Mâzîyi hatırlatanları bir araya getiren mülakatlar


Mülakat kitapları son dönemde çok revaçta. Eskiden yayıncıların somurtarak baktığı bu alanda şimdi pek çok kitap neşrediliyor. Hakiki okuyucu için mülakat kitaplarının içi nice sırlarla dolu. Bir tarih kitabından ya da bir belgeselden edinilecek malumattan daha fazlası öğrenilebiliyor bu kitaplarla. Yalnız bir ismi değil de birden çok ilim, irfan sahibini konuk eden sayfalar arasında gezinmek, okuyucuya hem geçmişle gelecek arasında lezzetli bir serüven yaşatıyor hem de yepyeni bilgilerle karşılaştırmalı okuma yapma imkânı sunuyor.

Bu tarzdaki kitaplardan ikisini aynı anda neşretti Yedikıta dergisi. Geçtiğimiz Aralık ayında (2016) bir tarih ve kültür dergisi için ulaşılması güç bir sayı adedine (100) ulaşan dergi, tüm sayılarında yaptığı röportajları bir araya getirdi ve ortaya "röportajlar serisi" üst başlığıyla iki kitap çıktı: Osmanlı Gidince ve Geçmişin İzinde.

Çalışkan ve titiz bir editörden arşivlik ve özgün yayınlar
Evvela kitabın kapak tasarımı ve kâğıt kalitesinden bahsetmeyi bir okuyucu olarak görev bilirim. Son derece sade tasarımla, uzun ömürlü bir kâğıt tercih edilmiş kitap hazırlanırken. Her iki kitap kapağının sol sütununa, mülakat gerçekleştirilen isimler yazılmış. Gayet okunaklı bir yazı tipi seçilmiş. Sorularla cevaplar arasında belirgin bırakılan boşluklar okumayı da hızlandırıyor. Burada durup, kitabın oluşmasını sağlayan mülakatlardan yayın aşamasına kadar geçen sürecin arkasındaki ismi, yani ülkemizin en çalışkan editörlerinden biri olan Ahmet Apaydın'ı zikretmemiz şart. Apaydın aynı zamanda yayın koordinatörü göreviyle gerek Yedikıta dergisinin sayılarında gerekse eklerinde hususi çalışmalarıyla dikkat çeken bir isim. Tüm bu emeklerine rağmen hazırladığı eserlerin kapağına adını yazdırmayacak kadar da mütevazı bir şahsiyet.

2014 yılının sonlarına yaklaşırken Ahmet Apaydın'ın derlediği "3 Kıtada 4 Yıl" adlı, büyükçe ve ciltli bir biçimde hazırlanan kitap aslında onun ülkemizdeki editörlük çıtasını da ortaya koymuştur. Meraklısı için I. Dünya Savaşı'nın 100. Yılı vesilesiyle yayımlanmış ve şehitlerimizin aziz ruhlarına ithaf edilmiş bu eserin arşivlik nitelikte olduğunu gönül rahatlığıyla söylemek isterim.

Derginin yayın politikası sorulara da yansımış
Her iki kitapta yer alan mülakat soruları okundukça görülecektir ki dergi ekibinin hazırladığı sorular tıpkı derginin yayın politikasındaki gibi hamasetten, polemikten ve güncelin rüzgârıyla ilerlemekten uzak; oldukça samimi ve yeni araştırmalara kapı aralayıcı nitelikte. Bu sebeplerden dolayı günümüzde yayınlanan mülakat kitapları arasından sıyrılıyor.

Her iki kitaptaki eksikliklere değinmek de yine okuyucu olarak bizlerin görevidir. Bu eksikliklerin özellikle dile getirilmesinin, neşredilecek diğer eserlerde yapılacak düzeltmelerle birlikte ülkemizin kültür yayıncılığındaki seviyenin yükseltilmesinden gayrı maksadı yoktur. Şöyle ki her iki kitapta da mülakatı gerçekleştirilen isimlerin küçük de olsa birer fotoğrafı olabilirdi. İsimler zihinden çıkabiliyor ama suret bir şekilde kalmaya devam ediyor. Bunun için görsellik mühim. Öte yandan yine bu isimlerin birer biyografisi ya mülakatlardan önce ya da kitabın sonunda yer alabilirdi. Bilhassa genç okuyucuların bu isimleri tanımasında fayda var. Zira dergi ekibinin bu isimleri özellikle seçtiği ortada, bu seçimin sebebi de böylece ortaya çıkabilirdi. Son olarak; bazı mülakatlarda harita gibi görsel malzemelere ihtiyaç duyabilir okuyucu. Yedikıta dergisinin haritalara, çizimlere, resimlere, fotoğraflara verdiği değeri ve arşivini okuyucusu gayet iyi bilir. Bundan mütevellit röportaj serisi kitaplarında bu arşivden yararlanılmaması okuyucuyu şaşırtabilir. Teknik meseleler benim boyumu aşar diyerek artık kitapların içeriğine geçmek isterim.

Osmanlı'nın bıraktığı topraklarda neler oldu?
Elimize bir dünya haritası alıp Türkiye topraklarının çevresinde birer karış sola, sağa, aşağıya ve yukarıya ilerlemek dâhi yetmeyecektir Osmanlı topraklarının ucuna bucağına. Şüphesiz bu topraklardan çekiliş sürecinin tarihî olduğu kadar sosyolojik, toplumsal ve iktisadî yıkımları, meseleleri oldu ve el'an bu meselelerle devlet büyükleri uğraşıyor. Uğraşmak zorundalar çünkü medeniyetler bir silsileye dayanır. Osmanlı nasıl Selçuklu evladı ise Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı'nın evladıdır. Redd-i miras etmeye meraklı zihinlerin bu silsilede yeri yoktur ve fakat insanın yönünü de bastığı toprak tayin eder. Mekansızlık ve zamansızlık büyük bir varoluş sıkıntısıdır. Sanırım bu da işin psikolojik tarafına gidiyor, geri dönelim. Balkanlardan Ortadoğu'ya, Akdeniz'den Anadolu'ya, Ortaasya'dan Uzakdoğu'ya, Kuzey Afrika'dan Kafkaslara kadar uzanan toprakların her karışında Türklerin, dolayısıyla Osmanlıların izlerini görmek mümkündür. Dolayısıyla meraklı insan sorar: Osmanlı gidince buralarda neler oldu, buralarda yer alan halklar neler yaptı, tarihi eserlerden, âdetlerden, geleneklerden ve göreneklerden neler yaşamaya devam etti? İşte buna benzer soruların cevaplandığı kitabın adı Osmanlı Gidince. Röportaj serisinin bu ilk kitabında ağırlanan isimler ise şöyle: Ali Osman Uysal, Prof. Dr. Ara Altun, Prof. Dr. Azmi Özcan, Birdal Kanmış, D. Mehmet Doğan, İbrahim Akın Kurtoğlu, Prof. Dr. İdris Bostan, Kemal Gurulkan, Osman Kılıç, Prof. Dr. Semavi Eyice, Prof. Dr. Suphi Saatçi, Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Prof. Dr. Yücel Öztürk.

Osmanlı Gidince: Medeniyetlerin ölümsüzlüğü
Gâh hüzünlendiren gâh düşündüren meselelerin ele alındığı mülakatların her birinde görülecektir ki aslında biten, giden bir şey yok. Emperyalist zihniyetin düşünce sistemleriyle tüm dünyaya medeniyetlerin çatıştırılabilir (bkz: Samuel P. Huntington - Medeniyetler Çatışması) ve uygarlıkların öldürülebilir olduğu (bkz: "Uygarlıklar ölümlü değildir", Fernand Braudel - Akdeniz / Tarih, Mekan, İnsanlar ve Miras) yutturulsa da, tarihimiz boyunca her mekanda, her insanda bıraktığımız bir miras var. Tarihimizin farklı alanlarındaki zirve isimleri bu miras üzerine konuşuyor Osmanlı Gidince'de.

Zaman zaman mülakatların sonuna asıl konuyla ilgili bir okuma parçası da konulmuş. Mesela arşiv konusuyla ilgili olarak Arminius Vambery'nin 1903'de yayımlanmış bir metni, "Yabancı Gözüyle Türk Arşivleri" başlığıyla yer almış röportajın sonunda. Bu metni yeniden okumalıyız: "Biz Macarlar kendi tarihimizi ve coğrafi ilişkilerimizi izah için Türk vesikalarından birçok fayda görüyoruz. Türklere şükranımızın sebeplerinden birisi, Türklerin Macaristan'ı zaptı vaktinden kalma vergi vesair hâsılat-ı mîriye defterleridir. Bu resmî vesikalar, Macaristan'ın iki yüz seneden daha evvelki hallerini, nüfusunu, ziraatını, ticaret ve sanayisini bildiren yazışma ve tafsilatı havi olup geçmiş zamanımızın aynasıdır. Bu Türk vesikalarının emsali dünyada kolay kolay bulunmaz. Zira o vakitler Türk memurları her şehrin, her köyün, her mahallenin evlerini, nüfusunu, hububat cins ve miktarını bile dikkatle yazmışlar ve fevkalade kıymetli istatistikler bırakmışlardır."


Geçmişin İzinde: Mazimiz boyunca hazin bir yolculuk
Tarih alanında kafamızı karıştıran birçok soru var. Günümüzdeki popüler tarih anlayışının televizyon dizilerindeki ve beyazperdedeki hâli ortada. Tarihçilerin burada devreye girmesi gerekiyor. Ortaya şöyle sualler çıkıyor: Gerçek tarihçilik, tarih mi oluyor? Üniversitelerde tarih eğitimi yeterli mi? İşte röportaj serisinin Geçmişin İzinde adlı ikinci kitabı bu soruların cevaplarıyla başlıyor. Mazi üzerindeki gezintiye, mazinin son temsilcileriyle yapılan mülakatlar eşlik ediyor. Kitap için saray soyanlar, sahafların ve müdavimlerinin azalması, sahaflığın bir kâğıt arkeologluğu olduğu gibi konular gün yüzüne çıkıyor. Birkaç isme birden yöneltilen "en son hangi kitabınızı sahaftan aldınız?" sorusu, cevapları kadar ilgi çekici. Bir başka ilginçlik olarak; birçok kitap avcısının bildiği gibi Raif Yelkenci ile Muzaffer Ozak sahafların son şeyhleridir, daima öyle yâd edilirler. Kitapta, bu iki duayen sahafın 'konuştuğu' bir bölüm de var.

İkinci kitabın mülakat gerçekleştirilen isimleri şöyle: Prof. Dr. Abdülkadir Özcan, Adil Sarmusak, Yrd. Doç. Dr. Adnan Eskikurt, Ahmet Ercan, Prof. Dr. Atilla Çetin, Prof. Dr. Azmi Özcan, Emin Nedret İşli, Prof. Dr. Feridun Emecen, Halil Bingöl, Prof. Dr. Hayrunnisa Alan, İbrahim Manav, İbrahim Sofuoğlu, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. İsmail Erünsal, Lütfi Bayer, Prof. Dr. Mehmet Akif Ceylan, Mevlüt Ceylan, Prof. Dr. Muammer Demirel, Murat Kargılı, Ömer Ertur, Turan M. Türkmenoğlu.

"Siz şimdi Leyla ile Mecnun hikâyesini camiye koyabilir misiniz?"
Osmanlı korsanlarının birer haydut değil deniz gazisi olduğu, bir romancının merceğinden Ertuğrul Faciası'nın bilinmeyenleri, fetih esnasında kırılma noktası olarak nitelendirilen Fatih'in gizli projesi, kartpostallarla hac yolu, Anadolu tarihinin yeniden yazılmasını sağlayacak bir keşif imkânı olarak Miryokefalon Savaşı (17 Eylül 1176) gibi son derece enteresan mevzular Geçmişin İzinde adlı kitapta yer alıyor.

Bir konu daha var ki şahsen kitabın en merak uyandıran mülakatı olabilecek nitelikte: Prof. Dr. İsmail E. Erünsal, Osmanlı insanının, bürokratının neler okuduğunu, kütüphanelerde ve hatta camilerde en çok okunan eserlerin neler olduğunu anlatıyor. Bir anısını paylaşıyor, okuyalım: "On beşinci, on altıncı asırda mahalle aralarında kurulan kütüphaneler var. Onlar da enteresandır. Mesela bir tane Cihangir'de var. Bu kütüphaneyi bir şahıs camide kurmuş. Halk hikâyeleriyle dolu, caminin içine koyuyor. Ben buna çok ehemmiyet verdim. Şunun için, ‘Osmanlılar tarih, edebiyat, sanat, şiir, felsefe kitaplarını kütüphanelere koymuyorlardı, yasaktı; işte bunlar geri kafalıydı’ diye yaygın bir kanaat var ya, ona cevap vermek için. İşte buyurun Cihangir'deki kütüphane örneğine bakın. Ondan da önce Bursa'da bir muallimin kütüphanesi var. Türkçe kitaplar, hikâye kitapları, Kısas-ı Enbiyalar, Tezkire-i Evliyalar, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı; o tür kitaplar var içinde. Siz şimdi Leyla ile Mecnun hikâyesini camiye koyabilir misiniz? Koyamazsınız. O dönemde koyuyorlar, insanlar okusun diyorlar."

Netice-i kelâm; iki kitabı peş peşe okuyunca bir tuhaf oluyor insan. Neye üzülüp neye şaşıracağını da pek bilemiyor açıkçası. Hakkımızda hayırlısı.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 31.01.2017)

Hiç yorum yok: