Hay bin Yakzan’ı Okumak kitabından alıntılar


Hay henüz yedi yaşındayken ceylanın ölmesi, onun bütün enerjisini doğayı ve kendisini keşfetmeye yöneltir. Annesi olan ceylanın ölüm sebebini anlamak için bedenini parçalara ayırır. Kan dolaşımının takip ettiği yolları izleyerek hayvanın kalbine ulaşır ve orada iki odacık olduğunu keşfeder. Odacıklardan birinin içinde pıhtılaşmış kan vardır, diğeri ise boştur. Bu araştırmadan, vücudun bir ruh taşıdığı ve o ruhun vücudu terk etmiş olduğu sonucuna varır. Hay, vahşi hayvanların cesetlerini parçalara ayırırken, dolaysız fayda sağlayan bilginin ötesine geçerek düşünmeye, canlı vücutlar hakkında doğru sorular sormaya başlar. Bu süreç, Hay’ın en büyük doğa filozofu olmasını sağlar. [sf.18]

Eski bilgiden asıl sapma, onuncu yüzyılda, kelâm kitaplarının meşruluk kazanması ve kelâmın tartışmalı meselelerinin hayata geçirilmesiyle gerçekleşti. Uhrevî bilimler sıradan insanlar tarafından unutulurken, kelâmcılar ve fakihler entelektüel ve dini otoritenin zirvelerine yükseldiler. [sf.41]

Platon’un Devlet’inde, mağara metaforunun yer aldığı 7. kitapta, mağaranın en dip noktası felsefi bilgiden en uzak diyarı temsil eder. Aydınlanma ve bilgi âlemine karşıt olarak, karanlık, gölgeler ve fikirler burada yer alır. Tam aksine, Hay’ın mağarası kişinin kendi benliğini saf bilgiye gömdüğü yerdir. [sf.49]

Mağara duvarlarına çizilen hayvan resimleri figüratif sanatın basit ifadeleri değildi. Enerjisiyle insanlara onların kişilikleriyle ilgili bir şeyler söyleyebilen doğal ve mitolojik semboller ya da totemler olarak da işlev görüyordu. Mesela şamanik dinlerde ceylan farkındalığın sembolüdür ve İbn Tufeyl, bu mecazı kullanarak otodidakt için geçerli olan bir ilkeyi -farkındalığı- ima eder. Hay bin Yakzan isminin tam anlamında da aynı şey açığa çıkıyordu: Uyanık Oğlu Diri. [sf.69]

1470’lerde ve 1480’lerde Floransa kültürü bilgi edinme sorununa yeni boyutlar kattı. Her öğrenme sürecinin merkezinde aşkın Tanrı üzerine pasif düşünceyi seçen Ortaçağ anlayışı yerine, Floransalı âlimler ve sanatçılar, bilginin insanın ruhsal olarak nesneler, insanlar, doğa ve Tanrı’yla birleştiği bir süreçle kazanıldığını vurgulayarak, Platonik aşk nosyonunu savundular. [sf.128]

Deneme yanılma yoluyla Hay, doğanın temel yasalarının tümevarımsal olarak ortaya çıkmasına neden oldu. Büyük bir hiyerarşi içinde -fizikten astronomiye ve metafiziğe- yer alan bilginin aşamalar halinde edinilmesi, onu “Tanrı ve üst dünya bilgisini” keşfetmek gibi nihai bir hedefe yükselten gerekli bir adımdır. [sf.188-189]

Kültürel meydan okumalar karşısında İbn Tufeyl, felsefi bir ütopyacı roman yazmak için elinin altındaki kültürel ve felsefi kaynaklara, Uzak Doğu’nun merak uyandıran öykülerine, İslam mistik geleneğine ve tarihöncesi insana yönelik yerel göndermelere yöneldi. Öyküyü, birinci elden deneyimi ve otodidaktizm idealini önererek bir geleneği reddetmek için kullandı. Kitabın etnolojik unsurlar üzerine kurulu bir hiciv olarak oynadığı rol, kendiliğinden üreme, otorite olmaksızın bilgi edinme yeteneği ve münzevi hayatla ilgili cesur felsefi tezlerin öne sürülmesini sağladı… Radikal öncülüğüne rağmen İbn Tufeyl, Sûfîlerin deneyimini mantık temelli Endülüs felsefi geleneğiyle karıştırarak, Gazzali’nin İhyâ’sı üzerinde süregiden anlaşmazlığı çözdü. Sufilerin deneyimine, felsefi ilkeler doğrultusunda aşamalar halinde rehbersiz bir eğitim sistemi içinde sahip çıkarak, vurguyu tefekkürden doğanın fiili keşfine kaydırdı. [sf.237]

Alıntılayan: Yağız Gönüler
(İzdiham, 10.05.2017)

Hiç yorum yok: