Tarihten Tefekküre: Türklük, Tarih Şuuru ve Aydın

Medeniyet kavramı gittikçe çözülüyor. Kavram kargaşası yaşadığımız için tahlilden, tanımdan ve tekliften de uzaklaşıyoruz. Kavramların içini yaşadığımız sığ düşünce dünyasının dayattıklarıyla doldurmaya çalışıp yarı yolda kalıyoruz, belki yola bile çıkamıyoruz. İhsan Fazlıoğlu hocanın "Ne olduğunuzu temsil edemez iseniz ne olmadığınızı anlatmak zorunda kalırsınız" bu minvalde çok önemli. Hakikat azığının farkına varmadan çıkılan yol bizi hiçbir yere götürmüyor, götüremiyor. Temsil ettiğimiz medeniyetin köklerinde yatanlarla, ihtiyacımız olanlar arasında kuramadığımız denge, köprünün yalnız bir yapı olmadığını hatırlatıyor. Köprü, köklerimizle irtibat sağlayabiliyorsa köprüdür. Onca zelzele, sel, yangın, dönüşüm ve popülasyon görmüş Sinan eserleri niçin zayi olmadı? Çünkü medeniyetin durağan/durmuş bir şey olmadığını biliyordu Sinan. Eserlerinde hakikati işaret ederken aynı zamanda kökleriyle de irtibatını sağlam kurdu. Temeli toprağa basan eserleri böylece kalıcı oldu. Üzerinde hâlâ konuşulmasının sebebi kalıcılığından çok medeniyet temelli planı olmalıydı, bu da başarılamadı. Türkler yaptıkları tarih kadar tarihi yazamadılar ve bundan en büyük payı da medeniyet, medeniyetimiz aldı.

Prof. Dr. Altan Çetin, kökü kadimle irtibatlı bir beynin neler üretebileceğinin timsallerinden. İlgi alanlarını oluşturan Geleneksel Türk Okçuluğu ve Klasik Türk Musikisi, şüphe yok ki onun yolculuğunda azık toplamasında ekstra kuvvet olmuştur. Kendisinin Memlûk Devletinde Askeri Teşkilat, Memlûk Devletinin Kuzey Sınırı, Haldunname, Ortaçağda Devletin İki Yüzü, Tarih Meleği Nereye Uçuyor, İbn Haldun Umranında Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu gibi çalışmaları mevcut. Ayrıca Ortaçağda Kadın ve Ortaçağ Tarihi Ana Kaynakları isimli çalışmalara editör olarak katkı sağlamış. Ötüken Neşriyat'tan çıkan ilk kitabı ise Tarihten Tefekküre ismine sahip. Nurettin Topçu, Erol Güngör ve Nevzat Kösoğlu gibi aslında birbirini takip eden, birbirinden istifade eden düşünce adamlarındaki tarih bilincini izah ediyor. Kitabın bir güzel özelliğiyse genç arkadaşlara bu üç büyük ismi hatırlatıyor, belki de tanıtıyor oluşu. Dolayısıyla hem bir başlangıç kitabı, hem de düşünce. Düşünceye başlamak ve düşünmeye başlamak. Tam da ihtiyacımız olan şeyler değil mi?

141 sayfalık kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölümde yazar, Nurettin Topçu Tefekküründe Medeniyet, Maarif ve Tarih üzerine yorumlar yaparken, Topçu'nun üzerinde en çok durduğu "Medeniyet-Kültür-Maarif" ile "Tarih ve Eğitimi Perspektifi" konularına yoğunlaşmış. İkinci bölüm Erol Güngör'ün tefekküründe tarih üzerine. "Tarih ve Türkler" ile "Tarih ve Şuur" yine Güngör'ün nezdindeki önem genişliğiyle birlikte yazarın yorumlarıyla esasen Topçu ekolünü devam ettiriyor. Zira her iki isim de Türk maarif düşüncesi üzerine belki de en çok düşünmüş, eser üretmiş isimler. Son bölümde 10 Ekim 2013'te âlem-i bekâ'ya göç eden Nevzat Kösoğlu'nun tarih tefekkürü, ebediyetle ölçüşenlerin kızılelması hakkında. Altan Çetin'in yorumlarıyla zenginleşmiş bu bölümde Kösoğlu nazarında tarih, tarih eğitimi, tarih şuuru ve eğitimi, milliyetçilik ve tarih, tarihle ve tarihte var olmak, tarih, millet ve devlet, müstakbel ve hülâsa gibi konular okuyucuya hatırlatılıyor. Hususiyetle belirtmek isterim ki Kösoğlu'nun "Kitap Şuuru", "Türk Kimliği ve Türk Dünyası", "Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti" kitaplarını bir kez daha okumak gerektiğini düşündüm kitabı bitirdikten sonra. Çünkü kitabın çerçevesini çizen üç isimden en son vefat eden Kösoğlu'nun düşünceleri, şu an yaşadığımız zihin sancılarının realitesine ışık tutma ve alan açma konusunda bize çok şey söyleyecektir. Merhum, kimsenin cesaret edemediği konulara dalmayı çok sevmiştir ki geride Şehit Enver Paşa gibi harikulade bir eser de bırakmıştır. "Tarihten Tefekküre" kitabına geri dönüyorum.

"Tarih, bir yönüyle geçmişin, insan zihninin kendi öz benliği üzerine tefekkürü ile oluşan bir bilinç sürecidir. Burada geçmişten hâle evirilen bir dönüş durumu vardır. Tarih, kendi üzerine düşünen bilincin, geçmişi idrâkidir. Şuur bu süreçte oluşan farkındalık halidir. Şahsiyet ise bu şuurun harekete geçmesidir. Bir potansiyelin bil-kuvveden bil-fiile çıkış hâlidir yaşanan. Mevcut olanımızı makulleştirerek âna taşımaktır." diyor Altan Çetin. Milliyeti 'geniş manada tarihin nihafi formu' olarak özetlerken, bu formun idrâkinin ise milliyetçiliği ortaya çıkardığını söylüyor. Bu birleşimin nihai sonucu ise 'tarihi tefekkür'dür.

Nurettin Topçu merhum, Neslimizin Tarihi başlıklı (Hareket, 6, 1939) yazısında milliyetçilik anlayışı şöyle izah eder: “Milliyet kökleri olan ferdî ruhun samimi hareketlerine bağlanmadıkça ve bu ferdî ruh da bir dinin temelleri üzerinde kurulmadıkça sade siyaset ve idarenin vasıtası haline girer, her devrin siyasetine, memleketin idarî icaplarına göre değişir ve milliyetin mürşitleri de siyasi otoritenin bekçileri haline gelirler. Milliyet, bizim duyuş ve inanış tarzımızı tayin eden başkalıkların yekûnudur. Milliyet mefkûresi ferdî hürriyetle beraber her türlü benzeyişlerden doğan birlik temeli üzerine kurulmuştu. Birliği kuran madde ile ruha bağlı unsurların hepsi birleşerek milleti meydana getirdiler. Bu birlikler, soy, toprak, emek birlikleri ile dil, din ve dilek birlikleridir."

Bu yorum aslında bir Türklük yorumudur. Soy, toprak, emek birliği ile dil, din ve dilek birliğini sağlayan Türkler'in tarih şuuru da bir zamanlar yerli yerindedir. Erol Güngör merhum tarih şuurunu şöyle tanımlar: "Kültürün zaman içindeki yayılışına ait bakış tarzına, yani bir kültür mensuplarının zaman perspektifine çok defa tarih şuuru denilmektedir."

Peki, burada Türklük ve tarih şuurunu buluşturacak olan aydın nasıl olmalıdır? Bunu da Nevzat Kösoğlu merhumdan okuyabiliriz: "Türk tarihi, bir aydın tarafından ve aydınca bir perspektifle tarih şuuru şeklinde anlaşılarak ve aktarılarak idrak edilebilir. Bu manada aydın öncüdür; yol göstericidir. Bilgi dağarcığı zengin olduğu için problem sahası geniş, ufku açıktır. Bu vasfı ile, çoğu zaman yabancı kültür karşılaşmalarının ilk muhatabı odur. Heyecanının yüksek, kültürün yaratıcı olduğu dönemlerde aydın, bu karşılaşmalardan çekinmez; rahat ve ataktır. Yabancı dünyayı, kendi dünyasının ölçüleri ile kavrar, unsurlarını değerlendirir ve gerekli gördüklerini, ihtiyaç duyduklarını, kendi yorumu ile kültürüne katar."

Tarihten tefekküre doğru çıkılacak bir yolculukta, ülkemizde yol gösterici nitelikte gerçek aydın figürü için üç güzide örnektir Nurettin Topçu, Erol Güngör ve Nevzat Kösoğlu. Bu üç isim de düşünce dünyasının çok boyutlu oluşuyla, kavramlar arası bir serüvenden çok daha realist bir çabayla ve idealist yöntemleriyle, özellikle gençlerin tarihî gerçeklerimizle buluşmasını çok arzu etmişlerdir. Altan Çetin bu eserinde, üç ismi buluştururken aynı zamanda yaptığı okumalardan edindiği kendi çıkarımlarını da birer katkı olarak sunuyor. Ötüken Neşriyat etiketiyle yayınlanan kitapta, baştan sona bir tanıma, tanışma aksiyonu da mevcut. Cemil Meriç merhumun Bu Ülke'sinde söylediği "Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse." sözü, bu üç ismi tanırken onların heyecanıyla buluşmanın önemini de aktarır mahiyette. Bu sözün devamındaki "Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi." sözü de yine kitabın gündeminde. Zira eserin bir kronolojik sistemi yok. Amaç; Türklük, tarih şuuru ve aydın üçlüsünü, Nurettin Topçu, Erol Güngör ve Nevzat Kösoğlu'nun fikir dünyasıyla anlamlandırmak. Böylece ortaya çıkan, başta da söylediğim gibi tarihten tefekkküre doğru bir yolculuk oluyor.

"Bu çalışma, umulur ki, Selçuklu zaman ve mekân parantezinde değerlendirilen Topçu, Güngör ve Kösoğlu’nun aziz hatıralarına küçük bir vefa olarak millî kitaplığımızdaki yerini alır" diyen Altan Çetin şüphe yok ki hem gerçek bir vefa kitabı hazırlamış hem de tarihle düşünmek ve var olmak arasında bu büyük zihinlerin fikir dünyasına da kapı aralamış.

Geriye kalan, özellikle genç zihinlerin bu üçlüyle buluşup onların öğretim metotlarından yararlanarak ortaya dinamik bir aksiyon zinciri inşa etmek. Bu zincir, belki de zamanın meşk halkaları gibi çağlar sonrasına uzanacak ve düşünce dünyamızdaki büyük eksiklikleri gidererek İslâm'la buluşarak Türk olmuş bir toplumun her zaman başvuracağı bir yumruk olacak.

Yağız Gönüler
(İhtimal, 7, Ocak-Şubat 2017)

Hiç yorum yok: