Kaç para ulan bir ön libero?


"Maçı kaybettikten sonra kendisini rahat hisseden biri asla iyi bir futbolcu olamaz.”
- Don Howe, 1987

“Allah’a emanet.”
- Felipe Melo, 31 Ağustos 2015

Lisede önüne kâğıt kalem alıp, tuttuğu takımın mevcut kadrosuyla en iyi dizilişi yazarak ders geçiren bizim nesil nihayet olan bitenin farkına vardı. Şimdi önce üç soru var üzerinde düşünülmesi gereken ama cevapları zaten kısa. Birinci soru: Neden sahaya çıkan kadrolarda en az yedi savunma oyuncusu var? İkinci soru: Futbol gol atmak için mi var, gol yememek için mi? Üçüncü soru: 4-2-3-1 taktiğini dünya futboluna sunan sistemle kapitalist sistem arasında bir irtibat var mı?

Şimdi bu üç sorunun cevabının birbirinden farklı olduğunu düşündüğümüz an tongaya düşeriz. Esasen cevabı sorular üzerinden şu şekilde söylemek mümkün: Futbol gol atmaktan çok gol yememek üzerine kurgulanıyor zira maçların uzaması demek daha fazla reyting, daha fazla ürün yerleştirme, daha fazla alışveriş, daha bezgin/yorgun ve dolayısıyla hır çıkarmayacak seyirci (taraftar değil) demek. Gol yememek için savunma oyuncusuna ihtiyacınız var. Eskiden 3 stoper yahut iki stoperin arkasındaki libero bu görevi üstlenirdi. Ne zaman ki 4-2-3-1 denen taktik ortaya çıktı, stattaki taraftar da kadrolar anons edilirken tam yedi savunma oyuncusuyla karşı karşıya kaldı. Bu da hâliyle beklentiyi artırdı ve futbol piyasasında kaleci, bek ve stoper yetmemiş gibi bir de önlibero (defensive midfielder) diye bir mevkii ortaya çıktı. Şimdi isteniyor ki bekler öyle bir rol alsın ki kanat oyuncuları diye bir şey olmasın, stoperler gerektiğinde gol de atsın ama oyunu kuran, yöneten bir önlibero olsun. Hâlbuki bu görev ya on numaranındı ya da sekiz numaranın. Önliberoyla alakası olmayan libero ise beş ya da altı numara olurdu. Biraz maziye dönelim, anlatacağım.


Libero, defansın tam ortasında görev alan ve sıklıkla ileriye çıkıp takımı da ileriye taşıyan adamdı. “Sweeper” dedi İngilizler buna. Oysa futbol tarihinin ilk hakiki liberosu Alman Franz Beckenbauer idi ve lakin futbolu Almanlar oynar, İngilizler de ya izler ya da konuşurlar. Mevkiinin adını koymak da İngilizlere düştü. Günümüzdeki önlibero kavramıyla Beckenbauer’in görevi (libero) kesinlikle aynı değildir ve asla yan yana konulamaz. Beckenbauer’in yaptıkları, yetenek kadar futbol zekâsı ve oyunu izleme becerisi de gerektiren bir şeydi. Eduardo Galeano, “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı harikulade kitabında 1966 Dünya Kupası’nda Beckenbauer ‘in attığı golü anlatırken onu şöyle tanımlar: “Münih’in bir işçi semtinde dünyaya gelmekle birlikte aslen köylü olan bu “Kaiser”, sahada bir imparator gibiydi, hem hücumda hem de savunmada çevresine hükmederdi. Gerilerde oynadığında değil bir top, bir sivrisineğin bile geçmesine izin vermezdi; ileriye doğru atağa kalktığında ise sahada ilerleyen bir havai fişekten farksız olurdu.


Sistem, futbolcuyu ilk göğüs reklamlarıyla beraber bir köleye dönüştürdüğünden beri de futbol zekâsı denilen şey gittikçe azaldı. Azalınca da futbolcu yerine düşünen ve neredeyse onun kadar kazanan bir futbol direktörlüğü kavramı ortaya çıkarıldı. Kenardan dev güneş gözlüklü ve mümkün mertebe kravatlı bu gizemli adamlar ne futbolu ne tutkuyu ne de heyecanı bilmezler. Ayın 1’inde banka hesaplarına yatacak paralarının istikrarı ilgilendirir onları.

4-2-3-1 ve dolayısıyla önlibero konusundaki ilk ciddi yorum da ilk futbol direktörlerinden Arrigo Sacchi’ye ait. 2004-2005’te Real Madrid’de görevdeyken “Raul, Figo ve Zidane geriye dönmeyi reddediyor, bu yüzden onların arkasının da arkasına bir adam lâzım” diyerek önlibero mevkiini resmen ortaya çıkarmış oldu. Meraklısı için bu ve buna benzer kritik yorumlar Jonathan Wilson’ın 2008’de yayımlanan ve hâlâ dilimize kazandırılamamış Inverting the Pyramid: The History of Football Tactics Paperback kitabında mevcut. Evet, kitabın yazarı yine bir İngiliz, üstelik “pyramid” de diyor. Yok yok konuyu Illuminati’ye bağlamayacağım. Onu Amerikalılar daha iyi bilir. Futboldan da zerre anlamazlar, “soccer” derler. Soccer senin babandır, futbol lan o.


Türk futboluna ön libero kavramını kim kazandırmıştır? Mircea Lucescu. Sadece Bülent Akın ismini telaffuz etmek yetecektir. Beşiktaş’ı yönettiği zamanlarda da Federico Giunti’yi transfer ettirip ön libero denen bir şeyin ne kadar gerekli olduğunu(!) ele güne göstermiştir. Sonrasında sadece şampiyonluk iddiası olan olmayan tüm takımlarda bir ön libero, bir defansif orta saha anlayışı yerleşmiştir. 2009 yılında Serie A’da Bidone d’oro (Altın Bidon) seçilen Felipe Melo da bizim “sükse yapmış” ön liberolarımızdan biri olmuştur. Artık Inter’de, belki de bidonluğunun intikamını almak için Inter’de, bilemeyiz. “İyi futbol dilencileri” olarak bildiğimiz şu Melo ve türevleri yeri doldurulamaz oyuncular değildirler. Bugün ayağında top tutabilen, pas verebilen, markaj kabiliyeti yüksek her stoper rahatlıkla ön libero mevkiinde oynayabilir. Benim iddiam bu mevkiinin tamamen korkak taktik anlayışların ve futbolun zevki olan gol atmaktan çok gol yenilmemesine dayalı bir ürün olduğu. Evet üründür ön libero. Her transfer döneminde sunulur ve mutlaka gerekliymiş gibi bir izlenim ortaya atılır. Bir de dünyadan örnekler verilmeye çalışılır. Ya hu Allah aşkına siz şimdi Dunga, Marco Tardelli, Emerson, Diego Simeone, Patrick Vieira, Fernando Hierro, Edgar Davids, Didier Deschamps, Claude Makelele, Roy Keane, Frank Rijkaard, Lothar Matthaus, Andrea Pirlo, Gennaro Gattuso ve Fernando Redondo gibi adamları ön libero mu sanıyorsunuz sevgili futbol katilleri? Defansif yönleri kuvvetli orta saha oyuncusu başkadır, sizin beşinci sınıf takımların kontra atakları önleyen oyuncularını ön libero diye ona buna pazarladığınız oyuncular başkadır. Kim var aklınıza gelen Türkiye’de bir ön libero? Size göre Mehmet Topal öyle, değil mi? Felipe Melo da öyleydi. Oysa öyle değildi. Takımları kazansın diye savaşan her adama ön libero diye diye sadece transfer dönemini değil futbolu bitirdiniz. Kaç para ulan bir ön libero? Gelecek dönemlerde her takım birer tane alsın (uydursun) da susun.

Susun ve bizi iyi ve tutkulu futbolumuzla yalnız bırakın!

Yağız Gönüler
(Darkafalar, 02.09.2015)

Hiç yorum yok: