Türk müziğine yakınlaşmak için 36 kıymetli kitap


Türk müziği ve tarihi üzerine bazı kitapları sizin için derledik. Şüphesiz bu kitapların hiçbiri, tek başına Türk müziğini anlatmaya yetmeyecektir. Buradaki asıl iş, okuyucunun ciddiyetine ve samimiyetine düşmektedir. Dinleyerek okumak, okuyarak dinlemek gerekmektedir. Kapıları çalmak lâzım. Muhakkak her kapının ardından yeni yollar çıkacak ve müziğimizin kadr-i kıymeti daha iyi bilinecektir.

Tophaneli Sabri Bey'in dediği gibi bu yolda "Diz dövmek" lazımdır. Cem Behar'ın kitabının adı gibi: Aşk olmadan meşk olmaz. Meşk olmadan da musiki olmaz. Musiki, gönlün meşkidir. Nacizane, siz musikinin haram olup olmadığını tartışanları bir kenara koyun, unutun. Onlar bu okyanusta boğuladursunlar. Siz, hakikate işaret eden seslerin peşinden gidin. Bizim müziğimiz tarih boyunca bu sesten kopmamış, aksine bu sesle doğmuştur. Dinimiz, dilimiz ve musikimiz altın bir silsiledir. Takip ediniz, ettiriniz.

Müzik adamının mana âlemiyle bir irtibatının olması lâzımdır
Öte yandan musikimizi kitaplardan öğrenmemizin mümkünatı yoktur ve dahi imkânsızdır. Nota takıntısı ne kadar musikimize zarar vermiştir zira önereceğim kitapların hepsinde görülecektir ki notalar asla meşkin yerini tutmamaktadır. Zira bizim musiki tarihimiz, meşk etmekten dizleri yama tutan bestekârlarla doludur. Bugün dinlediğimiz müziğin bir gürültüden, metal bir homurtudan ibaret olduğunu ısrarla söyleyenlere kulak veriniz, doğrudur. Kulağınızı her dem taze tutunuz. Şifa musikimizdedir. Dünyada sistemi olan iki müzikten biri Türk müziğidir. Bu mirasın herhangi bir köşesinden tutsanız kâfi. Ulaşacağınız yer, sonsuz büyüklükte bir şifahane olacaktır. Alâeddin Yavaşça üstadın zikrettiklerini buraya da alalım: "Hekimliğimin yanında mûsikîyle kaynaştım ve her hastanın rahatsızlığı, sızısı bende müzik uyandırdı. Beste yaptımsa, yapılan bestelerde onların rolü var. Yaşadığın ahvalin senin ruh yapın üzerinde etkisi vardır. Müzik adamının maddi olmaması, mana âlemiyle bir irtibatının olması lâzımdır.

Türk müziğinin kıyamete kadar yankılanması umudumuzdur. Kitapları önermeden evvel merhum Cinuçen Tanrıkorur’un da şu sözlerini hatırlamak ve hatırlatmak görevimizdir: "Biz yabancı müzikleri öğrenirsek çağdaşlaşacağız zannetmenin kargaları artık güldüren değil ishal yapan komikliği ile yetiştirildik maalesef. Türk çocuğu mektepte Bach'ı, Beethoven'ı, MozartHendel'i, Ravel'i öğrendi; Merâgi'den, Itrî'den, Kazasker Mustafa İzzet'ten, Dede'den, Zekâi'den, Tanburî Cemil'den Sadettin Kaynak'tan habersiz yetiştirildi. Bunu da marifet zannettik." Gayret bizden, tevfik Allah'tan diyerek nacizane şu kitaplar meraklısına yeni yollar açabilecektir.

Ahmed Avni Konuk - Fihrist-i Makamat
Ahmet Hakkı Turabi - Gevrekzâde Hâfız Hasan Efendi ve Mûsikî Risâlesi
Ahmet Şahin Ak - Türk Din Mûsikîsi: Câmi ve Tekke Mûsikîsi
Bayram Akdoğan - Mevlevîlik ve Mûsikî: İsmail-i Ankaravî ve Mûsikî Risâlesi
Bülent Aksoy - Geçmişin Musiki Mirasına Bakışlar
Bülent Aksoy - Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Mûsıkî
Cinuçen Tanrıkorur - Müzik Kültür Dil
Cinuçen Tanrıkorur - Osmanlı Dönemi Türk Mûsikîsi
Cinuçen Tanrıkorur - Türk Müzik Kimliği
Cinuçen Tanrıkorur - Saz ü Söz Arasında
Cem Behar - Aşk Olmayınca Meşk Olmaz
Cem Behar - Musıkiden Müziğe: Osmanlı/Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik
Cem Behar - Osmanlı / Türk Musıkisinin Kısa Tarihi
Cem Behar - Şeyhülislâm’ın Müziği
Cemil Altınbilek - Mûsıkîde Bir Silsile Hoca Cahit Gözkan’ın Musiki Mirası (2 Cilti)
İbn Sina - Mûsikî
İsmail Hakkı Özkan - Türk Musıkisi Nazariyatı ve Usulleri-Kudüm Velveleleri
Murat Aydemir - Türk Müziği Makam Rehberi
M. Fatih Salgar - Mevlevî Âyînleri
M. Fatih Salgar - Hacı Arif Bey (Hayatı Sanatı Eserleri)
M. Fatih Salgar- Dede Efendi
Mehmet Ali Sarı - Kur'an-ı Kerim ve Dini Mûsıkî
M. Ekrem Kardeniz - Türk Mûsikîsinin Nazariye ve Esasları
Murat Bardakçı - Ahmed Oğlu Şükrullah: Şükrullah'ın Risalesi ve 15. Yüzyıl Şark Musikisi Nazariyatı
Murat Bardakçı - 25 Yıla 25 Besteci
Murat Bardakçı - Refik Bey: Refik Fersan ve Hatıraları
Murat Derin - Müziğin Güzel Günlerine Yolculuk: İnci Çayırlı'nın Anıları
Mustafa İsmet Uzun - Mûsıkî Dünyamızın Davudu Buhûrîzâde Mustafa Itrî
Ömer Tekiner, Fuat Yöntemli - Mevlevîlikte Semâ ve Mûsikî
Pehlül Düzenli - İslam Kültür Tarihinde Musiki
Recep Uslu - Mehmed Hâfid Efendi ve Musiki
Savaş Şafak Barkçin - Ahmed Avni Konuk: Görünmeyen Umman
Selma Hacıosmanoğlu - Osmanlı'da Çocuk Mûsikîsi
Süleyman Uludağ - İslam ve Musiki
Uğur Alkan - Türklerde Ezan ve Salâ Mûsikîsi Uygulamaları
Yasin Eker, Ahmet Sadık Hıdır - Müzik Söyleşileri

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 03.11.2015)

İnsan manevi tekâmül içinde günlerini geçirmeli


"Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim günahım yağma olsun."
- Yunus Emre

"Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah'ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel..."
- Peyami Safa

İlk insandan bu yana insan hep bir arayış içindedir. Fakat neyi nerede aradığının o bile farkında değildir. Bir türlü farkına varamadığı için de işte aralarında beş asır bulunan iki ismin sözleriyle açılışı yaptım. Yunus Emre, benliğini geçerek gözünün hicabını (perdesini) açıyor, dosta ulaşıyor. Artık günahları umurunda bile olmuyor O'na erişince. Peyami Safa, sanki Yunus Emre hiçbir şey dememiş gibi adeta modern zamanın modern insanına bir kez daha aynı şeyi, daha sert bir üslupla söylüyor. Kendine gelmen için kendine dönmen, kendini bulman gerek diyor. Kendimizden kasıt "O" değil midir? "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" sözü, sadece nefsini bilenlerin Rabbini bileceğini en açık şekilde belirtiyor. Şeyh Gâlib de bu sözün üzerinden asırlar geçince dayanamıyor, "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen" diyor. Kendine iyi bak çünkü alemin özü sensin. Devamında da "merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen", yani varlığın gözünün bebeği olan âdemsin sen. İşte Mahmud Erol Kılıç'ın "Hayatın Satır Araları" adlı kitabı, modern zamanda kendini arayan insana kendini bulması için bir başlangıç kılavuzu niteliğinde.

Bu kitabıyla biz modern insanlara sesleniyor, modern kölelere... 
Modern kelimesi hayatımıza öyle bir girmiştir ki, yaşayışımızdan düşüncemize, edebiyatımızdan müziğimize kadar her şeyi baştan aşağı etkilemiştir. Yoksa yerle bir etmiştir mi demeliyiz? Artık üç notanın birbirini sürekli tekrar etmesine müzik diyoruz, kişisel gelişim kitapları okuyup şahsımızı yerli yerine oturtacağımızı zannediyoruz, akşam ne yiyeceğimizden sabah ne giyeceğimize kadar beynimizi gelip geçmekte olan hayatın boş meseleleriyle dolduruyoruz. Sabah susmuyor, akşam konuşmuyoruz. Aşk ve ölümü yalnızca özel günlerde, olağanüstü gelişmelerde, flaş haberlerde yahut sarsıcı olaylarda hatırlıyoruz. Arabalarımızın jantları, evlerimizin dış cephe kaplamaları, ayakkabılarımızın tabanları ve akıllı telefonumuzun güncellemeleri her şeyden daha önemli.

Dikkat edilirse görülecektir, kendimizden başka her şeye değer veriyoruz. Değeri kendimizden uzaklaştırdıkça hayat bizim için paha biçilmez oluyor. Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, bu kitabıyla biz modern insanlara sesleniyor, modern kölelere. "Okuyup geçtiğin hayatın satır aralarında gör bak neler saklı!" diyor. Demekle de kalmıyor, avaz avaz bağırıyor. Bu aslında bir yoldaş olmak isteği, derde deva bulmak isteği. İnsana manasını hatırlatma yolunda tasavvufa dayalı bir kitap Hayatın Satır Araları.

Anadolu'daki farklılıklar 'bütün'de yer bulabiliyor
Üç bölüme ayrılan kitabın ilk bölümü "Kendini Bulmak" adında. Kaybolan denge ve çağdaş insan, değerler erozyonu, insanın öğrenci hâli, insanın kendine yolculuğu, tasavvufî düşüncenin imkânları, sufî dili, aşk: kâğıda yazıl(a)mayan, musiki yanımız, dostluğun metafiziği, yitik kimlik olarak derviş, anlam katmanları, "İki Anneden Süt Emdik" bu bölümün makalelerini oluşturuyor. Bu bölümün özeti İbn Arabî üstadın "Var oluşun yok oluşundadır", Aziz Mahmud Hüdayî hazretlerinin "Hoştur bana Senden gelen / ya gonca gül yahut diken" ve Niyazî-i Mısrî hazretlerinin "Lütf-u kahrı şey-i vahid bilmeyen çekti azap / ol azaptan kurtulup sultan olan anlar bizi" sözleridir.

İkinci bölüm "Modern Zamanlar" adında. Bir hayat tarzı olarak moda, televizyon (ve sinema) ne yapmak istiyor, bizim aile, doğum ve ölüm arasında, Kerbela, ah..., nevruzu karşılamak, kurbanın hatırlattığı, İslam peygamberi olarak Hz. İsa ve Arap Baharı'nın gösterdiği başlıklı konular bu bölümün makaleleri. Mahmud Erol Kılıç ayetleri ve hadisleri zihinlerden hiç çıkarmadan gerçekleşecek bir yaşayış içinde şunları söylüyor: "Her gün yeni bir gündür, dolayısıyla yeni şeyler söylemeli. İnsanın iki günü eşit olmamalı, manevi bir tekâmül içinde günler geçirmeli. Doğanın yeni elbiselerle görünmesi gibi insan da diri ve taze bir kalple hayata gitmeli."

Son bölüme "Anadolu'nun Ruhu" adını veren yazar, son sözünü en sağlam yerden söylüyor. Hz. Mevlâna'nın zaviyesi, Yunus Emre çizgisi ve Niyazî-i Mısrî'nin söylediği başlıklarıyla hepimizin kafasına birer birer kendi toprağımızın nurlarını atıyor. "Anadolu'daki farklılıklar 'bütün'de yer bulabiliyor. 'Birlikte çokluk' (kesret der vahdet) demişler arifler bu esasa. Yeniden birleşebiliriz." diyerek yazar aslında kitabının çağrısını da yapmış oluyor.

Modern insanın sıkıntılarının hiç bitmeyeceğini büyükler sıklıkla söylemişlerdir. Özellikle de Batılı bir eğitimle, Batılı bir zihin yapısıyla büyüyen nesil bu “anlam arayışı” sıkıntısını ömürleri boyunca yaşayacaklardır. Merhume Ayşe Şasa Hanımefendinin hayatı okunduğunda bu net biçimde görülebilir. Öte yandan 22 Kasım 1975 tarihinde “Dostluk Üzerine” yaptığı konuşmayla -ki daha sonra kitaplaştırılmıştır- merhum Fethi Gemuhluoğlu adeta günümüze kadar gelen modern insan sıkıntılarını şöyle özetlemiştir: “Şevki seçiniz. Aşkı seçiniz. Ben aşksız insanlar görüyorum: Huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihâlelere giriyorlar... Türkiye'nin içinde bulunduğu felâketi idrâk etmiyorlar, huzur içindeler. Onun için onlara küsüm, kırgınım. Kırgınlıkta bir feyz buluyorum. Çünkü Allah diyor ki 'Gönlü kırık olanlarla beraberim'. Onun için gönlüm kırık. Onun için gönlümdeki kırıklığı hiçbir şey, hiçbir şevk, hiçbir neş'e bir ma'nâda tashîh etmiyor. Bir felâketin eşiğindesiniz.

"Hayatın Satır Araları", modern zamanda kendini arayan ama bir türlü bulamayan, bulacağı yeri de hiç bilmeyen insanlara başlangıç ilacı. Üstelik içinde ruha-bedene aykırı kimyasal madde bulunmuyor ve çocukların ulaşacağı her yerde de bulundurulabilir.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 03.11.2015)