Kendisini ve Yaratıcısını Bulmaya Adanmış Bir Ömür


Nazi Almanya'sının maddi-manevi zorlu koşullarında, anne ve babasının şiir sevgisiyle okuma aşkına tutulur Annemarie Schimmel. Yaşına ve erkek hakimiyetindeki akademiye aldırmadan İslamoloji doktorası ve Arapça öğrenmek için 19 yaşında kollarını sıvar. Nasıl'ın yerine neden'i koyup yola koyulur.

Yaşamını one-woman-show olarak değerlendiren Annemarie Schimmel, birçok kültür insanı için "mağlupken galip" önemli bir karakter hiç şüphesiz. Hem yetiştiği ortamın hem de akademi dünyasındaki ayrımcılığın şiddet yüklü olduğu zamanlarda Şark İslâm kültürünün hemen hemen her alanına muhabbet beslemesi, bu muhabbetin üstüne cesaretle gitmesi onu önemli bir noktaya koyuyor hiç şüphesiz. 81 yıllık ömrünün çok büyük bir kısmını batıda İslâm'ın doğru anlaşılmasına adadığı da herkesçe teslim edilmesi gereken bir takdirnâme elbette.

Schimmel'in eserlerinin birkaçının Türkçeye çevrilmesi, onu Türk okurlarının tanımasına vesile olsa da yaşam öyküsünü yazdığı eserin dilimize geç gelmesi bir eksiklik olarak yazılabilir. Doğudan Batıya, geç de olsa Türk okuyucusuyla buluştu ve bu muhterem şahsiyetin hayatındaki en hassas noktaları anlatıyor olmasıyla şimdiden unutulmaz oldu. Sufi Kitap'ın neşrettiği Doğudan Batıya'nın her sayfasında bir araştırma sevdalısının hayatına dokunuyoruz. Ancak bizi en çok etkileyen sayfalar şüphe yok ki İstanbul sayfaları. "Eşsiz şehir" diyor İstanbul'u anlatırken Schimmel. Orada tanıdıkları ve hayatlarına temas ettiği isimlerden bazıları herkesi şaşırtacaktır: Salah Birsel, Cahit Külebi, Behçet Necatigil, Vedat Nedim Tör, Kazım Taşkent, Yaşar Nabi, Asaf Halet Çelebi, Samiha Ayverdi, Nezihe Araz, Sofi Huri, Süheyl Ünver, Zeki Velidi Togan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Şevket Süreyya Aydemir, Adnan Saygun, Kani Karaca...

Görüldüğü üzere sanatın her alanından dönemin en latif kimlikleriyle buluşmuş Schimmel. Türk şiirine, Türk müziğine, Türk hat sanatına, resmine ve hatta mimarisine olan merakı onu her çevreyle tanıştırmış. Bazen kendini Tanpınar'ın masasında şiddetli şiir eleştirileri arasında bulmuş bazen de Samiha Abla'sının dizinin dibinde Kenan Rifai mektebinin hatıralarını dinlerken. Bazen Zeki Velidi Togan'la Türk tarihinin dehlizlerine dalmış bazen de o derinliklerden Kani Karaca'nın haşmetli sesiyle çıkıvermiş. Bu önemli simaların her dokunuşu Schimmel'deki İslâm araştırmaları aşkını körüklemiş de körüklemiş. Kitapta bu yönde gelişen tercihlerini de aktarıyor. Mesela Ayasofya'ya hiç de ilgi duyamadığını fakat Mihrimah Camii ile Rüstempaşa Camii karşısında büyülendiğini itiraf ediyor. Öğrencilik dönemlerinde tutulduğu ve vefatına kadar peşinden gitmeye gayret ettiği ismi ise herkes biliyor elbette: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî.

Diline doladığı Yunus Emre'nin "gel gör beni aşk neyledi" dizelerini Türkiye'de adım attığı her yerde mırıldanmış. Konya, Ankara, Sivas... Türkiye'den ayrılmak zorunda kalıp evine vardığında ise çok sevdiği Rilke imdadına yetişirmiş: "Tanrı'nın etrafında dönüyorum, o en kadim kulenin / ve binlerce yıldan beri dönüyorum / ve hâla bilmiyorum: bir şahin miyim, bir kasırga mı / yoksa büyük bir şarkı mıyım?"

Tasavvufta dünya nasıl oldu ya da insan nasıl dünyaya geldi gibi sorulardansa, dünya neden oldu ve insan neden yaratıldı gibi soruların izi sürülür. Bu aynı zamanda insana kendisini (nefsini) ve yaratıcısı (rabbini) bulduran bir izdir. Aramakla bulunmuyor ancak bulmak da arayanların nasibine düşüyor. Schimmel işte bu arayışın insanıydı.

Son sözü Mahmud Erol Kılıç'a bırakmak isterim. Zira o Schimmel'i 'bilen' biriydi. 2015'teki bir röportajından: "İhtida eden, eserler yazan, Müslüman olmasa bile İslam’a hayranlığını dile getiren insanlar vardı; bunun en güzel örneği Annemarie Schimmel… Schimmel son kertede Müslüman olmamış olabilir, Allah bilir, ama İslam kültürüne birçok Müslümandan daha vakıf, Allah’a imanının ve Hz. Peygamber’e saygısının yanında İslam maneviyatına, kültürüne, zarafetine iman etmiş bir insandı. Onu sıradan bir 'kâfir' olarak tanımlayamazsınız."

Yağız Gönüler
(Arka Kapak, 28, Ocak 2018)

Hiç yorum yok: