Hikâyeler ve Rüyalar İnsanı Tamamlar


Bütün mümkünlerin kıyısında, kendine ait bir odam var. Bunun için her gün şükrediyorum. Bu oda benim için harf demek, kelime demek, cümle demek. Odam bana şifa sunuyor. Tüm mesai saatlerinin yumuşatıcısı, tüm dünya dertlerinin leke sökücüsü, tüm maddi imkânsızlıkların lavabo açıcısı sanki bu oda. Bir kapsül gibi. 'Şimdi ve burada' olabilmenin savaşını hep bu odada veriyorum, hep bu oda çıkarıyor beni sokağa ve geri döndürüyor yuvaya.

Şimdi ve burada olmak, yani yaşamı özümsemek. İnsanın varlığını anlamlandıran, taçlandıran, zenginleştiren en büyük hikmet belki de. Biz çoğu zaman bir zorlukla karşılaştığımızda ve onu yendiğimizde, o anın yani başarmanın kıymetini yaşamıyoruz, düşünmeden ve üzerinde durmadan geçiyoruz. Güzel zamanların, neşelerin, kötü anların ve hüznün de bir şifası var. Biz bu zamanların kıymetini bilmeden, sanki ayakkabımız kirlenmesin diye çamurun üzerinden atlar gibi atlıyoruz. Sonra ne mi oluyor? Orada olamamanın eksikliği, yarası ya da travması, ne derseniz deyin, dün gibi çıkıveriyor bizim karşımıza. Bugün çıkıyor. Ansızın, hiddetle ve sertçe çıkıyor. Modern psikoterapi bu sebeple yas dönemini önemsiyor ve mutlaka yaşanması gerektiğini söylüyor. Buradaki yaşamak, elbette hissetmek, düşünmek ve biraz da olsa kendin kalabilmek.

Kemal Sayar, Kapı Yayınları tarafından neşredilen Ölümden Önce Bir Hayat Vardır kitabında bize dünyadan geçip giderken neleri özümsememiz gerektiğini anlatıyor. Selam yurdunda olduğumuzu, iyiliğe ve güzelliğe dair bir elçi olduğumuzu, insan olduğumuzu bihakkın hatırlatıyor. Yaralardan, sadakatten, insanın insana muhtaçlığından, kendi hayatına şahit olabilmekten, rüyaların hakikat çağrısınan, meleklerin hışırtısından, inşirahın göğüs genişleten varlığından haber veriyor.

Gerçek bir tatilin nasıl olması gerektiğinden, kendini bilmekten, gün içinde sık sık duysak da kulak veremediğimiz son çağrılardan bahsediyor Kemal hoca. İnsana kendisini hatırlatıyor, 'bir kendin var onu hatırla' diyor. Bazen de bunu bir insan üzerinden ifadelendiriyor. Çok şeyler öğrendiğim ve öğrenmeye de devam ettiğim rahmetli Âkif Emre ağabey gibi: "Gündelik hayatta varlığa eza etmeyen bir gölge gibi dolaşsalar, sosyal medyada yüzbinler tarafından izlenmeseler, isimleri gazete sayfalarını, suretleri insanların zihninde hiç bir derinlik yankısı vermeyen tartışma programlarını süslemeseler dahi, onlar vardır. Küskün krallardır onlar. Bu toprağın soylularıdır. İlmek ilmek ördükleri iyilikle, sahici dertleriyle, müstağni duruşlarıyla, zaten toplumuna önderlik etmiş ve bu yolda hakikatten gayrı kimseyi yoldaş bilmemişlerdir. Hakikatten başka hiçbir şeye sadakat duymayan adamlar, kendilerine sadakatten başka hakikat bilmeyenler nezdinde pek makbul değildir. İkisi de birbirine sokulmaz. Eğer hahi selamet der kenarest. İnci mercanla dolu bir deniz de uzansa önünde, selamet arıyorsan, kenarda dur. İyiliğin gizli soyluları, ruhunu rehin bırakmaktansa bir kenarda durmakta esenlik bulacaklardır."

Kendin; kalbindir, ruhundur, her şeyindir. Bu yaşamda her şeyinle varsın. Peki sahiden var mısın? İnsanın her şeyiyle var olabilmesi için toprakla bağlantı kurması, toprağıyla irtibatlı olması lâzım. Bu sebeple Kemal Sayar, kitabının ikinci bölümünde 'yenilmeyeceğiz' diyerek güçten, cesaretten, güvenden, yaraların belleğinden, kült psikolojisinden, misafirlikten, gurbette olmaktan ve birliğe varmaktan bahsediyor. "Mayamızda bin yıllık bir tarih, çıkınımızda rüyalar var" diyor Kemal Sayar. İnsan, hikâyeleriyle ve rüyalarıyla tamam olur.

Yağız Gönüler
(Millî Gazete, 28.02.2018)

Hiç yorum yok: