Kahramanlık Değil, Fedakarlık Filmi: Dağ 2


Fikirlerin fikir olmaktan çıkıp bir çatışma ortamı yarattığı, seküler zihniyetin ve yaşayışın bir tezahürü neticesiyle 'kendiliğimizi' kaybedişimiz, millet ve ümmet bilincini yalnız bir 'dil' olarak kullanmanın rahatlığına yaslanmamız, çoğumuzu aynı soruları sormaya götürüyor: Ne işimiz var Suriye'de? Filistin için elimizden ne gelebilir ki? Irak zaten bitmiş, bize ne düşer?.. İşte bu sorular, son yüz yıldır zihnî felce uğramış insanımızın zaman zaman bir sığınak misali gömüldüğü, hakikatten uzak birer kaçış aracı. Hakikatimizde ise “Dağ” serisinin ikinci filmindeki şu replik var: "Bizim için savunulacak toprak, halkımızın olduğu topraktır."

Hamasetten uzak, samimi, cesur, yürekli, sert
İlginçtir, ülkemizde millî duyguların senaryoya dökülmesinin sonu genellikle hamasete, sorgusuz sualsiz bir yücelik atfına, asla eleştirilemez bir put yaratmaya varmıştır. Çoğu zaman siyasî basiretsizliklerin yahut beceriksizliklerin 'intikamını' beyazperdede almaya kalkmışızdır. Kurtlar Vadisi serileri gibi. Bir de her sayfasından ayrı bir film çıkacak tarihî geçmişimizi anımsatmak için çekilmiş filmler var ki hepsi birer amatörlük ve ruhsuzluk timsali: Çanakkale Yolun Sonu gibi. Koca Sinan'ı, Itrî'yi, Yunus Emre'yi anlatan -bırakın filmi- eli ayağı düzgün bir belgesel bile ortaya koyamamışken, sinema denen sanatın da bizden samimiyet beklediğini bilmemiz lâzım.

Dağ serisinin her iki filmi de öylesine samimi ki; filmden çıkıp yönetmeni, oyuncuları, kullanılan materyalleri ve araçları, hatta sosyal medya hesaplarını gözden geçirince de aynı samimiyeti görmek mümkün. Kısıtlının da kısıtlısı maddi imkânlarla hazırlanan Dağ serisinin ilk filmini (Vizyona giriş tarihi: 16 Kasım 2012) ancak 'bilenler biliyor' idi. İkincisi vizyona girdiğinde ise binlerce insan salonlara koştu. Koşanlar arasında filmin fragmanlarını izleyip merak edenler de vardı şüphesiz ancak bu kitleyi harekete geçiren en önemli saik şuydu: Gerçek, hakiki, millî bir film. Hamasetten uzak, samimi, cesur, yürekli, sert...

Filmin oyuncusu Çukurca'da şehit oldu
Yönetmen koltuğunda aynı zamanda senaryoyu da yazan Alper Çağlar'ın olduğu “Dağ 2”de Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar, Ahu Türkpençe, Murat Serezli, Atılgan Gümüş, Murat Arkın, Ahmet Pınar, Armağan Oğuz, Emir Benderlioğlu, Açelya Özcan ve Bedii Akın, oyuncular arasında yer alıyor. Önem veren sayısı oldukça fazla olduğu için belirtiyorum; IMDB puanı 10/10. Şimdiye dek (15 Aralık 2016) toplam 69.688 kişi oy kullanmış. Yine IMDB'den görülebilecek bilgiye göre filmin bütçesi 1 milyon 700 bin lira. Serinin ilk filmi 170 bin TL’lik bir bütçe ile çekilmişti. Bunlar son derece maddî bilgiler öyle değil mi? Peki.

Filmde Türk Silahlı Kuvvetleri'nden alınan tamamen gerçek silahlar kullanılmış. Yani o tankların, taarruz tüfeklerinin, helikopterlerin ve kıyafetlerin hepsi Alper Çağlar'ın Genelkurmay Başkanlığı'ndan destek istemesiyle karşılanmış. Dolayısıyla “Dağ 2” için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin destekleriyle çekilen ilk ve tek Türk filmi dersek hata etmiş olmayız. Çekimler sırasında 7 binden fazla manevra mermisi kullanıldığı, oyunculara 3 aylık ağır vücut geliştirme programları uygulandığı, çekim yerlerinin çoğuna 20 kilogram ağırlığındaki teçhizatlarla ve çantalarla gidildiğini öğrenince insan pek tabii hayret ediyor.

Gelelim sarsıcı noktaya: Filmin Isparta Eğridir Dağ Komando Okulu Eğitim Merkezi'nde çekilen sahnelerinde rol alan Yunus Emre Uçar, Hakkari-Çukurca'da şehit oldu. Ağabeyi Bünyamin Uçar, Alper Çağlar'ın takdir edilesi hassasiyetiyle filmin galasına davet edildi. Baba Şaban Uçar'ın, oğlunun filmde rol aldığından haberi yoktu. Alper Çağlar telefonla arayıp kendisine bilgi verdi.

Görevinizi mi vicdanınızı mı tercih edersiniz?
Serinin ilk filmi ile ile irtibatlı olan Dağ 2'de yine Oğuz ile Bekir başrolde. Kavga dövüş tanışan ama sıkı birer dost olan bu ikilinin askerliğinin bitmesine çok az bir süre vardır. Komutanlarının da vefat ettiği ciddi çatışmalardan sonra birinin omzu, diğerinin ayağı sakatlanmıştır. Bu yüzden Özel Kuvvetler Komutanlığı'na yaptıkları başvuru olumsuz sonuçlanır. Onların 'olumsuz' haberini alırken konuşmayı duyan ve birinci filmde şehit olan komutan Yaşar Demir'in yakın arkadaşı olan Veysel Gökmusa, 'babalık' sorumluluğuyla onları eğitime alır. 6 ay boyunca ağır şartlarda eğitim gören ikiliden Bekir ayağından ameliyat olup toparlanır, Oğuz da omzuna iyice güç kazandırır. Artık "Fırtına Getiren" lakaplı MAK 8. Tim'e katılmak ve IŞİD'in esir aldığı muhalif aktivist gazeteci Ceyda Balaban'ı kurtarmak hedefli Irak operasyonunda görev almak için hazırdırlar. Hedef zor, koşullar zor, zaman kısıtlı ve yalnızca 7 bordo bereli. Yarbay Veysel Gökmusa eğitimin son gününde şöyle diyor: "Bu zor bir hayat olacak. Belki de kısa bir hayat olacak. Aileleriniz sizi bizimle paylaşacak, kalan kırıntılara sevinecekler. Nice mezuniyet, yıldönümü ve düğün kaçıracaksınız. Çocuklarınızın doğum günlerinde dağda üzerinize mermi yağacak. Ama gene de her saniyesine değecek. Bu aşk öyle bir aşk ki, sizi tüketse de, öldürse de, bırakmayacaksınız."

Komutan sert, tavizsiz ve zeki. Yüksek sadakat sahibi ve liyakata büyük önem veriyor. Becerinin dışında duyguların da insanları yönlendirdiğini bildiğinden özellikle gazeteci Ceyda Balaban'la zaman zaman fikir ayrılıkları yaşıyor, birliğinin bundan etkilenmesini istemiyor. Filmin sorusu, aslında bir insanlık sorusu: Görev mi? Vicdan mı?

Bir ölür, bin dirilir!
Filmin samimiyeti, gerçekliği ve milli duyguları halkın gönlünde olduğu gibi göstermesi takdire şayan. En zor koşullarda dostluğa, kendinle beraber yanındaki adamı da yaşatan bir sorumluluğa sahip olma bilincini de işleyen filmde askerin "Bizi ancak biz kurtarabiliriz" dediği dakikanın dramı, "Bir ölür bin diriliriz!" sözüyle bir ‘maceraya’ dönüşüveriyor. Dikkat ederseniz 'kahramanlık destanına' demedim. Çünkü filmin böyle bir amacı yok. Daha perde açılırken filmin şehit Ömer Halisdemir gibi nice esas kahramanlara ithaf edildiğini okuyunca, bu işe emek verenlerin tertemiz yürekleriyle birlikte vatan hassasiyeti de ortaya çıkmış oluyor.

“Dağ 2”, dağ gibi bir film. Reklam yapmadan, "star" oynatmadan, kendince bir köşeden sessiz ama derinden gitmiş, sonucunda gerçek sinema izleyicisini tam kalbinden vurmuş, Türk milletinin vatan sevgisini, insan sevgisini, sorumluluk bilincini, halkın engin gönlünü ortaya koymuş bir film. Çünkü yarbay öyle diyor, "Sizin ilk göreviniz öldürmek değil, yaşatmak" diyor. "Önemli olan iki şey var arkadaşlar. Vatan ve yanınızdaki adam." diyerek eğitimler veriliyor. Sanki filmin stratejisiymiş gibi, fazla göze sokmadan, doğrudan gönüllere doğru bir hamle... Ve yönetmen Alper Çağlar'dan bir müjde: “Dağ 3” de gelecek, birkaç yıl sonra.

Sondan bir önce: Filmdeki bana kalırsa en güzel, en yüce repliklerden biri dağlara, taşlara, ormanlara ve aslında bayrağa doğru bakarak söyleniyor: "Yaptıklarımız önemli değil, bilmesen de olur. Sen güvende ol yeter."

Son olarak bir müjde: 18 Aralık 2016 tarihinde filmin tişörtleri, patch'leri ve posterleri satışa sunuldu. Maliyetine yakın bir tutarla. "Fırtına Getiren" eminim milyonlarca insanın üzerinde olacaktır.



Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 27.12.2016)

Hiç yorum yok: