Saz ü söz arasında Cinuçen Tanrıkorur'un anıları


Cinuçen Tanrıkorur, sadece uduyla ve bestekârlığıyla değil, tecrübelerini gencinden yaşlısına herkesle paylaşmak için Türkçeyi mükemmel derecede kullanmış bir musikişinas idi. Bunu hem yazdığı kitaplarda hem söyleşi kayıtlarında hem de çağdaşlarının anlattıklarında rahatlıkla yakalayabiliyoruz.

Bir musikişinasın kitabı şüphesiz okuyucuyu korkutacaktır. Sayfalarda sadece notaların, makamların olduğunu düşünen okuyucu elbette yanılacaktır zira Tanrıkorur müzikle yaşadığı kadar müziği yaşatan, notaları evvela kendi kültüründen beslenerek yazmış bir büyük ustamızdır. Daha evvel Dergâh Yayınları’ndan çıkan Cinuçen Tanrıkorur imzalı Müzik Kültür Dil, Osmanlı Dönemi Türk Mûsikîsi ve Türk Müzik Kimliği kitaplarından sonra, hatıralarını içeren Saz ü Söz Arasında adlı kitap da okuyucuyla buluşalı epey oluyor. Türk müziğine meraklı olan her yaştan insanımızın teveccüh göstereceğini düşünüyoruz. Tüm musikişinasların buna benzer hatıralarının yayımlanmasının ve bunların üzerinde okunup düşünülmesinin müziğimizi yeniden kazanabilmemiz için çok kıymetli olduğunu söylemek zorundayız.

Titiz bir İsmail Kara gayreti
Saz ü Söz Arasında, merhum Cinuçen Tanrıkorur’un 1997’de yazmaya başlayıp 1999’da tedavi için gittiği Toronto’da gözden geçirdiği ve akabinde Dergâh dergisinde yayımlanan hatıralarından oluşuyor. Bu hatıraları bir araya getiren ise merhumun hanımı Barihüda Tanrıkorur ve Türk yayıncılığında bilhassa hatıraları ortaya çıkarıp yayımlama konusunda son derece titiz davranan İsmail Kara.

Kitabın sunuş yazısını “Hatıralarında da Hatırası Var” başlığıyla kaleme alan İsmail Kara, burada son derece ince bir detaydan bahsediyor. Mustafa Kara ile 2000 yılında bir Kurban bayramı ziyareti maksadıyla Cinuçen Tanrıkorur’u ziyarete gitmelerinin karşılığında heyecan verici ve aynı zamanda duygu dolu bir sürpriz vardır: “Ölümcül hastalığın şiddeti arttıkça teselli için söylenecek sözlerin gittikçe azaldığını, çıkışta ağabeyimle birbirimize itiraf ettik. Fakat bu ziyaretin bereketli ve zevkli bir tarafı vardı. Sohbetin ortasında vefalı eşi Barihuda Hanımefendi, elinde kalınca bir zarfla çıkagelmişti: Hatıralar.

Elbette İsmail Kara da tıpkı her okuyucunun yakalanacağı gibi bir “Cinuçen Tanrıkorur üslubu” hastalığına yakalanacak ve hayran kalacaktır. Kitap da kısa bir zaman sonra ortaya çıkacaktır.

Çocukluktan ihtiyarlığa Tanrıkorur
Kitap, tabiri caizse uzun metrajlı bir film tadında. Dede Hacı Tahir Cidalî, baba Zaferşan Bey, dört yılda yedi okul dönemi, müzikle erken buluşma, Yesârî Âsım ve Münir Nurettin’le tanışma, Akagündüz Kutbay’la meşk, Sadettin Kaynak’la tanışma, yazarlık sevdasına tutulma, radyo sanatçılığı, üstad Sadi Işılay, Tan Oral, kanser tedavisi, Cemil konserinde İnönü, Rennes’den Amsterdam’a Tanrıkorur rüzgârı, mevlevîlik, Arel’cilerle kavga, radyo ve TV programcılığı, ayin besteleri, ve siyasetten müziğin perde arkasına kadar birçok konu kitapta Tanrıkorur’un lezzetli üslubu ve yaşantısıyla okurun gönlünü genişletiyor.

Cemil Meriç’in teveccühü
Kitapta da yer bulan bir konu oldukça ilginç, saf ve güzel. Cemil Meriç, kendisiyle uzunca sohbet eden ve solo birkaç bestesini icrâ eden Cinuçen Tanrıkorur’a daha sonra bir kart gönderir. Kartta şunlar yazar: “Canım efendim, alev alev bir sesti bu. Vecdin, sevginin, gönlün sesi. Tutuşturmuyor, aydınlatıyordu. Fecir pırıltısı gibi. Tanımıyordum sizi. Bir akşam zindanımı nura boğdunuz. Sonra da her güzel şey gibi hâtıra oldunuz. Serab mıydınız, gerçek miydiniz? Nerden geliyordunuz? Kadîm ve muhteşem bir medeniyetin enkâz-ı târümârı altında gülümseyen bir kor muydunuz? Zerafetinizle Lale Devri'nin müsahiplerini hatırlatıyordunuz. Belli ki elest bezm'inde tanışmıştık.

İnönü’nün ettikleri
Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan aslî değerlerden sıyrılma, özden kopma gayretlerini asla “inkılap” gibi görmeyen Tanrıkorur’un bir güzide yorumu da şöyledir: "1925'te tekkeler kapandı. İnönü de bu muhteşem güzel sanatlar akademilerini; hapishane, karakol, hayvan ahırı ve mühimmat deposu yaptı. Böylece kendilerine mahsus mimarîleriyle dahi sanat eseri olan tarîkat yapıları yakılıp yıkılmak, terk edilmek suretiyle tarihe mâl oldu. Cumhuriyetimizin temel yanlışı rejim değişikliği ile kültür sömürgeliğini birbirine karıştırmış olması, mazîsini silip geçmiş olmasıdır."

Cinuçen Tanrıkorur yalnız Türk müziğine değil, Türk şiirine, edebiyatına, mimarisine merak duyan, gencinden ihtiyar gencine kadar herkesin tanıması gereken bir büyük değerdir. Saz ü Söz Arasında, Tanrıkorur’u yakından tanımayı sağlayan belgesel niteliğinde bir eserdir.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 14.01.2016)

Hiç yorum yok: