Kapıdan padişah girecekmiş gibi bir makam: Nühüft


3 Şubat Cuma. Serin, hafif rüzgârlı ama kışın ağırlığından uzak bir Üsküdar akşamı. Balaban Tekkesi ve Kültür Evi'ndeyiz. Neyzen Kemal Karaöz ile Tanburî Özer Özel'in riyasetinde, “Üsküdar ve Mûsıkî” serlevhâlı bir söyleşi-konser takdim edilecek. Salon tıklım tıklım; ihtiyarlar, gençler ve hatta bir bebek. Çıtı çıkmadı. Pek de mümkün değildi aslında. Zira Özer Özel konsere başlamadan uyarısını yaptı: "Konser başladıktan sonra dışarı çıkan olmayacak, zaten bu makam çakılı bırakır sizi koltuklarınızda."

Hakikaten de öyle bir makam. Lakin dinlerken işin ehli elbette anlayabilir ama bizim gibi ehl-i mûsıkî olmayan lakin bu müziğin muhibbi olmakla yetinenler için anlaşılması çok güç bir makam. Bir beste ve bir taksimin ardından makamın adı Özel tarafından söyleniyor: Nühüft. "Hiç aranızda duyan var mı?" diye sual ediyor, başını sallayan birkaç ihtiyar dışında kimse yok. Sonradan öğreniyoruz ki günümüzde de bu makamda eserler çalan, söyleyen kimse neredeyse yok. Dışarıdan bakıldığında "gayet profesyonel" görünenlerin bu makamdan bahsedildiğinde ufak ufak kaçıştığını da laf arasında öğreniyoruz. Bunları öğrenmek güzeldir bilhassa gençler için çünkü onlar hâlâ üç şarkının peş peşe çalınmasını fasıl zannediyorlar. O kadar ucuz değil bizim müziğimiz.

Nühüft, Farsça'da "gizli, saklı" anlamına gelen, teknik olarak, hüseynî aşirân perdesinde karar eden, inici bir seyir gösteren, yegâh makamı dizisine hüseynî-aşiran perdesinde bir uşşak dörtlüsünün ilâvesiyle ortaya çıkan bir makam. Seyrinde önemli yer tutan makamlar ise nevâ ve yegâh. Bunları iyi okuyun, sonra lâzım olacak lakin bu teknik malumatın Türkçe meali şöyle: Çok zor. Fakir klarnete başladığım yıllarda Kemençeci Nikolaki'nin buselik peşrevini icra ederken aldığım hazzı anlatamam fakat öğrenirken neler çektiğimi bir Allah bir de klarnetim bilir. Bazı makamların zorluğunu izah etmek bizim boyumuzu aşar. Arzu edenler için hemen özel bir eser takdim etmek isterim ki makamın derinliği belli olsun. Takdim edeceğim eseri merhum hâfız ve mevlidhânımız Kâni Karaca, hocası merhum hâfız Sadettin Kaynak'tan meşk etmiş. Güftesi Niyâzî-i Mısrî Hazretlerine, bestesi Ali Şîrûganî Dede'ye ait bir nühüft durak:

Halk içre bir âyîneyem herkes bakar bir ân görür
Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yamân görür




Paşa kükreyiverir: "Nühüft dedik nühüft!"
Balaban Tekkesi'nde Kemal Karaöz'ün nefis ney icrasına, yine aynı nefislikteki sesi eşlik ederken, Özer Özel de kendine has tanbur icrasını gerçekleştiriyor ve dinleyenler makamın hem inceliklerini hem de ahengini keşfetmeye çalışıyordu. Dinleyen kimseden çıt çıkmadığı gibi, yukarıda bahsettiğim bebeğin de tek bir 'agu'su bile duyulmadı. Bir beste bir taksim usulüyle süren konserde, eserlerden sonra zaman zaman Kemal ve Özer hocalar söyleştiler. Biz de gülümsedik. Önce Özer Özel, "Ne o? Hiç sesiniz çıkmıyor? Demiştim ben, bu işte böyle bir makam. Sanki kapıdan içeri padişah girecekmiş gibi." dedi ve makamın manevî boyutunu tarif etti.

Refik Fersan
Teknik boyutuna dair ise Kemal Karaöz'den çok hoş bir hikâye dinledik. Hikâye şöyle: Büyük tanbur sanatçılarımızdan ve bestekârlarımızdan Refik Fersan, ramazan-ı şerif günü paşalardan birinin evine davet edilir. İftar edildikten sonra mûsıkîye merakı yalnız meraktan ibaret olmayan paşaya ve misafirlerine iftar sonrası mûsıkî ziyafeti yaşatılacaktır kısacası. Refik Fersan, diğer sazende arkadaşlarıyla iftarın bitmesini beklerken "Acaba paşamız hangi makamda fasıl geçilmesini arzu ederler?" diye merak ederler. Nihayet Fersan, paşaya bu meramını iletir ve o ürkütücü cevabı alır: Nühüft! Hemen arkadaşlarının yanına döner ve hiç ellerinde 'nühüft takımı' olmadığını, şimdi ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. Bu esnada sazendelerden biri "Ya hu nühüftün nasılsa kararı hüseynî aşirân. Biz de biraz yegâh saz semâîsiyle başlayalım, kimse anlamaz zaten" der. Önce peşrevle başlarlar fakat o da ne? Başladıktan çok kısa bir sonra masasında pürdikkat esere kitlenen paşa kükreyiverir: "Nühüft dedik nühüft!"

Hikâye neşeli bir hikâye olsa da bir paşanın bu denli mûsıkî bilmesine şahit olmamız el'an gurur duymaya vesile. Ne mutlu ki bu topraklardan böyle güzel gönüller geçmiş, onlardan bize nice hatıralar kalmış. Nakledenlerden de Allah râzı olsun.

Nühüft makamında eserler
Makama merak duyanlar için İslâm Ansiklopedisi'nde İsmail Hakkı Özkan'ın yazdığı "Nühüft" maddesindeki örnek eserler paragrafını aynen almak isterim:

Seyyid Nuh’un darb-ı fetih usulünde, “Tâ kim hattın ey mâh-cebînim yüze çıktı”, Buhurîzâde Mustafa Itrî’nin hafif usulünde, “Bizden o şûha arz-ı hulûs et cihan cihan” mısralarıyla başlayan besteleri; yine Buhûrîzâde Mustafa Itrî’nin, “Mecbûr-ı aşk olduğumu her gören bilir” mısraıyla başlayan ağır semâisiyle Dellâlzâde İsmâil Efendi’nin, “Kimlerle miyan-beste-i âgūş-ı meramdır” mısraıyla başlayan yürük semâisi; Hamâmîzâde İsmâil Dede’nin aksak semâi usulünde, “Bend oldu dil bir şûh-i cihâna” ve Tanbûrî Osman Bey’in ağır aksak usulünde, “Gonca-i nev-hîz-veş açılmak istersen eğer” mısraıyla başlayan şarkıları; Buhûrîzâde Mustafa Itrî’nin düyek usulünde, “Sâyesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tûr’sun” mısraıyla başlayan tevşîhi, Zâkirî Hasan Efendi’nin “Rivâyette gelir bir gün Resûlullah olup dilşâd” mısraıyla başlayan mersiyesiyle Derviş Ali Şîruganî’nin, “Halk içre bir âyîneyim herkes bakar bir an görür” mısraıyla başlayan durağı bu makamın örnekleri arasındadır.

Bunların dışında Ebû Bekir Ağa'ya ait olduğu belirlenen beş nühüft eser ise şöyle: "Mest itti müşk odu bir kâkul-i hoşbû", "O şuh olursa bana mihriban murâdımca", "Şad devlet ile niyet-i teşrif o dem ettin", "Seyredüp aks-i ruhun" ve aşağıdaki Alâeddin Yavaşca'nın okuduğu nühüft yürük semâ'îsi:

Şitâb-ı bâd-ı sabâ sû-be-sû çemen-be çemen
Nukuuş-ı mevc kılar cû-be-cû çemen-be-çemen
O serv-i dikeşe gayetle iştiyakından
Dizildi câm-ü sürahi sebû çemen-be-çemen



Tanburî Cemil Bey'den nühüft peşrev:



Şeyhülislâm Mehmed Es'ad Efendi'den nühüft yürük saz semâ'îsi:



Son olarak, nühüft makamının ağız çarpılması, kısmî felç, sırt ağrısı, eklem ağrısı ve kulunç gibi hastalıklara şifa özelliği olduğu da belirtilmektedir.

Kemal Karaöz ve Özer Özel vesilesiyle bir güzel makamımızı daha göğsümüzde yumuşatıp idrâk etmeye gayret ettik. Şifâsı bol olsun.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 08.02.2017)

Hiç yorum yok: