Kırk Hadisle Gelen İkram: İlham

"Bu dünyaya kalmayalım
Fânidir aldanmayalım
Bir iken ayrılmayalım
Gel dosta gidelim gönül."
- Yûnûs Emre

"Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak."
- İsmet Özel

Şiirin insanı hangi şekillerde etkilediği ve şairin şiiri yazarken neleri gözettiği asırlardır hem okuyucuyu hem de eleştiriciyi muallakta bırakmaktadır. Şiir, yeryüzünde tüm toplumları etkileyen, şekillendiren, tarihe ışık tutan ve tarihle yürüyen, nihâyet şairden de sıyrılabilen sözler bütünüdür. Şiir; kalan, duran, koşan bildiriler zinciridir. Şairin dertlerinin, "güzel sözle söyleme sanatı"yla kavrulmuş hâli şiirdir. Şiirin kendi bir derttir. Peki bu dertler silsilesinin ucunda ne vardır, yahut olmalıdır? Biz bu soruya, bu toprakların akıbetini belirleyenler ve daima belirlemek mükellefiyetini omuzlarında şerefle taşımayı kabul edenler olarak cevap vermeliyiz. Kur'an ve sünnet mirasından başka bir mirası reddedenler olarak. Türklükle Müslümanlığın arasını açanların baş belâsı olarak. Türk şiirinin ortaya çıkışının, küffara vurulan bir darbe olduğunu kavrayarak ve bilerek. Gözeterek ve görerek. Başka türlü bir şiir anlayışı, şiir olmayacaktır. Anlayıştan da oldukça uzak olacaktır. Zira Kur'an, şiirin ve şiirimizin müktesebatını zaten belirlemiştir. Bir tepsi sunmuştur. İkramına vesile olan ve Mekke'de nazil olan Şuarâ Suresi'nin son 4 ayeti şairler üzerinedir:

224. Şairlerinden ardından sapkınlar giderler.
225. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmez misin?
226. Şüphesiz onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.
227. Ancak iman edip iyi ameller yapanlar, Allah'ı çokça zikredenler, kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar (bu hükmün) dışındadır. Zulmedenler, hangi akıbete uğrayacaklarını bileceklerdir.

Şairler; onlara kim bilir neler ilham verir? Gelen ilham, okuyucunun rahatını ne ölçüde kaçırabilir? Rahatı kaçan okuyucu, kendisine musallat olan düşünceleri tahayyül ederken neler hissetmelidir? İşte topyekun bir ilham harekâtı. Bu harekâtta ricat yok, daima niyet ve cihat var. Zira asil bir komutanı var. Niyetin ve cihadın açıkça beyanı, savaşın çığlığıdır. Savaş başlamıştır. Çünkü: "Gazeteler tutuklamış dünya kelimesini / o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir."

İlk olarak kasım 2003'te yayımlanan "Kırk Hadis", İsmet Özel'in radyo konuşmalarının redaksiyonu suretiyle meydana gelmiştir. TİYO Yayıncılık tarafından yapılan yeni edisyonuyla (temmuz 2013) 6. baskısını yapan "Kırk Hadis"te yeni bir önsöz bulunuyor ve kitaptaki hadislerin Arapça metinleri elle rika hattıyla yazılmış olarak okuyucuya sunuluyor. Peki okuyucu "Kırk Hadis"ten ne anladı, ne anlıyor? Bu hâlâ bilinmiyor fakat İsmet Özel kitabın önsözünü bitirirken derdini şu şekilde belirtiyor: "Kimin kime düşman olduğu, kimin kime dostluk gösterdiği ve kimin kimle haşrolunacağı ezelden belli. Ben sadece şu dünya zindanında kötü kokudan rahatsız olan ne kadar insan kaldı ise, onların kendi burunlarında kabahat bulma hatasını işlemelerini güzel bulmadım, nâçizâne."

"Ne kadar daha kazanırsam evi, arabayı değiştiririm?" veya "Aman, bana dokunmayan yılan asırlarca yaşasın!" derdini(?) edinmiş toplulukların içinde öyle veya böyle yaşıyoruz. Yer alıyoruz demiyorum, yaşıyoruz. Bazen el sıkışıyoruz ama anlaşamıyoruz. Selâm veriyoruz karşılığını alamıyoruz. Kabul etmiyoruz. Etmemek için ne yapıyoruz? Şiire müracaat ediyoruz. Haysiyetimizi korumak için şiirin yüzüne sürüyoruz gözlerimizi. Değerimizi düşürmemek için şiiri tercih etmiyoruz, şiiri değer biliyoruz, değerleniyoruz. Kıymetimizin ölçüsünü dizelerde arıyoruz. Buluyoruz. "Bir yanlışlık var!" dediğimizde surat asma hakkımızı kullanıyoruz. İlerleme dediğimiz şey ruh bütünlüğümüzdeyse, bunu şiire borçluyuz. Rahatımızı kaçıran şey şiirse, burada güzellikler buluyoruz. İşte Kırk Hadis; "Bir hadîs-i şerîfin bir şairle ne ilgisi olduğunu, bir hadîsin bir şaire neler ilham etiğini, bir hadîsin bir şaire hangi bakımdan ikramda bulunduğunu öğrenmek hoşunuza gidecekse doğru yere geldiniz" diyor. Evet, geldiğimiz yer doğru. Fakat İsmet Özel hadislerle kurduğu demire şiirleri tespih taneleri gibi dizerek bize bir rahatlık temin etmiyor. Çünkü bu yerin bize sunduğu, rahatlıktan çok, "şimdiye kadar bozulmadan koruyageldiğimiz rahatımıza" musallat olan bir terakki sahasına sokuyor okuyucusunu. Çünkü şairin insanlara çok yakışacağını düşündüğü bir mesele var. Meseleler üstü bir mesele: "Ümit ediyorum ki, benim cür'etkârlığıma şahit olan Müslümanlar bir şekilde dünyanın etrafımıza ördüğü kabalık, anlayışsızlık kozasını kırmak ve ahiret özlemi çeken bir kelebek olmaya özenmek duygusunu edinirler. Ben doğrusu böylesi bir duygunun bütün insanlara çok yakışacağını düşünüyorum."

Kitabın o sade ve ferahlık sunan kapağıyla karşılaşır karşılaşmaz hadisleri merak etmemek mümkün olmuyor. Bir sabırsızlık ve bir temkinli olma hâli. Tedbiri elden bırakmamak için önce "Altıncı Basımın Önsözü", ardından da "Mukaddime: Yaşamak Bir Yanlışlık, Din Bir Bunalımdır" başlıklı yazıları okuyoruz. Biz bu tedbiri elde ederken İsmet Özel uyarıyor: "Tedbirsizliğime rağmen ismim intişar ettiyse bütün şartlarda hareketlerimin istikametini edebe riayet etme dikkatimin tayin edişindendir."

Kırk Hadis'in içinden birkaç hadis:

"Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Kadınlar, güzel koku, gözümün nuru namaz."
Nesâî, İşretü'n-Nisâ;
Ahmed b. Hanbel, Müsned

"Muhakkak Allahu Teâlâ Hazretleri, sığır cinsinin otları dişleri arasında evirip çevirdikleri gibi tekellüfle konuşan, ağzının içinde dilini dolaştıra dolaştıra belâgat taslayan erkeklere buğzeder."
Ebû Dâvud, Edeb;
Tirmizî, Edeb

"Fetihten sonra hicret yok; lâkin cihad ve niyet vardır."
Buhâri; Îmân;
Müslim, İmâret

"Kıyamet gününde Âdemoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe Rabbinin yanından ayrılamaz: Ömrünü nerede, ne suretle harcadığından, yaptığı işleri ne maksatla yaptığından, malını nereden kazandığından ve nerelere sarf ettiğinden, vücudunu, sıhhatini nerede ve ne surette yıprattığından."
Tirmizî, Kıyâmet

"Zayıflarının hakkı kuvvetlilerinden alınmayan bir millet nasıl temizlenebilir?"
İbn Mâce, Sadakat

"Âdemoğlunun bir vadi altını olsa ikincisini ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder."
Buhârî, Rikâk;
Müslim, Zekât

"Titremene lüzum yok. Ben kral değilim. Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum."
Heysemî, Mecma'u'z-Zevâid

"Sözlerinde ve fiillerinde ileri gidip hadleri aşanlar helâk olmuştur."
Müslim, İlim;
Ebû Dâvud, Sünnet

Eğer kitapta, hadislerin İsmet Özel tarafından yapılan açıklamalarını bulacağınızı zannediyorsanız yanlış istikâmettesiniz demektir. Zira Kırk Hadis'in en önemli derdi, bir şairin hadislerle olan ilgisi ve hadislerden aldığı ilham. Buna rağmen hadislere şairin yazdığı yorumların okuyucu üzerinde ciddi bir uyandırıcı etki yapmasının yanı sıra, artık bundan sonra bir uyanıklık sahası da teşkil etmesi gerekiyor. Okuyucu kaşını gözünü oynatmadan, ağzını açarak değil, tüm kalbiyle okumalı; hem hadisleri, hem şairin yorumlarını. Bu yorumlarda anlaşılacak çok şey var. Nasıl anlaşılacağı ise tamamen okuyucunun elinde. Zira: "Bir gün müritlerinden birisi Bahauddin Nakşibend'e demiş ki: "Efendim, siz bize çok güzel şeyler söylüyorsunuz; fakat bunları nasıl anlamamız gerektiğini söylemiyorsunuz." Bunun üzerine Bahauddin Nakşibend, "Evlâdım ben sizin önünüze içi çok lezzetli yemişlerle dolu bir sepet getiriyorum. Sen de bana, efendi hazretleri bu meyveleri benim için yer misin diyorsun!" demiş."

Hadis, ikram ve ilham. Şairin hem gönlünden hem kaleminden. Tepside önümüze gelen şeylerin rahatımızı kaçıracağı muhakkak. İlhamın ruhumuza katacağı rahatlık sahası ise bize terakki imkânı sağlayacak. Mühim olan o terakkinin elde edilebileceğini keşfetmek, yola çıkmak ve her daim hazır olmak. Çünkü:

"Doğacaktır sana va'dettiği günler Hak'kın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."

Yağız Gönüler
(Aşkar, 28, Ekim-Kasım-Aralık 2013)

Hiç yorum yok: