2. Üsküdar Kitap Fuarı'ndayım


4 Haziran 2016 Cumartesi günü 13:00 - 15:00 saatleri arasında 2. Üsküdar Kitap Fuarı'nda, İzdiham standında olacağım. Kırılınca Klarnet'in 2. baskısını imzalamak ve sohbet etmek üzere, beklerim.

IV. Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali'ne katıldım



Sultanbeyli Belediyesi tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali'nin konusu mültecilik, yersizlik ve yurtsuzluk üzerineydi. 27 Mayıs 2016 Cuma günü sabahı Türk Telekom Anadolu Lisesi'nde, gece ise Topkapı Sarayı Aya İrini'de hem şiir üzerine konuşarak hem de bir şiir okuyarak festivale katkı sunmaya çalıştım. 

Okuduğum şiir: Bir Zamanlar Bu Ülkede

Osmanlı, dünya tarihinin neresindedir?


Kemal Karpat'ın öncülüğünde 1970'lerin ortalarında düzenlenen uluslararası sempozyum, şimdi bir kitap olarak elimizde.

Türk Tarih Kurumu şeref üyesi, TBMM Onur Ödülü sahibi tarihçimiz Kemal Karpat 92 yaşında ve yazmaya, söylemeye devam ediyor. Ülkemizdeki tarih okurları için bir nimettir ki tarihçilerimizin ömürleri uzun ve bereketli oluyor. Halil İnalcık 98 yaşında ve aşkla çalışmalarını sürdürüyor. İslam bilim tarihi araştırmacımız Fuat Sezgin de 92 yaşında ve uykuya zaman ayırmamasıyla gençlere başarının sırrını gösteriyor. Tarihçilerimizin "gençlerinden" Mehmet Genç 82, İlber Ortaylı 69 yaşında. Allah ömürlerini uzun etsin diyelim. Eski tarihçilerimizin de ömürleri genellikle uzun olmuş. İsmail Hakkı Uzunçarşılı 89, İbnülemin Mahmut Kemal İnal ve Sencer Divitçioğlu 87, Ahmet Bedevi Kuran, Zeki Velidi Togan ve Ziya Nur Aksun 80 yaşlarında vefat etmişler mesela. Ne mutlu ki eserleri el'an okunuyor.

Kemal Karpat'ın Wisconsin Üniversitesi adına hazırladığı ve dünyanın tanınmış tarihçilerinin, sosyal bilimcilerinin katıldığı konferansın metinlerini Mustafa Armağan'ın önderliğindeki bir grup Türkçeye kazandırdı. Önsözden öğrendiğimiz kadarıyla zamanın Washington büyükelçisi Melih Esenbel ve BM Türkiye temsilcisi büyükelçi Haluk Bayülken bu konferansa katılmışlar. Büyük ilgi gören konferansı boykot edenler ise üniversitenin yüzden fazla Türk(?) öğrencisi olmuş. Sebep ise konferansın "gerici" ve "gelenekçi" olarak tanımlanması...

14. yüzyıldan beri ‘Osmanlı’ ve ‘Türk’ terimleri aynı anlamda kullanılmaktadır

Kemal Karpat Türk ve Osmanlı terimlerini birbirinden ayırmanın asla mümkün olmadığını, dolayısıyla dünya tarihinin en önemli sahalarından birinin Osmanlı tarihi olduğunu şöyle vurguluyor kitabın önsözünde: "Dikkat edilirse Osmanlı ve Türk terimlerini eşit manada kullanıyorum; çünkü Avrupa'da olsun, diğer ülkelerde olsun, daha 14. yüzyıldan beri "Osmanlı" ve "Türk" terimleri aynı anlamda kullanılmaktadır. Cumhuriyet Türkiye'si, tarih ve kültürün devlet emriyle yaratılamayacağını ve silah gücü ile ayakta tutulamayacağını anladığı gün, Osmanlı dönemine karşı duyduğu tedirginliği bırakarak özüne dönebilecektir. Tarihî tecrübenin yarattığı bir kültür ve ikisinin birleşiminden doğan bir yaşam vardır."

Türkiye Cumhuriyeti'nin günümüzdeki sorunlarına çare bulmak için evvela Osmanlı tarihini doğru okumakla işe başlaması gerektiğini belirten Karpat, İttihat ve Terakki hükumetlerinin başarısızlığı, Birinci Dünya Savaşı'na girilmesi gibi bir çok meselenin sebebi olarak çok uluslu ve çok dinli Osmanlı devlet felsefesiyle millî devlet felsefesinin birbiriyle süratli bir şekilde uyuşmamasını görür. Osmanlının gerek Balkanlarda gerekse ortadoğuda tesis ettiği sistemi bozan Fransızların da (Lübnan) Tito'nun da (Yugoslavya) nasıl bir hayal kırılığına uğradığından bahseder. Konferansta buna benzer birçok konu dile getirilmiş ve günümüz siyasi problemlerine dahi temas eden meseleler tebliğ edilmiş. Arnold J. Toynbee "Osmanlı İmparatorluğu'nun Dünya Tarihindeki Yeri", William H. McNeill "Dünya Tarihinde Osmanlı İmparatorluğu", Halil İnalcık "Modern Avrupa'nın Gelişmesinde Türk Etkisi", Albert Hourani "Modern Ortadoğu'nun Osmanlı Geçmişi", Kemal Karpat "Osmanlı Tarihinin Dönemleri: Yapısal Bir Karşılaştırmalı Yaklaşım", Charles Issawi "Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa Ekonomisindeki Yeri (1600-1914): Bazı Gözlemler ve Sorunlar" ile Stanford J. Shaw "Amerika'da Osmanlı ve Türk Araştırmaları" başlıklı tebliğlerle esasen dünya tarihinin Osmanlı tarihi olmadan eksik kalacağı yönünde birleşmiş. Aralarında elbette mutabık olamadıkları mevzular da söz konusu; bilhassa iktisadî sahada.

İmparatorluğun dağılması hiçbir halka bir kazanç sağlamadı

Arnold J. Toynbee, İstiklâl Muharebesi'ni gerçekleştiren ruhun Osmanlıların Anadolu'da kurduğu ruhla irtibatlı olduğu belirterek Türklerin lider bulma özelliğinin tarihten bu yana sürdüğünü söyler. Tanzimat üzerine yorumu ise ilginç: "Bu rejimin paradoksu şuydu: Yasal olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun birinci sınıf vatandaşı olan özgür Sünnî Müslümanlar, Hıristiyanlıktan dönmüş ve ömür boyu köle olan idarecilerin emri altına giriyordu. 16. yüzyıl sona ermeden, hür Müslümanlar, kendileri de kapıkulları arasına girebilmek ve görevlerini oğullarına miras olarak bırakabilmek için padişahı zorladılar. Bu, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün başlangıcıydı. Yine de bu çöküş sırasında Osmanlı teb'asının çoğunluğu için hayat, torunlarının Osmanlı'dan sonraki hayatıyla karşılaştırıldığında, çok daha tahammül edilebilir seviyedeydi. Osmanlı halkları arasında, imparatorluğun dağılmasından kuşkusuz kazançlı çıkan yegâne halk Türkler olmuştur."

Halil İnalcık tebliğinde, Osmanlı'nın Avrupa-Asya steplerinde modelleri bulunan göçebe imparatorluklardan biri değil; bütün o yaşlanmış idari prensipleri ve kurumlarıyla tipik bir Ortadoğu imparatorluğu olduğunu söyler. Onun talebelerinden İlber Ortaylı'nın ise son kitabı Türklerin Tarihi 2'de Osmanlı devletinin batıya doğru büyüyen ve dolayısıyla kesinlikle bir Avrupa imparatorluğu olduğunu söyleyen yorumunu okumuştum. Tebliğinde Osmanlı'nın muazzam bir iktisadi yapılanma tesis etmiş olduğundan, bu yapıdan batının da istifade ettiğinden ve padişahların yabancılara ihsan ettiği kapitülasyonların esas amacının ticaret olduğundan bahsediyor İnalcık. Zamanla sistemin parçalara bölündüğünü ve aksadığını, nihayetinde Osmanlıların farkında olmadan modern kapitalizmin yükselmesini sağlayan Avrupalı bir ekonomik sistemin parçası olduklarını belirtiyor.

Kemal Karpat’ın Osmanlı tarihi dönemlendirmesi

Tebliğlerden bana kalırsa en ilginci Kemal Karpat'ınki. Hoca, bize okullarda okutulan "kuruluş, yükseliş, duraksama, gerileme, çöküş" gibi dönemleri reddediyor, farklı isimlendirmeler yapıyor ve bunları anlatıyor. Şöyle bir dönemlendirme yapıyor Karpat:

Hudut Boyları: Uç Beyleri (1299-1402)
Merkezî Yarı-Feodal Dönem (1421-1596)
Taşrada Özerklik ve Âyanlar (1603-1789)
Ulus-Devlet Olma Dönemi: Modern Bürokrasi ve Aydınlar (1808-1918)

Bu tip bir dönemlendirme yapmanın faydasını ise şöyle açıklıyor: "Bu şekilde dönemlere ayırmanın; her bir dönemi bazı somut etkenlere dayalı olarak izah etmek, Osmanlı Devleti'ndeki toplumsal ve ekonomik gelişmeleri diğer sistemlerdeki gelişmelerle karşılaştırmak, kültürel ve siyasal gelişmelere yeni bir yorum getirmek ve değişim ve sürekliliğe doğru bir yaklaşım kazandırmak için olgulara dayalı bir temel temin ettiği söylenebilir."

Kemal hocanın bu sempozyumu organize ederken harcadığı emek, kitapla birlikte bir kez daha ortaya çıkıyor. Üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen Osmanlı tarihinin Dünya tarihindeki yerini hem geçmişten günümüze bir okuma yapmak hem de farkına varılmayan boyutlarını keşfetmek açısından "Osmanlı ve Dünya: Osmanlı Devleti'nin Dünya Tarihindeki Yeri" önemini ısrarla koruyan ve tarihçilere göz kırpan bir kitap.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 26.05.2016)

Miraç kandilinde Mescid-i Aksa'yı düşünmek


Miraç gecelerinde ibadetten başka ve en az onun kadar önem vererek düşünmemiz gereken bir mesele daha var: Mescid-i Aksa.

Cenab-ı Allah'ın "Etrafını nurlandırdığım" dediği Kudüs'te bugün Yahudi tasallutu had safhada. Biz Müslümanlar hiç çekinmeden "Bir tükürsek İsrail'i sel götürür" cümlesini tüketiyoruz ama ne hikmetse niye bir olup tükürmediğimizi hiç sorgulamıyoruz. Haçlılar Kudüs'ü ele geçirdiğinde bütün Müslümanlar bir olup Selahaddin Eyyûbî’ye hem maddi hem de manevi yardımlarda bulunmuş ve nihayet Kudüs'ü gâvur işgalinden hep beraber kurtarmışlardı. Tevhid, bu değil mi? Namaz gibi dini mükellefiyetleri yerine getirmenin 'şahsî ibadetler' sınıfına dâhil olduğunu belirten kıymetli büyüğümüz Ö. Tuğrul İnançer'e gönül verelim: "Namaz kılmak, mükellefiyetleri yerine getirmek, nâfile ibadetlere yoğunlaşmak güzeldir, ancak hepsi şahsî ibadetlerdir. Bunlar tevhide ait şeyler değildir ve biz maalesef tevhidden o kadar uzaklaşmışız ki şahsî mükellefiyetlerimizi yerine getirdiğimizde başkaları tarafından dindar etiketi ile etiketlendiriliyoruz. Hâlbuki şahsî mükellefiyetleri yerine getirip tevhidden uzak olmak dindarlık değil, dinî darlıktır. Ancak din dar değil, çok geniştir."

Haziran 2014'te Sufi Kitap etiketiyle ilk baskısını yapan Mübarek Vakitler, Ö. Tuğrul İnançer'in Muharrem ayı, 12 Rebîü'l-evvel ve Resûlullah Efendimiz, Hicret, Üç Aylar, Regâib Kandili, Miraç Kandili, Berât Kandili, Ramazan ayı, Kadir Gecesi, Fıtr Bayramı, Kurban Bayramı ve Hac üzerine yazılarından oluşuyor. Fakir bu yazısında bugün inşallah yaşayacağımız bir mübarek vakit olan Miraç gecesine dair, kitaptan Kudüs ve Mescid-i Aksa mevzusunu alıp mesele edinecek, okuyucular tarafından da mesele edinilmesine niyet edecek.

Bu gecede namaz ne kadar önemliyse Mescid-i Aksâ da o kadar önemli

Kimimiz Kudüs'ü gidip gördük, kimimiz göremedik. Büyüklerimizin tavsiyeleri oraların görülmeden çok zor anlaşılacağı yönünde. Dolayısıyla hepimizin gidip görmesi gerekiyor. Böylece oraların ne durumda olduğunu anlayacak, belki de nefsimizi tokatlayıp düşmana bir tokat savurabileceğiz. Kudüs'ün önemini Tuğrul İnançer bize şöyle hatırlatıyor: "Bu Mescid-i Aksâ, Efendimiz Hazretleri'nin ve ashâbın kıdemlilerinin senelerce bir tevhid işareti olarak, kıble olarak yöneldikleri mâbeddir. Kâbe'nin Hicret'ten sonra kıble tâyin edildiği düşünülürse, Hazret-i Hatice Vâlidemiz, Hazret-i Ebûbekir'ler, Osman'lar, Ömer'ler, Ali'ler, Abdurrahman'lar, Ebû Ubeyde'ler ve muhacirin tamamı Mescid-i Aksâ'ya kıble olarak yönelmişlerdir... İşte bu Kudüs'te, bu Mescid-i Aksâ'ya Müslümanlar vakit namazı, Cuma, kandil, bayram, terâvih için ya da sâir zamanda mescid ziyâreti için girerken, Yahudi polisi tarafından kontrol ediliyor. Bu acıyı hissetmediğimiz müddetçe böyle otururuz ve Kudüs Yahudi işgâli altında olmaya devam eder. Bu nedenle Miraç Kandili'nde konuşulması gereken en önemli husus budur."

İnançer ayrıca, Kudüs'te atalarımızın toprağı, başörtüsü, sakalı olduğunu söyleyerek nefsimizi adam edebilseydik Kudüs'ün de Yahudi işgâlinde olmayacağını belirtiyor. Miraç gecesinde yapılan en büyük hatalardan birinin, bu geceyi tıpkı diğer dini gecelerde ve günlerde olduğu gibi dinî ritüellere hapsetmek olduğunu açıklayarak, okuyucuya, "Bu gecede namaz ne kadar önemliyse Mescid-i Aksâ da o kadar önemli" dedirtiyor.

Kudüs, Müslümanların gönlünde kanayan bir yara olmalıdır

Kudüs'e kimler hizmet edip oraya sahip çıkmıştır hatırlayalım: Bir Azerbaycan Kürdü olan Selahaddin Eyyûbî, Büyük Selçuklu atabeyi Nureddin Zengi, Memlük sultanı Baybars, Kudüs'ü fetheden Yavuz Sultan Selim, emaneti ziyadesiyle Peygamberimizin (s.a.v) ve Hazreti Ömer Efendimizin usulüne uygun olarak yöneten Kanuni Sultan Süleyman... 1918 yılına kadar nasıl ki Mekke (Ecyad) Kalesinde Türk bayrağı dalgalandıysa Kudüs'te de Türk hâkimiyeti sürmüştür. El'an oralarda Osmanlı bakiyesi vardır. Bir misal: Hazret-i Îsa Kilisesi'ni farklı Hristiyan mezheplerine mensup olanlar birbirini yemesin diye hâlâ bir Müslüman açar. Onun için de Tuğrul İnançer hocamız üzerine basa basa şunları söyler: "Kudüs, Müslümanların gönlünde kanayan bir yara olmalıdır ve bu ancak Müslümanlar oradaki manzarayı görürse mümkündür. Namaz ferdî bir vazifeyken, Kudüs'ü Yahudi işgâlinden kurtarmak toplumsal bir vazifedir. Namaza davet haricinde İslâm hukûku açısından kimse kimseyi namaz kılmaya icbar edemez, ancak Kudüs'ü kurtarmak böyle değildir. Onun için lütfen dinî ritüelleri yapmaya hapsettiğimiz din algımızı bu hudutlarından çıkaralım. Miraç bahsinde namazın önemli olduğunu herkes söylüyor, ama Mescid-i Aksâ bahsini pek kimse söylemiyor."

Hani Süleyman Çelebi'miz Mevlid-i Şerif'inde "Sen ki Miraç eyleyip ettin niyaz / Ümmetin miracını kıldın namaz" diyor ya, işte o namazın hakkı ve hatırı için Kudüs'ü, Mescid-i Aksâ'yı hatırımızdan çıkarmamakla kalmayalım. Yalnız oranın güncel fotoğraflarını ve hâlini paylaşıp, Nizar Kabbani'nin, Nuri Pakdil'in, Mehmet Akif İnan'ın şiirlerini söyleyedurmakla yetinmeyelim. Sezai Karakoç'un “Alınyazısı Saati”ni görmezden gelmeyelim: "Fitne bastırılıncaya kadar savaşın! / Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar / Ey insanlık, ey insanlar / En gündüzden daha gündüz / Hakikatten daha hakikat / Müslümanlar."

Kandilinizin bereketi, feyzi, tevhidi bol olsun.

Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 03.05.2016)