Müziğimizin ve sanatımızın Kur'an'a ihtiyacı var


Ülkemizde müzik üzerine düşünenlerin, yazanların sayısı bir elin parmaklarını geçmediği gibi aslında müzikle yaşamayı, müzikle düşünmeyi de meşk kültürünün kaybıyla birlikte unuttuk dersek abartmış olmayız. Fem-i muhsin denen o güzide zincirin ilk halkaları şüphesiz toprak oldular. Fakat onların talebeleri silsileler hâlinde yayıldı, asırlık topraklarımızda şiir, mûsıkî ve mimarî arasında kopmaz bir bağ kurdu. "Bizim medeniyetimiz; Süleymaniye'de kubbe, Itri'de nağme, Baki'de şiirdir" derken Cemil Meriç esasen bunu özetler. Mûsıkîmiz ve fem-i muhsin ağızlarımız, hüznüyle neşesiyle nice nesillerin başvurduğu bitmez bir kaynaktı ve lakin şimdilerde o kaynaktan yararlanılmıyor. Bu da kaynağın kuruduğunu zannetmek gibi geri dönülmez bir hataya sebebiyet veriyor.

Kadim mûsıkî kaynağımızın kuruma sebeplerinin ve canlandırılması düşüncesinin yeniden konuşulması, yazılması, söylenmesi gerekiyor. Ülkemizde müzik üzerine yazdığı düşünce yazılarıyla Yalçın Çetinkaya bu görevi kendince, elinden geldiğince üstleniyor. Öğrencilik hayatında unutulmaz hocalardan eğitim almış olan Yalçın Çetinkaya, yazdığı yazılarla 7'den 70'e aslında gönüllü müzik dersi veriyor. Üstelik bu derste nota yok, meşk var. "Aşk olmadan meşk olmaz" demişler. Emin Işık hocanın da bir kitabının adıydı, aşkı meşk etmek. Dolayısıyla evvela müziği sevmek, sevmek, sevmek... Sonra dinlemek ve düşünmek. Dinlerken düşünmek, düşünürken dinlemek. Müziğimizin, bu ulvî sanatımızın kökleriyle buluşmalıyız. O zaman şiir ve mimarî de bizimle olacak ve aslî vazifelerini ifa edeceklerdir. Bizi daha iyi insan, içindeki anlamı bulmaya çalışan insanlar hâline getireceklerdir. Bu dünyaya neden geldik? İçimizdekini bulmaya. Kendini bilen Rabb'ini bilir denmemiş boşuna...

Prof. Dr. Selâhaddin İçli, İnci Çayırlı, Nîdâ Tüfekçi, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Prof. Dr. Mustafa Tahralı, Prof. Dr. Bekir Karlığa, Bekir Sıdkı Sezgin, Süleyman Erguner, Cinuçen Tanrıkorur gibi büyük isimlerden çeşitli eğitimler almış olan Yalçın Çetinkaya, dergilerde ve gazetelerde mûsıkî sanatının incelikleriyle dolu nice yazılar yazdı. Yeni Şafak gazetesinde yazdığı yazılar, ona 2015 yılında ESKADER'den "2015 Yılı Müzik Ödülü" kazandırdı. Öte yandan TRT İstanbul Radyosu'nda ve TRT Müzik kanalında hazırladığı programlarla da müziğe hizmet etti, hâlâ da aşkla, şevkle ediyor. Bu aşk ve şevk çoğu zaman Yalçın hocanın yazılarında, halkın göremediği sorunları sık sık vurgulamasına imkân sağlıyor. Günümüzde her peş peşe eser çalınınca fasıl, her gürültüyü müzik, her enstrüman çalanı da müzisyen zannetmemizin sebeplerini birer birer irdeliyor.

Müziği gerçek anlamda anlayan, kâinatı ve bütün varlık âlemini anlar
Müzik felsefesi, müzik sosyolojisi, müzik estetiği, tasavvuf ve Türk mûsıkîsi ilişkisi, Türk mûsıkîsi tarihi, Batı müziği tarihi, medeniyet ve müzik ilişkisi, müzik üzerinden medeniyet okumaları, din ve müzik, kutsal ve müzik, kadim müzik teorileri, uzak doğu geleneksel müzikleri, yeni müzik biçimleri ve düşünceleri gibi alanlarda dersler veren, araştırmalar yapan Yalçın Çetinkaya'nın "Müziği Düşünmek" adlı kitabı, Büyüyenay Yayınları tarafından Haziran 2016'da yayımlandı. Kitap, Çetinkaya'nın gazete yazılarını bir araya getiriyor ve böylece hem toplu okuma yapma imkânı sunuyor hem de müzikle düşünme yeteneği kazandırmak için el altında duracak bir yardımcı kitap görevi üstleniyor. Kitap, müziğin sadece belirli bir konu ya da konuları üzerine değil, Batıdan da Doğudan da birçok karşılaştırmayla birlikte tarih, coğrafya, ahenk, estetik, ritim gibi birbiriyle ilgili birçok meseleyi okuyucuya aynı anda verip, tüm kirliliklerin arasından güzel olanı daha kolay seçip alabilmenin bazı yollarını gösteriyor. Müziği Düşünmek, geçmiş yıllardan itibaren ülkemizde yaşanan sanat facialarıyla beraber, sanatçı profillerinin de gözden geçirilmesini sağlıyor, bu özelliğiyle aynı zamanda bir tenkit kitabı olarak da görülebilir.

Çetinkaya, ahenk kelimesi üzerinde ısrarla duruyor ki müzikte olduğu kadar şiirde ve mimarîde de ahenk vazgeçilmez bir yer tutar. Kainatın kusursuz sistemi, doğanın ekolojik sistemi, insanın sindirim sistemi, çiçeklerin fotosentez sistemi, hayvanlardaki üreme sistemi hep bir ahenk üzeredir. Yazar bu konudaki çıkış noktasını "Kâinattaki âheng ve varlığın âhengi ile bu âheng neticesinde çıkan zikrin, -âdeta- bir ilâhî nağme hoşluğunda çıktığını düşünebiliriz. Bu nağmeler de bütün varlık gibi Allah'ın 'Kûn' emrinin neticesidir. Kâinattaki âheng, 'Lâ İlâhe İllallah'ın açık göstergesidir. Müzikteki âheng, Pythagoras'ın dediği gibi kâinattaki âhengin yansımasıdır." diyerek belirliyor ve dolayısıyla müziğin hellalliği-haramlığı hususuna da temas ederek şu yorumu yapıyor: "Müziği gerçek anlamda anlayan, kâinatı ve bütün varlık âlemini anlar. Bunları anlayan da, Allah'ı bilir. Müzik, doğru ve hakkını vererek kullanan için Allah'tan uzaklaştırıcı değil, Allah'a yaklaştırıcı bir vesîle olabilir."

Hem Batıdan hem Doğudan karşılaştırmalı okumalar
Müziği Düşünmek, tasavvufî geleneğin müzik yorumunu da derinleştiren bir kitap. Şüphesiz ki müzik, müzisyenin içinde var olan aşkın enstrümanıyla ortaya çıktığı, belirli kurallar ve ölçüler içinde dengeli olan bir sistem. Yani aşk, burada olmazsa olmaz bir değeri haiz. Çetinkaya'nın bu konudaki bir yorumu ise şöyle: "Aşk, tasavvuf ehli nazarında önemli bir mertebedir. Tasavvuf ehli, hakikatin peşinde koşan, onu arayan ve bulmaya çalışan kimsedir. Bu aşk, kuşkusuz ilahî aşktır. Bu nevi ilahi aşk, tasavvuf tarihinin bütün devirleriyle ortaya çıkmış ve -Gazalî'nin ifade ettiğine göre- 'bu hali yakalayan, keşif ve ilhamdan nasibini alan her sûfi bu konu üzerinde bir şeyler söylemiştir.' Aşk, nihai hakikat olan Allah'ın mâhiyetinin daha temel bir sıfatıdır. Aşk, Rahmet'ten zuhur eder; Rab, aşktan dolayı besleyip kuvvet verir. Rahîm, aşktan dolayı bağışlar. Gerçekte Rumî'nin ve sûfilerin yaptığı şey, aşkı sadece dine ve ahlâkî hayata mahsus kılmadan, anlamını genişleterek bütün mahlukata ve evrimci bir saik olarak aşka evrensel (cosmic) bir önem vermektir. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah kendisinin Rahmân olduğunu ve Rahmân'ın da her şeyi kuşattığını söyler. Aşkı bir de Mevlânâ'dan sormak gerekir ama o da sorana 'ol ki bil' demiştir."

Kadim medeniyetimizde taşların bile sesi olduğu ve bunu duyabilen, dinleyebilen mimarların kalıcı eserler bırakabildiği vurgulanır. Goethe mimari için “Dondurulmuş müziktir” der. Dolayısıyla müziğin aslında o medeniyetin kalitesini, seviyesini, var oluşunu ortaya koyan en önemli sanat olduğunu söyleyebiliriz. Müziği Düşünmek'le birlikte hem Batıdan hem Doğudan bu yönde karşılaştırmalı okumalar yapmak ve el altında birçok bilgiye kavuşmak mümkün oluyor. Batı müziğinin dikey, Doğu müziğinin yatay olduğunu, bu sebeple de Doğu müziğinin insanı sınırlandıran değil özgürleştiren tonlara sahip olduğunu belirten Yalçın Çetinkaya hoca, mûsıkî hareketini şöyle açıklıyor: "Mûsıkînin dairevî hareketi, makamın, icrânın veya nağmenin başladığı yere dönmesi ve orada nihayete ermesi mânâsına gelmektedir. Varlığın ve bilhassa mûsıkînin dairevî hareketi, yani başladığı yere dönüş ve orada bitiş de bize şunu anlatır: İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Yani: Hiç şüphesiz Allah'tan geldik ve Allah'a döneceğiz."

Kendimizi yeniden Kur'an'la akort etmeliyiz
Kitapta tüm bunlarla beraber Osmanlı baroku, kilise müziği, dînî-lâdînî mûsıkî, enstrüman ve kadın sesi, Fârâbi ve mûsıkî, gelenek, ezgiler, Itrî, Mevlânâ'da mânâ, Leningrad ekolü, seslerin mimârîsi, hikmet ehlinin mûsıkî tercihi, makamsal yapılar, müzik şehri İstanbul, müzik ve düşünen toplum, müzik ve Türk modernleşmesi, nefs ve sevgiliyi hatırlatan nağmeler, ney ve insan-ı kâmil, Osmanlı İstanbul'unun müziği, Osmanlı mûsıkîsi, sâzende ve virtüoz, sesin varoluş gerçeği, cumhuriyetin müzik devrimi, piyano ve tampere sistem, ud'un ontolojisi ve ud nağmeleri ile tedavi, ulus devletin tek tip kimliği ve tek tip müziği, Urmevî, Zarlino, vahy ve mûsıkî gibi son derece önemli bilgilere ulaşmak mümkün.

Kitaptan, güncele yakın bir tespit ve çözüm önerisi de şöyle: “Bugün kaliteli müzisyen yok. Kimse güzel müzik yapamıyor. Güzel besteler çıkıyor fakat bakıyorsunuz ya içi boş ya taklit. Hâlâ 400 yıl önceki müzikleri dinliyoruz. Bugün hâlâ çıkıp adamın biri allı turnam diye türkü yapıyor. Allı turna çok güzel bir semboldü ama geride kaldı. Biz birçok değeri kaybettik. Müziğimizin ve sanatımızın Kur'an'a ihtiyacı var. Kendimizi yeniden Kur'an'la akort etmeliyiz.

Yalçın Çetinkaya'nın Yenişafak Gazetesi'nde 2009 yılı sonlarından itibaren yaklaşık beş yıl boyunca aralıksız yazdığı yazıları kitap hâline getiren Büyüyenay Yayınları, bu kitapla birlikte kültür dünyamıza kalıcı bir eser daha bırakmış oluyor.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 29.10.2016)

Hiç yorum yok: