Heyecanlı ve Yalın Bir Şiirin Şairi: Yağız Gönüler

Orhan Özekinci, Yağız Gönüler'in ilk şiir kitabı "Kırılınca Klarnet" üzerine bir değerlendirme yazısı kaleme aldı...

Kırılınca Klarnet, 2014’ün Mart ayında İzdiham Yayınları’ndan çıktı. İzdiham Yayınları, çok velut bir yayınevi olmamakla, iyi eserlerin yayınlandığı bir yayınevi. Gönüler’in "Kırılınca Klarnet"i ise, bu niteliğe hatırı sayılır bir katkıda bulunmuş. Aynı zamanda, tıpkı Ece Ayhan gibi Türk müziğiyle ilgilenen şair, eserini; Nihavent, Hicaz ve Hüzzam alt başlıklarında toplamış. Bu üç başlığın altında yer alan şiirlere bakınca, başlıkların “yapay bir köprü” gibi olduğunu görüyoruz. Bunu pek tabii bir kusura olarak görmemek lazım, şairin hayatı da şiire dâhildir.

Fransız şairi Toulet, ironinin sevecenlikle beslendiğini söyler. Gönüler’in şiirleri ise, tam da bu ironiden beslenir işte. “Altı Üstü Beş” şiirinde, bu ironiyi net şekilde görebiliyoruz. Bu ironik şiir için üzerine notlar almaya ve derin düüşünmeye lüzum yok. Kalıcı bir şiir olmayacağı kesin fakat eserin bütünlüğü açısından kayda değer.

“Bu beşliği patronlar için özel hazırladım kikiki
Patronlar bir gün aktivist bir gün kapitalist
Patronlar bir gün modernist bir gün popülist
Patroncuğum kol düğmen düşebilir alışma isyana
Patron, halka ilgin değil hiç samimi”

Müslüman bir tavır

Yağız Gönüler’in Müslüman bir şiiri var. Bu Müslümanca tavrın içerisine Türklüğü, modernizm eleştirisini, son dönem teknolojik gelişmelerin hayatımıza attığı çelmeyi de dâhil edebiliriz. En soyut atılımları bile çok basit bir şekilde adeta konuşma dilini merkeze alarak şiirlerini yazması, çok kere şiirlerini bir şarkı rahatlığına kavuşturur. Gönüler’in kendine mahsus bir şiir dili tam olarak henüz olmasa da, farklı formlarda ve cümle kalıplarında şiirlerinin olması, ilerisi için “Yağız Gönüler Şiiri”nin sinyallerini vermektedir. Evet, kendine mahsus bir dili oluşturmamış olsa da, özenli ve titiz bir dil, şairin ayırıcı bir diğer özelliği. “Sersem Serzeniş”, “Mektup” ve “Yeni Yıla Özel, İndirimli Dizeler” başlıklı şiirlerini mihenk kabul edecek olursak, bu üç şiirde de farklı anlatım, farklı teknik ve farklı sayabileceğimiz konular görürüz. Öncelikle şairin, "nasıl bir şiir istiyorum" sorusunu kendine sorması gerekli. Bu konuya az sonra detaylıca değineceğim.

Yerli ve milli bir şuur

Son dönemin tartışması “yerlilik ve millilik” konusundan yola çıkacak olursak, evet, Gönüler yerli ve milli bir şairdir. Ancak şiirlerinde yerel olmayan pek çok kelimeyle karşılaşırız. “Sus” şiirinde; polemik, modernizm, subliminal, kristal masaj ve “İlişikteki Gibidir” başlıklı şiirinde geçen, klostrofobi ve it’s very hot gibi kelimeler, Gönüler’i ilk defa okuyacaklar için iyi bir referans değil. Bunları, yazımızın başında bahsettiğimiz gibi modernizme eleştiri bakımında yapmış olsa da, bu eleştiri yerlilik silahıyla pekala yapılabilirdi. Tabii ki tüm bunlar, şairin şiir dünyasına zarar verecek şeyler değil, sadece ilk defa okuyacaklar için iyi bir referans olmayacaktır. Şair, şiiri burada ıskalamış da diyebiliriz.

Gönüler’in şiirindeki tüm kusurları örtecek belki de bir şiiri var. Benim için ise Yağız Gönüler o şiir demektir: "Dedem".

“Dedem vardı benim, iyi bir şeydi
Yok şimdi, gideli yıllar oluyor
Güzeldi gülmesi, sevgisi, mahcup ifadesi
Yok şimdi, aklıma geldikçe bakışlarım ağlıyor”

Şüphesiz, Yağız Gönüler bu şiirin izinden gitse, seviyeyi yakalamış kalıcı bir şair olabilir. Bu şiir, mütemadiyen okuduğum şiirlerden arasında.

Yerini bulamamış bir şair

Edebiyat, her şeyden ziyade yerini bulma meselesidir. Mustafa Kutlu deyince Dergâh, Cemal Süreya deyince Pazar Postası, Sezai Karakoç deyince Diriliş akla geliyorsa; Yağız Gönüler deyince aklımız çok yere gidiyor. Kendisi şuanda birçok dergide ara ara yazmış olsa da, bir muhite aidiyet duyduğunu göremiyoruz. Şairi son dönemde Aşkar’da, Mahalle Mektebi'nde, Çelimli Çalım’da, İzdiham’da ve -belki de en güzel şiirini yazdığı- İtibar’da okuduk. “Sanatçı bağımsız olmalı” diye itiraz edenler elbette olacaktır fakat burada bahsettiğimiz bağımsız olamama yahut iradeyi kaybetmek meselesi değil. Belirli bir muhit içinde yetişmiş ve yazıyor olmanın belli mesuliyetleri olur. Bu mesuliyet çerçevesinde gerek ahlaki, gerek şahsi ve sanatsal olarak kendi yolunuzda ilerlersiniz. Bu mesuliyetten mahrumiyet, edebiyata ve sanata dair birçok inceliği de yok eder. Hiç de fena sayılmayacak ilk kitabı yayınlayan Gönüler'in artık tamamen karar vermesi gerekiyor. Kendine geniş bir yelpazede okur bulması olumlu bir şey gibi gelse de, zaman geçtikte okur tarafından benimsenmeme durumu ortaya çıkabilir.

Geçmişten bu güne takip ettiğimizde, hemen her dergide yazan kişilerin, aktivistten öteye gidemediklerine şahitlik ediyoruz. Nerede bir belediye programı varsa orada olan "şair"lere bakmanızı, durumu daha iyi anlamanız açısından öneririm. Kitabını yazmaya değer bulduğum, sevdiğim bir şair olan Yağız Gönüler'in ise, onlardan tamamen farklı bir yerde konumlandırıyorum.

Heyecanlı oluşu, şiiri için büyük avantaj

Hüseyin Cöntürk, “bana öyle geliyor ki bugün edebiyatımızın en büyük eksiği ‘heyecan’dır” der. (Çağının Eleştirisi, Edebiyat Heyecanı, 1.baskı, s.59) Gönüler’in şiirinin en büyük avantajı ise ince bir heyecanın varlığı. Bunu aynı zamanda heves olarak da yorumlayabiliriz. Tarihe, müziğe, İsmet Özel’e heyecan derecesinde bağlı olması, dinç bir şiir genç ama oturaklı bir şair imajını vermektedir. Bu da her şeyi anlatabilen, yalın, sağlam bir Türkçe olarak karşımıza çıkıyor.

Son olarak Gönüler için göze çarpan şeylerden birisi de, Türkiye’yi soyut bir yer olarak görmediği, milli olmak bilincinin eserlerine yansımasıdır. "Dünyanın Bütün Ağrıkesicileri" şiirinden:

"Sanayi devrimi gibisin, kömürlü buharlı
Yoksa bir tepki misin köye, köylüye
Uzakdoğu musun, Batı Avrupa'mı, Asya mı
Sımsıkı söv geçmişe, Heredot utansın"

Orhan Özekinci
(Kültür Gündemi, 26.09.2015)

Hiç yorum yok: