Mevlid-i Şerîf'ten Velâdet Bahri'ni takdim ediyorum.

Hüzzam Eser: Akşamın Olduğu Yerde



Şehnaz Eser: Feryâd ki Feryâdıma İmdâd Edecek Yok



Nihâvend Eser: Bahar Bitti Güz Bitti



Hicaz Kaside: Tecellâ-yı Cemâlinden Habibim Nevbahar Âteş



Mevlid-i Şerîf: Velâdet Bahri



10 Eylül 1996'da kavuştuğu Hakk'tan kendisine rahmet diliyorum, kabri nurlarla dolsun inşallah.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 26.09.2016)

Hiç yorum yok: