Bize bu dünyada ruhumuzu eğitmek emredildi


Mevlânâ Hazretleri "Sineğin konduğu şeyler var, arının konduğu şeyler var" buyuruyor. Günümüzde sıkça kullandığımız "at iziyle it izi birbirine karıştı" sözünün irfani olanı bir nevi. Bunca karışıklık içinde bilhassa gençler, dertlerine dermanı bulma konusunda yörüngesiz bir şekilde oradan oraya savruluyorlar. Onlara yol gösterenlerin ne bir yetkinliği var ne de bu yol gösterenlerin gösterdiği yollar hakiki bir yol. Dolayısıyla gençler yoldan uzak, yolsuz bir şekilde yaşıyorlar ve yola çıkmaktaki lezzeti bilmiyorlar. Yalnız yola koyulmakta, çile çekmekte, kapıda beklemekte nasıl bir tekâmül sağlanabileceğinden habersizler.

Her gün bir yenisi çıkan tasavvuf kitaplarının birçoğunun yalnızca "Allah de ötesini bırak" seviyesinde olması, televizyon programlarında ve söyleşilerde görünen "tasavvufçuların" ekseriyetinin bağırıp çağırmaktan ve onu bunu kötülemekten öteye geçememesi gibi birçok neden, bugün tasavvufun daha zor anlaşılmasına hatta daha da tehlikelisi, yanlış anlaşılmasına sebep oluyor.

Vakıf tarikatları, holding tarikatları, turne tarikatları
İçinde çok ciddi(!) bir emlak zinciri olan vakıf tarikatları, yalnız kendi yollarının(?) doğru olduğunu düşünen holding tarikatları, sema organizasyonu tarikatları, turne tarikatları bir tarafta; eline imkân geçen her dakika tasavvufa saldırmayı fırsat bilen vahhabi, şirazi, selefi meşrep gruplar diğer tarafta, büyüklerin isimlerinin sonuna -cı, -ci getirerek yani tarikatlar kuranlar (tarikat sonradan kurulur mu? turşu mudur tarikat?) başka bir tarafta. Haliyle bu ortamda tasavvuf sanki korkunç, bedbaht, içi tehlikelerle dolu bir mevzuymuş gibi ortada duruyor. Kimsenin de onu yerden kaldırmaya niyeti yok.

İlahiyatçılar "hâlâ karpuz yemek sünnet mi?" diye tartışıyor. Tanıdığımız tasavvufçular kitaplarının satması için başka âlemlerde. Bunlar gizli kapaklı işler değil, köyün görünen ve kılavuz gerektirmeyen tarafları. Kılavuz gerektiren taraflarını ise Genç Tasavvufçuları Destekleme ve Geliştirme Derneği tarafından 29 Ekim 2016'da düzenlenen söyleşide Mikail Türker Bal anlattı.

Bugün veren yarın alacak, hesap soracak
Özellikle Balkan tarihi araştırmalarıyla ve irfan geleneğimizle tasavvufun incelikleri üzerine yazdıklarıyla, söyledikleriyle tanıyanların gönlünde yer etmiş ince bir ruha sahip olan Mikail Türker Bal, söyleşisinde tasavvufun hususi boyutlarına değinirken günümüzdeki krizleri üzerine de oldukça ciddi açıklamalar yaptı. Tasavvufun ahlaki bir eğitim olduğunu ve dinin manevi tarafını oluşturduğunu belirten Bal, dini hayatta bir ruh, özgün bir taraf aranıyorsa bunun yalnızca tasavvufla sağlanabileceğini söyledi. Dinleyicilere "Peygamberimiz zamanında tarikat var mıydı?" sorusunu yönelttikten sonra şu cevabı verdi: "Yoktu, çünkü onun ahlakı tarikattı."

Kimsenin kendini küçümsememesi gerektiğini, bir güneşten faydalanan insanın muhakkak başka insanlara da bir fayda sunacağını, o güneşten bir parçayı başka yerlere taşıyabileceğini vurgulayan Bal; "bunu başarabiliyorsak doğru yoldayız... İşimiz sadece hâlle, kâlle (sözle) işimiz yok, onu başkaları yapıyor zaten, onu başkaları çok da güzel yapıyor" diyerek günümüzün medyatik isimlerini "kabuk ehli" olarak nitelendirdi ve epey de taraftar topladıklarını belirtti. Böylece geriye kalan insanların bir öz olduğunu, o özün doğru isimlerle buluşması gerektiğini de hassasiyetle vurguladı.

Günün muhasebesini yapan insan, bir yol katediyordur
İnsanın Allah'ın rahmetini hissedebilmesi için yorum yapmasının ve tefekküre vakit ayırmasının ne kadar kritik olduğunu dolaylı yoldan önemli misallerle anlatan Bal, "günün muhasebesini yapan insan, tasavvuf konusunda bir yol katediyordur" dedi. Avamın yaşam şeklinin ise işe gidip gelmek, yeyip içmek, güzel giyinmek, iyi bir uyku çekmekten ibaret olduğunu söylüyor. Çünkü: "Nasip olmayınca yola girmek de mümkün olmuyor ve yaşamda muhasebe yapacak bir disiplin edinilemiyor. Bizim bir işimiz var, bir mum olup dünyada herhangi bir yeri aydınlatmak, bizim işimiz olmalı, isterse bir metrekare olsun. Biz bir bayrak yarışı içindeyiz. Büyüklerimizin getirdikleri hizmet günümüze kadar geldi ki biz bugün burada bunları konuşabiliyoruz... Rahmet-i ilahiye her an üzerimize yağıyor, dünyadaki erenlerin nefes alıp vermesiyle bu rahmet her an üzerimizde."

"Allah (c.c) Peygamberimizi sevmiş, 'habibim' buyurmuş, biz de sevmek zorundayız. Bunun başka bir tercih şekli yok. Allah sevmişse biz de seveceğiz." diyerek çok hassas bir yere temas eden Bal; insanın haddini ve sıradan olduğunu bilmesinin gerektiğini fakat ruhu büyütmenin, tekamül sağlamanın gerekliliğini, camide tekamül sağlanmasının mümkün olmadığını, ancak tasavvuf disipliniyle manevi bir ilerlemenin sağlanabileceğini, bir aynaya ihtiyacımız olduğunu ve bu ayna görevini yalnız mürşitlerin üstlendiğini vurguladı. "Bir mürit, mürşidini haftada bir görmek zorunda. Fırsat yok, iki haftada bir. Olmadı üç haftada bir. Sonrasında zaten gönül kararmaya başlar ve her türlü şeyi de rahatlıkla yapar insan. Mürşidin niye faydalı olduğunu işte görüyoruz değil mi? İnsan olarak bu dünyada ruhumuzu eğitmek emredildi bize. Bu eğitim için gönderildik. Biz doktor olalım, mühendis olalım, şunun bunun için gönderilmedik. Bize bunun da hesabı sorulmayacak. Niye mühendis olamadın niye tıp okumadın? Hayır, o bizim dünyalık kazancımızı kazanalım diye bir vesiledir, meslektir. Ancak döndüğümüz zaman aslî vatanımıza, sorulacak şey; sen insan olabildin mi dünyada?"

Çocuklarımız kötü ağlara takıldı, millete silahını çevirdi
Günümüzde gençlerin eğitiminin, terbiye ve ahlak disiplini içinde büyümelerinin ne kadar önemli olduğunu, son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler çerçevesinden misaller vererek de anlatan Mikail Türker Bal; malum terör yapılanmasını işaret ederek şunları söyledi: "Bu kadar rezil olabilecekleri, bu kadar ortaya çıkabilecekleri aklıma gelmiyordu. Allah içlerini dışlarına öyle bir çevirdi ki, elhamdülillah. Gerçekten ne kadar şükretsek az, çünkü oralara bugün sizin çocuğunuz düşmüyorsa yarın belki torununuzun düşme ihtimali vardı. Belki komşunuzun belki akrabanızın. Ama, yenilerinin türediğinin de bilincinde olun. Onların büyümesine katkı sağlayacak her şeye karşı uyanık olmamız lâzım."

Silsilesi olmayan yol, tasavvuf yolu değildir
Günümüzde tarikat, cemaat, yol, grup, örgüt, vakıf gibi isimlendirilen şeylerin muhakkak denetimden geçmesi gerekiyor. Mikail Türker Bal yine kendi üslubunca bu denetimi bizlerin nasıl yapabileceğini, irfani kaynaklardan örneklerle anlattı. Burada silsilenin, mananın ne kadar önemli olduğunu da belirtti.

Taçlar, hırkalar, zikir gösterileri ve bir ton fotoğraf Facebook gibi sosyal mecralarda gırla. "Bize bunlar mı lâzım?" diye soran Bal, silsileden sonra vird ile evrad-ı şerifin de birer tespit aracı olduğunu anlattı.

Bu son derece lezzetli ve üç saate yakın süren konuşmanın tamamını şuradan izlemek mümkün.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 03.12.2016)

Hiç yorum yok: