Son zamanların en ünlü ve hakiki sûfîlerinden biriydi


İstanbul Tasavvuf ve Mûsikî Araştırmaları Derneği tarafından neşredilen Seyyid Abdülkâdir Belhî'nin Farsça Türkçe Dîvânı'na dair Yağız Gönüler yazdı.

"Senin yüzünden gönlüm ferahlanır. Sana kavuşmanın kokusu neşe verir. Senin nurundan güneş aydınlanır. Dudağının lâli gönlüme pek lezzetli gelir. Senin elinden feryâd eder, senin cevrinde gönlüm elemlidir. Bana lütuf ve kereminden buyur da beni gamdan kurtarsın. Senin bana gazap etmemen için bundan sonra senin sözüne uyarım. Beni asla kapından sürme. Kendi dilencine öfkelenme. Belhî, senin kapında sebat eder. İsyanlarımı affettiğini söyle." diyor Dîvânı'nda Seyyid Abdülkâdir Belhî Hazretleri. Dolayısıyla bu kitap, her inananın gönlünün kavuşmayı beklediği bir şifa dîvânı aynı zamanda.

İstanbul Tasavvuf ve Mûsikî Araştırmaları Derneği tarafından neşredilen eser, Seyyid Abdülkâdir Belhî'nin Farsça-Türkçe şiirlerini yaşatıyor. Uzun uğraşlar neticesinde hazırlanan bu kıymeti büyük eserin çevirisini yapan isim Doç. Dr. Saadet Karaköse. Hazırlayanlar ise derneğin kurucu başkanı Yüce Gümüş ile Yusuf Öztürk ve Yâsin Tikici.

Bu eserle birlikte, 2014 yılında Pan Yayıncılık tarafından neşredilen Esrâr-ı Tevhîd'in dışında Seyyid Abdülkâdir Belhî'ye ait bir kaynak kitaba daha kavuşmuş oluyor okuyucular. "În ez mâ be-yâran yâdigârî / bemâned tâ be-ân rûz-i şomârî" niyetiyle Esrâr-ı Tevhîd'inde Belhî Hazretleri. "Bu bizden yârâna (dostlara) bir hatıra olarak hesap gününe kadar kalsın." diyor. Şüphe yok ki Dîvân-ı Belhî de kıyamete dek gönüllerde yankılanacaktır.

"Evlâdım, bu zevâtın nazarlarına mazhar olmuş olan nazarları gördün ya!"

Kapağında Eyüp Nişanca Murad-ı Buhârî Tekkesi'nin minyatürü bulunan (bu eser o tekke sınırları içinde yazılmıştır) Dîvân-ı Belhî, 558 sayfa, ciltli ve dernek yayınları arasında Belhî Araştırmaları kapsamında yayımlanan ikinci eser. İlki Seyyid Burhâneddin Belhî Hazretlerinin Münâcât'ı idi. Dîvân-ı Belhî, arşiv belgeleriyle ve fotoğraflarıyla birlikte oldukça zengin. 2015 yılında başta Seyyid Abdülkâdir Belhî ve ailesine ait eserleri muhafaza, mutalaa ve yayımlama gâyesile ile kurulmuş olan İstanbul Tasavvuf ve Mûsikî Araştırmaları Derneği'nin Hamzavî ricâlinden olan Kutbü'l Zaman'ın bu dîvânını neşrederek aslında zamanın manevi buhranı için de bir şifa sunmuş oluyor. Zira Dîvân-ı Belhî'deki şiirlerin ekseriyeti hem bir öğüt hem de asıl kaynağa ulaşma yolunda bir ödev. Eserin hangi sayfasından başlanırsa başlansın, hangi niyetle okunursa ona karşılık bir beyitle karşılaşmak mümkün. Burada elbette okuyanın ne niyetle okuduğu ve samimiyeti de önemli bir yer tutuyor.

Kitabın hemen başındaki yayınevi takdîminde önemli bir hatıra var. Kitabın ehemmiyeti bu hatırayla yeniden anlaşılabilir: Üsküdar'ın büyük sanatkâr aktarlarından Mustafa Düzgünman'ın ağabeyi Ahmet Düzgünman bir gün Eşref Ede Efendi'ye "Amcacığım siz Türbedâr Ahmed Âmiş Efendi,  Seyyid Abdülkâdir Belhî, Mehmet Sâbit Efendi gibi çok büyük zâtlara yetişmiş, nazarlarını almışsınız. Bu zevât göçtüklerinde ben daha çocuk yaşında imişim. Ne olurdu ben de onların nazarlarına mazhar olsaydım!" diye serzenişte bulunmuş. Bunun üzerine Eşref Efendi de celallenerek 'fevkalâde nâfiz' nazarlarını Ahmet Düzgünman'a dikip şöyle demiş: "Evlâdım, bu zevâtın nazarlarına mazhar olmuş olan nazarları gördün ya!"

46 yıl boyunca dergâhın postnişinliğini yaptı

Yayınevi takdîminden sonra Dîvân-ı Belhî, Hazretin hayatıyla devam ediyor. Seyyid Abdülkâdir Belhî Hazretleri 1839'da (h. 1255) Afganistan Belh'te, Hânikâh Dergâh-ı Çâl'da doğdu. Babası Özkent hükümdarı Burhâneddin Kılıç'ın soyundan gelen Seyyid Süleyman Hüseynî Efendi (vefatı 16 Ağustos 1877). Abdülkâdir Belhî, Yenâbiu-lHikem (Hikmet Pınarları) adlı mesnevîsinde soylarının İmam Muhammed Takî yoluyla Hz. Hüseyin'e (r.a) ve oradan da Hz. Muhammed Mustafa Efendimize (s.a.v) uzanmakta olduğunu anlatmıştır.

Seyyid Süleyman Belhî, 1867'de hacca gitmek niyetiyle hazırlık yaparken Meclis-i Meşâyih Reisi, Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyhi Osman Selâhaddin Efendi ve beraberindeki on iki meclis üyesi tarafından ziyaret edilir. Kendisine Mesnevîhân Feyzullah Efendi'den boşalan Eyüp Nişancası'ndaki Şeyh Murad-ı Buhârî Dergâhı şeyhliğine atandığı haberi verilir. 16 Ağustos 1877 tarihindeki vefatına kadar 10 yıl boyunca dergâhta şeyhlik makamında bulunmuş, ihvanını irşad etmiştir. Vefatından sonra vasiyeti üzerine aynı yıl yerine oğlu Abdülkâdir Belhî geçmiştir. 46 yıl boyunca dergâhın postnişinliğini yapan Belhî Hazretlerinin birçok tarikatın dervişinden, arifinden, edibinden ve ilim sahibi kimselerinden müntesibi olmuştur. Bu isimlerden bazıları şöyle: Abdülhalim Çelebi, Abdülbâkıy Dede, Galata Mevlevîhânesi postnişini Ahmed Celâleddin Dede, II. Mahmud'un kızı Âdile Sultan, Bahariye Mevlevîhanesi postnişini Hüseyin Fahreddin Dede, Sütlüce Bektâşî Tekkesi şeyhi Münir Baba, Rumelihisarı Şehitlik Bektâşî Tekkesi şeyhi Nâfi Baba... Niyazı Sayın'ın verdiği bilgiye göre Tanbûri Cemil Bey de Abdülkâdir Belhî Hazretlerinin bağlılarındandır.

Abdülkâdir Belhî Hazretleri tekkesinden yalnızca bir kez çıkmış, o da Üsküdar'ın meşhurlarından çok sevdiği Eşref Ede'nin ricası üzerine. Bu ilk çıkışında da Üsküdar'da Sandıkçı Baba Tekkesi'nde yapılan zikir meclisine katılmış. Zikre katılanlar, Üsküdar'da yıllarca o gecenin anlatıldığını söylerler. Seyyid Abdülkâdir Belhî, 15 Mart 1923'te 84 yaşındayken Hakk'ın rahmetine kavuşmuştür ve Murad-ı Buhârî Dergâhı'nda babasının ve annesinin yanından medfûndur. Tekkenin sağ tarafındaki bir ağacın altında ailesiyle birlikte medfûn olan Belhî Hazretlerinin vasiyetleri gereğince tekkede en ufak bir işaret yoktur.

Son zamanların en ünlü ve hakiki sûfîsi

XX. yüzyıl mutasavvıfları arasında müstesna bir yeri olan Seyyid Abdülkâdir Belhî'ya dair kaynaklarda "son zamanların en ünlü ve hakiki sûfîsi" ve "son asrın en büyük sûfî şairi" ifadeler bulunmaktadır. Yine zamanın bazı kaynaklarında hazretin sessiz fakat yüksek tesirli konuştukları yazılmıştır.

İşte bu tesiri kuvvetli büyük zâtın yine tesiri çağlar boyunca sürecek dîvânında, şifası bol beyitler yer almaktadır. Tekrar tekrar okundukça daha güzel, daha lezzetli, ezberlemesi ve söylemesi keyifli bir hâl almaktadır.

Dîvân-ı Belhî'de ekseriyetle Allah sevgisi, mürşid-mürit ilişkisi, hakikat, sır, vahdet, tevhid, dergâh, tarikat, yol, gönül, kulluk gibi konularda hem bilgi hem de öğüt niteliğinde dizeler mevcut.


"Gölgeler senin gözünden kaybolduğunda / gölge sahibi gözüne görünür olur."

"Onsuz bir yere yerleşme / her yerde onunla ol."

"Benim sevincim onun aşkından olur / o benim gönlüme düşmüş ab-ı hayattır."

"Aşksız olan herkes eşek gibidir / daima hüsran içinde olurlar."

"Allah dostunun elinden bir yudum iç / o yudum senin gönlünü kirden temizler."

"Eğer sen doğruluk sırrını istersen / gizli mânâlar sana açılır."

"Allah'ın gizli hazinesi insanlıktır / hazinenin içi Hak sırrıyla doludur."

"Kulluktan başka bir yol tutma / daima gel; onun yoluna kulluk yap."

"Sen git; gönül hallerinden haberdar ol / O gönül dertlerine şifa olur."

"Hakikatte kendini bil; Allah'ın maksadı sensin / kendinden habersiz olan kişi hayvandır."


Farsçadan Türkçeye çevrilmiş hâlleriyle paylaştığım bu birkaç beyitle birlikte yazımı sonlandırıyor, İstanbul Tasavvuf ve Mûsikî Araştırmaları Derneği'ni hususi tebrik ediyor, kitap vasıtasıyla şifâyâb olanların kitabın 'okuyucu'sundan daha fazla olmasını temenni ediyorum.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 23.08.2016)

Hiç yorum yok: