Mısır Tarlası Kabristanı'nın hâli nicedir?

Mısır Tarlası Kabristanı
(Fotoğraf: Yağız Gönüler)
İstanbul'un Fatih ilçesi sınırları içinde yer alan Edirnekapı'nın en çok ziyaret edilen yeri hiç şüphesiz ki Şehitlik'tir. Edirnekapı Şehitliği adlı bu bölgede tabiri caizse tarih yatmaktadır. İstanbul'un fethi sırasında çok geniş bir alan boyunca şehit düşen askerlerimizin defnedilmesiyle bu şehitlik oluşmuştur. 1926 yılında Şehitlikleri İmar Cemiyeti tarafından onarılan ve ondan sonra da çeşitli bölgeleri restore edilen şehitliğin 225 dönüm araziye yayıldığı düşünülürse, genişletilen yollar sebebiyle ne sıklıkta restorasyon işlemi gördüğü ve göreceği tahmin edilebilir. Mesela E-5 Karayolu'yla Haliç Köprüsü'nü birleştiren tünel yapılırken, tünelin üstünde kalan kabirlerin taşınması gibi işlemler zaman zaman olmuştur. Bilinenlerle ve bilinmeyenlerle birlikte on binlerce şehidin yer aldığı Edirnekapı Şehitliği'nin hemen karşısında ise (Fatih'e giden yolun sol tarafında kalan bölüm) Mısır Tarlası Kabristanı yer alıyor. Burası daha çok eski kabirlerden oluşan, içeri girer girmez derin, uhrevî havanın insanı kapladığı bir kabristan.

Mısır Tarlası Kabristanı'nda kimler yok ki? Aklıma ilk gelenleri şöyle sayayım: Osman Kemâlî Efendi ile emekdarı Gelibolulu Mevlevî İbrahim Ethem Dede Efendi, Şeyhülislam Paşmakçızâde Seyyid Ali Efendi, Uşşâkî şeyhlerinden Abdurrahman Sâmî Niyazi, Melâmî meşayihinden Hacı Osman Efendi ile Bursalı Seyyid Haşim Efendi, Fatih dersiamlarından Beyşehirli Ahmed Nuri Efendi ve daha nice şeyhülislam, hafız, mevlidhan, mesnevîhan, gazelhan, şair, bestekâr, sanatkâr...

Yol kenarından bile bu vefasızlık hemen anlaşılıyor

Bir cuma akşamı Osman Kemâlî Efendi'yi ziyaret etmek için Mısır Kabristanı'na doğru yürüdüm. Buraya girebilmek için evvela Emin Dede Tekkesi'nin (uzun zamandır burayı Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı bir köşk vasfıyla kullanıyor) arasından geçip, otoparka dönüşmüş taş döşeme yoldan ilerlemek gerekiyor. Ondan hemen sonra ise zaten ayağınız toprağa basıyor. Unutmadan, 2000'li yılların başında buraya çok fazla vicdansız hırsız dadanmış, 2006'da Emin Dede Tekkesi'ndeki lahitlerden ikisinin kapakları, etraftaki mermer sarıklar ve tac-ı şerifler çalınmıştı. Paris'te ve Londra'da bir müzayedede kendileriyle benzerlerine rastlanmıştı.

Üst ve alt olmak üzere iki bölümü olan Mısır Tarlası Kabristanı'nın alt bölümü içler acısı vaziyette. Mezar taşlarının boynu bükülmüş, yanındaki ağaca yahut diğer mezar taşına dayanarak durabilmiş. Toprağa yarı gömülü vaziyette birçok tac-ı şerif mevcut. Ziyaretçi, istediği kabre yürürken bunların üzerine basmak durumunda kalabilir ve istemeyerek de olsa bir gönlü incitebilir. Üstelik henüz kabristana girmeden surların hemen karşısından yürürken bile, yani yol kenarından bile bu vefasızlık hemen anlaşılıyor.

İnsanı rahatsız eden bir başka şey de bir zamanlar nice gönülleri ihya etmiş eski zaman büyüklerinin mezar taşlarıyla, kabir taşlarıyla hiç ilgilenilmemiş ama maşallah modern zamanın kimselerinin mezar taşları yüz metreden parlıyor! İsimler, cisimler berrak.

Fakir, gittiğim gün şu manzarayla karşılaştım: Bir mezarın çevresi düzenleniyor, türlü makinelerle bol gürültülü ve topraklı bir çalışma yapılıyor, havada uçuşan taş parçaları da tozu dumana katarak bir başka mezarın tepesine iniveriyor. Sırf bu manzaradan rahatsız olmaya daha fazla tahammül edemedim ve işçilerden 'buraların eskisi' gibi görünenine Osman Kemâlî Efendi'nin kabrini sordum. Bilmediğini söyleyerek başka birine yönlendirdi, o da bilemeyip topu güvenliğe attı. Fakir de Ya Mü'min çekti, telefon vasıtasıyla Fatma Atıcı Hanımefendi'ye ulaştı ve onun telefondan verdiği usta yönlendirmeleriyle Hazretin kabrine ulaştı ve hemen çevresinde gördükleriyle koca bir "Lâ Havle" çekti: Otlar, eğri büğrü mezar taşları, kırık dökük kabirler, ne eski ne yeni yazıyla okunmayan isimler...

Feyz membaı olma vasıflarını kaybediyorlar

Kabristandaki mezarların ekseriyetinin 19. yy ve öncesine ait olduğunu belirtmiştim fakat son yaptığım ziyarette yeni mezarlıkların yapıldığını da gördüm. Hazin olan şu ki bu yeni ve modern mezarlıklar ne kadar bakımlıysa, eski olanları bir o kadar yalnız ve harap. Mısır Tarlası Kabristanı'ndaki büyüklere ilgisizlik ayrı, onların mezarlarına ilgisizlik apayrı değerlendirilince ortaya büyük bir sorumsuzluk örneği çıkıyor. Üstelik ziyaretçi için de büyük bir zorluk meydana geliyor. Çünkü meşayihi ziyaret etmek için adımlarken ayağınız birden bir mezar taşına çarpabiliyor. Üstelik bu mezar taşları zamanın meşayihine ve dervişine ait. Bunları hem kitabelerinden hem de taclarından anlayabiliyoruz. (Meraklısı için bkz. Nurhan Atasoy, Derviş Çeyizi: Türkiye'de Tarikat Giyim-Kuşam Tarihi, İBB Kültür A.Ş Yayınları, 2016)


Dunyabizim.com'da Tarihi Mezar Taşları başlığıyla çok önemli yazılar ve fotoğraflar tarihe not olarak düşülüyor. Dilerim ki o yazılarla birlikte bu mütevazı yazı da bir not olarak kalmaz ve yetkililer bir an evvel mezarlarımızı gözden geçirirler, güvenlik tedbirlerini alırlar ve yapılması gerekenleri yaparlar. Aksi takdirde yalnız mazimizin değil geleceğimizin de tapuları olan bu kadim belgelerden ortada bir tane bile kalmayacak. İşin şehrine, şiirine gelince Yahya Kemal'ci, Tanpınar'cı, Necip Fazıl'cı oluveren edebiyatçı kimselerden bu konulara dair hiçbir girişim göremiyoruz.

Şehirlerimiz gitgide Amerikan şehirlerine benziyor. Asırlardır hayatın tam içinde olan mezarlarımız görünürlüğünü ve feyz membaı olma vasfını kaybediyor. Bizler sabahları mısır gevreği akşamları biftek yiyen, unutkan, hımbıl ve tarihsiz bir millet değiliz. Derhâl medeniyet tasavvurumuzu hatırlamalı ve kendimize gelmeliyiz.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 21.10.2016)

Hiç yorum yok: