Mûsıkî ve edebiyat zevkinin seviyesi yükselmeli


Elif Ömürlü Uyar, gönülden gönüle giden seslerin işitilmesi için yoğun çaba harcayan bir sanatçımız. Şef, solist ve hoca görevleri, projeleri ve bitmeyen enerjisiyle hem gençlerle hem de bu müziğe aşina olanlarla ciddi bir irtibat kuruyor. Böylece vasat ile yüksek arasındaki fark iyice ortaya çıkıyor; iyiyi kötüyü ayırt edebileceğimiz o bin küsur yıllık terazimiz gün yüzüne çıkıyor.

Filtresini aşk üzerine kuran ârifler, bestekârlar, güftekârlar ve nice mûsıkîşinasların bize emaneti olan bu büyük sanatın kıyamete kadar yaşamasını dilerken, gençlerin de artık şifalarını güzel ve hakikati işaret eden seslerimizde, sözlerimizde aramasını temenni ediyorum.

Efendim, Anadolu hikmetiyle yeniden irtibat kurmaya en çok ihtiyacımız olan zamanlardayız. Geleneğin irfanî bakış açısından mûsıkîmiz nasıl bir önemi haizdir? İlk sorumu bu konu üzerinden yöneltmek istiyorum.

Tasavvuf mûsıkîsinin dinlenilebilirliğini artırmalıyız diye düşünüyorum. Bilindiği üzere radyo ve televizyonlarda sadece Ramazan ayında ağırlıklı olarak tasavvuf mûsıkîsine yer veriliyor. Diğer aylarda TRT Nağme ve TRT Müzik gibi kanallarda tasavvuf mûsıkîsine pek rastlanmaz. Tasavvuf mûsıkîmize konu olan güfteler evliyâullah sözleridir. İncelediğiniz zaman görürsünüz ki, bu güfteler Kur’ân’ın özüdür. Lâdînî diye tâbir edilen klasik mûsıkîmizde de birçok güfte Allah aşkı ile yazılmıştır. Bu açıdan baktığımızda mûsıkî, bir tefekkür (düşünme) ve zikir (Yaradanı anma) vâsıtasıdır. Yani bir nevî sohbettir.

1986 yılında İTÜ İşletme Mühendisliği bölümünden mezun oldunuz. Mûsıkîmizle yakınlaşmanız hususunda kimlerden feyz aldınız ve solistlik noktasında kimlerin sizin üzerinizde etkileri oldu?

İlk mûsıkî eğitimimi Kubbealtı Mûsıkî Cemiyeti'nde babam Yusuf Ömürlü'den almaya başladım. Solistlik konusunda esas îtibâriyle babamdan etkilendiğimi düşünüyorum. Kendisine has bir okuyuşu vardır. Bize bağırmadan, gönül sesimizle eser icrâ etmeyi öğretti. Uzun yıllar babamın derslerine devam ettim. Pek çok eseri onunla çalıştım. Özel olarak belli bir kişiyi dinlemedim. Çok farklı kişiler, farklı müzikler ve farklı icrâlar dinledim. Bir dönem kardeşim Emre Ömürlü'nün tavsiyesiyle uzunca bir müddet merhum Selma Sağbaş'ın icrâlarını dinledim. Kendisinin söylediğine göre epeyce etkilenmişim. Bu aralar ağırlıklı olarak Bekir Sıtkı Sezgin dinlemekteyim.

Üniversite yıllarında Süheylâ Altmışdört idaresindeki İstanbul Üniversitesi Korosu’na 4 yıl devam ettim. Çok keyifli çalışmalardı. Oradan çok feyz aldım. Bazen her ay bir makamdan takım geçilir ve radyoda program yapılırdı. Orada çok kısa zamanda çok eser öğrendim. Çalışmaların haftada 3 gün 3’er saat olması da avantajdı tabii ki. Biz vakıfta sadece cumartesi günleri çalışabiliyorduk.

Günümüzde meşk usulü eğitim neredeyse yok gibi. Evvela sizin kimlerden meşk ettiğinizi ve günümüzde meşk kültürümüzle yeniden "barışmamız" hâlinde nasıl olanaklara sahip olacağımızı sormak isterim. Meşkle birlikte mûsıkîmiz yeniden anlamını bulup, geleceğini sağlama alabilir mi sizce?

Bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Allah'a ne kadar şükretsem az. Ûdî bestekâr Câhid Gözkan Beyefendi kızkardeşimin ud hocası idi. Salı akşamları Selamiçeşme'deki köşklerinde meşk yapılırdı. Senelerce bu toplantılardan feyz aldık. Kimler kimler gelmezdi ki! Safiye Ayla, Sâbite Tur Gülerman, Selahattin İçli, Lâika Karabey, Fahrettin Çimenli, Ekrem Erdoğru, Erol Deran, Samahat Özdenses, Ferit Tan, Münip Utandı, Mithat Özyılmazel şu an aklıma gelen isimler… Geceye önce saz eserleri ile başlanır, daha sonra Ferit Tan idâresinde klasik fasıl yapılır, kısa bir çay molasından sonra sololara geçilirdi. Bu kadar kıymetli san’atkârın yanında bana da lûtfedip bir eser okuturlardı. Bu meşk akşamlarında pek çok kıymetli sanatçıyı tanıma ve birlikte icra etme şansım oldu.

Meşk kültürü çok önemli... Bu zinciri devam ettirmeye çalışan sanatçı dostlarımız var. Gençlere tavsiyem mutlaka ve mutlaka böyle bir meşk ortamında bulunsunlar. Bir kez tadını aldılar mı bırakamayacaklar, eminim. Sazların ve seslerin doğal tınısını (mikrofon olmadan) ancak böyle ortamlarda duyabilirler. Meşk halkasının başındaki şahsiyet de çok mühim tabii ki. Mûsıkîmizi çok iyi bilen, mâneviyatla dolu bir kişi de olursa tadına doyulmaz.

Babanız Yusuf Ömürlü'den devraldığınız Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Mûsıkî Topluluğu koro şefliği vazîfesini 2016 yılına kadar sürdürdünüz. Bu yıllarda karşılaştığınız ve sizin mûsıkîmiz anlamında umutlu olduğunuz gelişmeler neler oldu?


Çalışmalarıma hâlen İstanbul Türk Ocağı’nda devam ediyorum. Gençlerden çok umutluyum. Gençlerin mûsıkîmize ilgi ve alâka duymaları memnûniyet verici. Onlarla çalışmak çok keyifli... Maalesef mûsıkîye yeteri kadar zaman ayıramıyorlar. O kadar çok meşgaleleri var ki… İnsan rûhunun da beslenmeye ihtiyâcı var. Bunu unutmamak gerek.

Bendeniz, "İlâhiyât-ı Ken’an’" isimli dört CD’den oluşan ve güfteleri Ken’an Rifâî Hazretleri’ne âit 89 ilâhîyi seslendirdiğiniz albümle beraber hem okumalarımda hem de kulak kabarttığım mûsıkîmizde bazı meselelere daha fazla ilgilenmeye başlamıştım. Bu albümün gerektiği kadar ilgi görmediği kanaatindeyim. Siz ne düşünüyorsunuz? Milletimiz bu müziği seviyor gibi görünüyor, bu sadece bir "görünme" mi yoksa gerçekten, samimi bir ilgi var mı?

Samîmî bir ilgi olduğunu düşünüyorum. Fakat anlayabildikleri ölçüde… Ne demek istiyorum? Güfteyi anlaması lâzım, müziğe âşinâ olması lâzım. Radyo ve televizyonlarda halkımıza dinletilen müzikler ortada… Güfteler kezâ öyle… İnsan tanımadığı bir şeyi nasıl sevebilir? Anlayamadığı bir şeyi nasıl sevebilir? Şu an ihtiyaç olan şey, sizin de bildiğiniz gibi halkın mûsıkî zevkinin ve edebiyat zevkinin seviyesinin yükseltilmesidir. Siz de biliyorsunuz ki tasavvuf mûsıkîsi icralarının oldukça büyük bir kısmı klasik üslûptan uzak. İnsanlarımız bunları dinlemeye alışmışlar. Sırf bu tür icralar yüzünden tasavvuf mûsıkîsi dinlemeyenler var. Bizim albümümüzü dinledikçe sevecekler, buna eminim. Biraz zaman gerek.

Özellikle mübarek Ramazan-ı Şerif'te birçok yerde ilahilerimiz okunuyor, tasavvuf büyüklerinin eserleri seslendiriliyor. Bilhassa İstanbul halkı bu tip etkinliklere büyük ilgi gösteriyor, katılım fazla oluyor. Tasavvuf üzerine gerçekleştirilen sohbetlere de keza halkın ilgisi mevcut. Sizce bu gelenekle yeniden buluşma anlamında bir umut mu, yoksa kişisel entelektüel bir gayret mi? Anadolu hikmetiyle yeniden buluşabilmemiz için bu tip etkinliklerin dışında sizce neler yapılmalı?

Bütün bunlar oluyor, iyi güzel de, seviye nedir, buna bakmak lâzım. Seviyeyi yükseltmek lâzım. Klasik eserler icra edilmesi lâzım. Bu sene iftar ve sahur programlarında çok seviyeli repertuar hazırlayıp icra eden sanatçı kardeşlerimiz vardı. Allah onlardan razı olsun. Bu programların sayısı artsın inşallah…

Güfteleri sizi en çok etkileyen büyüklerimizi öğrenmek isteriz. Elbette nedenlerinden de biraz bahsederseniz seviniriz.

Ken'an Rifâî Hz., Fuzûlî, Şeyh Gâlip, Yûnus Emre, Niyâzi-i Mısrî Hz., Aziz Mahmud Hüdâyî Hz., Hz.Aşkî, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz., Şemseddin Sivâsî Hz., Seyyid Nesîmî, Eşrefoğlu Rûmî, Nizamoğlu Seyyid Seyfullah ve daha niceleri…

Her biri hakkında uzun uzun konuşmak gerek…

Bilhassa gençlere dinleme önerilerinizi de alalım isteriz. Kimleri dinlemeleri onlar için "başlangıç" noktasında faydalı olabilir?

Kendilerine en çok kimi yakın hissediyorlarsa yani gönüllerine kim dokunuyorsa onu dinlemelerini tavsiye ederim. Bizim mûsıkîmiz gönül işidir. Mûsıkî deryâsına daldıkları zaman yani eserlerle hem hâl olmaya başladıkları zaman, mükemmel ile vasat icrâyı (bunun altındakilerden hiç bahsetmek istemiyorum) zaten ayırmaya başlayacaklar. Hakîkî sızma zeytinyağının tadını almış bir damak, riviera zeytinyağından lezzet alabilir mi? Ama sızma zeytinyağına alışması için de bir müddet onu tatması gerekir. İlk anda ağır gelecektir.

Çok yetenekli genç sanatçılarımız var. Gençlere mûsıkîmizi sevdirme konusunda onlara çok iş düşüyor.

İstanbul Türk Ocağı Ömürlü Mûsıkî Topluluğu'nda şef olarak çalışıyorsunuz. Bunun dışında İzmit Müftülüğü tarafından kurulan Tasavvuf Mûsıkîsi Kadınlar Topluluğu'nda çalışmalar yaptırıyorsunuz. Gelecek dönemler için ne gibi projeleriniz var? Gençler için de düşündüğünüz birtakım projeler mevcut mu?


Gençlerle ve çocuklarla ilgili yapmayı düşündüğüm projelerim var. Bir gençlik korosu kurmak ve çalıştırmak hayâlim, bu bir üniversite bünyesinde de olabilir. Cinuçen Tanrıkorur'un çocuklar için yapmış olduğu besteler var. Geçen sene Kubbealtı'nda bu eserlerden oluşan bir konser yaptık. Bu eserleri daha geniş kitlelere duyurmak isterim. Allah'ın izniyle hepsi olacak diye düşünüyorum. Gençlerin ve çocukların yetişmesinde müziğin rolü çok büyük ve çok önemli...

Son soruyu biraz da kendime sakladım. Merhum büyük ud virtüözümüz Cinuçen Tanrıkorur'la yıllar evvelinden kurmuş olduğum kalbî bir rabıta söz konusu. Kitapları, makaleleri, fotoğrafları, eserleri daima gönlümü süslemiştir. Bu sene onun Hakk'a yürüyüşünün 16. sene-i devriyesi. Kendisi hakkında neler söylemek istersiniz? Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Allah'tan sesinizi ve sıhhatinizi korumasını temenni eder, saygılar sunarım.

Mâlum Cinuçen Bey hakkında konuşmak kolay değil. Saatler sürebilir. Ayrıca beni de aşar. Kendisi babamın yakın dostu olması hasebiyle hayatta iken kendisiyle tanışma şerefine nâil olmuştum. Kardeşim Emre Ömürlü kendisiyle çalışma şansına sahip olmuştu. Onun vasıtasıyla ben de engin bilgisinden, derin sohbetlerinden feyz aldım. Beni en çok etkileyen Cinuçen Bey’in güfte seçimidir. Tabii ki harika besteleri var. Fakat ben eserlere güfteler vasıtasıyla ulaştığım için bu yönü beni çok etkilemiştir. Güfte seçiminde oldukça titizdir. Bir diğer etkilendiğim husus da bestelerindeki müzikalitedir. Öyle değişik melodiler kullanmıştır ki başka bestekârın eserlerinde kolay kolay o melodilere rastlayamazsınız. Zaten sohbetlerinde de mûsıkîmizin ses zenginliğinden sıkça bahseder. Bu nedenle kendisinin eserlerini okumak hiç de kolay olmuyor. Fakat bir o kadar da zevkli oluyor. Karşınıza o güne kadar hiç duymadığınız bir melodi çıkıveriyor. Mûsıkîmizin derinliğini, zenginliğini, aynı zamanda edebiyatımızın zenginliğini anlamak için bütün mûsıkîşinasların onu tanıması gerektiğini düşünüyorum.

Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Allah razı olsun.

Konuşan: Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 09.08.2016)

Adım

Adıma uygun bir at bulsam buradan gideceğim
Buradan gideceğim çünkü dar geliyor buralar
Kahrediyor, komaya sokuyor, yüreğim daralıyor
Oğlum elimi tutsa gidelim baba dese
Bilirim anası da yanımdadır ayrılmaz adımlarımdan
Gideceğim o zaman, var mı itirazı olan
Her gitmek bir itirazdır, bir karşı çıkıştır kendine
İnsan kendinden sıyrıldı mı oluyor kendi

Bir adım daha atarsam belki doğacağım
Ölümün kol gezdiği ayaklarım var
Bir de hiçbir görüntünün iyi gelmediği gözlerim
Çünkü görmek istiyorum hiçbir şeye bakmadan

Rüyama banka sıraları girmeseydi
Oğluma iğne yaparken o hemşire sırıtmasaydı
Gülseydi bir kere tüm garipler, fakirler, evsizler
Bu defa halkı kandıranlar etkisiz hâle getirilseydi
Şaşkın yürüyüşlerime kimse şaşırmasaydı
Belki kalırdım bir müddet daha yanınızda
Gitmezdim gideceğim yerlere ama bilirim
Hepimizin gidecek bir yeri olacak nasılsa
Ben eminim, Rabb-ül âlemin

Türkiye, dünya, spor, ekonomi, yaşam, fotoğraf
Beni kategorize etmeyin bekletmeden söyleyin kotam dolmadan
Şu çektiğiniz çileme tekrar bakabilir miyim
Güzel çıkmış, samimi, hiç kimse bilmiyormuş gibi

Sen benim kim olduğumu biliyor musun
Yanımdaki koltuğu ayırır da önce derdimi oturturum ben
Vay be ne büyük laf ettim müsait bir yerde ineyim ben
Vay be hep siz mi edeceksiniz büyük lafları susayım ben
Vay be sizli bizli mi olduk şimdi
Siz uzmanlar neyi öneriyor onu yapın ekmek yemeyin
Ben ekmek ve mushaf yan yana
Olmadı mı olmam

Kuyu muyum ben
Adım attıkça
Derinleşen

Yağız Gönüler
(Aşkar, 38, Nisan-Mayıs-Haziran 2016)

İnsan ve Plastik


Sanat eserleri yanlarında duran diğer eserlerle ve onlarla rabıta kuran insanlarla değerlenir. İnsan yeniden yorumlar bu eserleri ve değer katar. Şayet değer katamayacaksa, yeniden yorumlamanın da bir manası yoktur. İyi bir değerlendirme yapılamadığında güzelliğin yerini çirkinlik alır. Güzelin ve çirkinin ortası yoktur sanatta. 13. yüzyıldan kalma nadide bir Selçuklu eseri olan Çifte Minareli Medrese'nin (Erzurum) duvarlarının üzerine plastik su borularıyla döşeyerek yalnız eseri çirkinleştirmekle kalmaz, aynı zamanda içinizdeki çirkinliği de aksettirmiş olursunuz. Ne demiştik? Sanat eserleri yanlarında duran diğer eserlerle değerlenir. Yanına, üzerine değil. Yapılan bu çirkinlik pahalıya mal olabilir zira Çifte Minareli Medrese'nin asıl adı Hatuniye Medresesi'dir çünkü bu eseri yaptıran I. Alaeddin Keykubad'ın kızı Hüdâvent Hatun'dur. Allah'ın yeri de göğü de çirkinliği kabul etmez. İnsanın seviyesi düştükçe sindirebilir ama O yalnız güzeli sever. Dolayısıyla bu çirkinliği yapan zevatın rüyasına I. Alaeddin Keykubad'ın girmesi ve "arkadaşlarıyla" bir gece ansızın kabus gibi çökmesi de son derece doğaldır.

Plastik, hayatımızın neredeyse her yerinde olan bir malzemedir. Konutlarımızın (evlerimizin değil) pencereleri, kol saatlerimiz, cep telefonlarımız, koltuklar, kalemler, arabalar vesaire içinde plastik barındıran yahut tamamen plastik malzemeyle oluşturulmuş eşyaların bazılarıdır. Plastik, içine girdiği eşyanın ruhunu sömüren, seviyeyi düşüren, aşağılık bir maddedir. Öylesine aşağılıktır ki toprak bile kabul etmez; mesela doğanın bize sunduğu muz yalnızca 2-4 hafta arasında toprak olurken plastik torba için 1000 yıl kadar sabredilmesi gerekiyor. Şaka gibi gelen bu gerçeklerle avunmuyoruz bile. Bizim dinimizde de, sanatımızda da, düşünce dünyamızdan mimarimize kadar da her yerde ve her şeyde su; kutsaldır. Tıpkı ekmek gibi. Su kutsaldır ve insan su içmeden yaşayamaz. Dolayısıyla bir muhtaçlık durumu vardır. Oysa plastik kullanmadan insan Allah ömür verdikçe yaşar. Yani plastik sizin hayatınızdan çıksa yahut çıkarılsa, hiçbir şey kaybetmez aksine kazanırsınız. Peki ne işi var suyun plastiğin içinde?

Sualin içini doldurmak için iki kıymetli ismi misafir edeceğim. İsmet Özel ve Sadettin Ökten. Çünkü son yıllarda plastik vurgusunu sık sık yapan başka âdemler bilmiyorum. Ne demiştik? Sanat eserleri onlarla rabıta kuran insanlarla değerlenir. Su, Allah'ın bir sanat eseridir.

9 Haziran 2007 tarihinde İsmet Özel, İstanbul Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde İstiklal Marşı Derneği üyeleriyle yapılan tanışma toplantısının sonlarına doğru şöyle dedi: "Pet şişe içinde Nestle su satmış. Bak, ben de içiyorum. Aslında haram olması lazım ve bunu bilerek “Bismillah” diyip içmemiz lazım. Neden? Bu Nestle firması yıllar boyunca üçüncü dünya ülkelerine besin değeri düşük mama sattı. Onların ileri dedikleri ülke çocuklarının zekâ seviyesine gelmesin Afrikalı, Asyalı çocuklar diye… Ezbere yapmadılar bunları. Türkiye’de de buna benzer çok şey yapılıyor."

Evet Türkiye'de bilhassa Yeni Türkiye'de buna benzer çok şey yapılıyor. Mesela Deniz Baykal'ın partisinin genel başkanlığından ayrılmadan önce ne yaptığını biliyoruz. Pensilvanya'dan süt aldığını, bu sütlerin biberonlarla geldiğini ve bu plastik biberonların bebek bünyesine nasıl zararlar verdiğini biliyoruz yani.

15 Mart 2015'de ise bu kez İstiklâl Marşı Derneği’nin Sekizinci Sene-i Devriyesi münasebetiyle tertip edilen "Darü'l-İslâm Nedir, Ne Olmalıdır? Misak-ı Milli Ne İdi, Ne Oldu?" adlı panelde konuşma yaparken "Pet şişeden su içen insanlar hâline getirildik" deyince benim beynimdeki fişeklerin yanan alevi harlandı. Bu meselenin üzerine gitmek için notumu aldım. Zaman bu zamanmış.

Şehir ve mimari üzerine yaptığı çalışmaların yanı sıra medeniyet tasavvuru, insan, kadim kültürümüz ve modernleşmenin bize kaybettirdikleri üzerine hem yazdıkları hem de söyledikleriyle nice gönülde taht kurmuş Sadettin Ökten, 29 Mart 2016 Salı akşamı Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde "Şehir ve Medeniyet Tasavvuru" başlıklı bir konuşma yaptı. İki objenin birlikteliğinin nasıl olması gerektiğine dair anekdotlar aktarırken şunları söyledi: "Şehir bize biri işlevsel diğeri simgesel olmak üzere iki mesaj verir. Mesela şu an plastik bir şişenin içinde su var, içiyorum. Su, hem tarihte hem dinde hem felsefede hem sanatta çağlar öncesinden kutsal sayılmıştır, öyledir. Plastik ise II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan medeniyet tasavvurunun ortaya koyduğu basit, kolay, küçümseyici bir obje. Şimdi biz sularımızı plastik şişelerde, bardaklarda içiyoruz. Kendimize saygı göstermiyoruz. Evimize gelen misafirlerimize yiyeceğini ve içeceğini plastik tabakla, çatalla, bıçakla ikram etsek nasıl olur diye soruyorum ve bırakıyorum."

Sadettin hocanın bıraktığı yerden başlamak niyetinde değilim zira hadsizlik olur. Benim niyetim bu suali yenilemek ve okuyanı da cevap vermeye değil, düşünmeye zorlamak. İnsanın plastikle bu kadar haşır neşir olmasının altında zehirlenmeye, oltaya gelmeye, dalgaya kapılmaya meraklı olması mı yatıyor yoksa itikadî bir zaaf mı söz konusu? Biz imandan vazgeçip yerine neyi koyduk? 400 yıllık bir türbenin yanına plaza dikmek kimseyi rahatsız etmiyor mu? 700 yıllık caminin içine teneke pisuarlar koymak ne demek? Evlerimize giren bidonların içinde üreyen mikroplardan haberimiz var mı? Bugün en çok da çocukların içtiği sütlerin üzerinde UHT yazıyor; Uzun Ömürlü Süt. Yani özel işlemden geçmiş, morfinman bir nesil yetiştirmek için hazırlanmış, içindeki bütün değerleri daha uzun süre kullanılsın diye çekilmiş süt. Her buzdolabında bir bomba olduğunu biliyor muyuz? Yine hemen hemen her evde sıklıkla kızartılan dondurulmuş patateslerde plastikimsi malzemeler çıktığını İsviçreli bilim adamları mı söylemeli illa? İllallah. İlla Hû. Allah'tan korkan bunları yapar mı? Peki Allah adını zikreden bunları yiyip yutar mı?

Bir ton soru. Siz bunlar üzerine düşünmeye durun, ben de ülkemizde taşınmaz edinmek isteyen yabancı uyruklu kişilere yardımcı olmak amacıyla hazırlanmış bir rehberi okuyayım. Bakalım yeni ne tür plastikler hayatımıza girecek. Olanı biteni HD izleyebilirsek ne mutlu. Son dakika gelişmesi: İngiltere'de bir firma plastik arı kovanı üretimine başlamış. Unutmadan, plastik mermiyi icat eden ülke de İngiltere idi..

Yağız Gönüler
(Aşkar, 38, Nisan-Mayıs-Haziran 2016)

Şiir ve musıkî, Allah'ın bize lutfettiği nimetlerdendir


Yakın zamanda müziğimize dair ülkemizde kıymeti büyük kitaplar yayımlandı. Bu kitaplardan biri de Şule Yayınları tarafından basılan, Türkan Alvan ve M. Hakan Alvan’ın ortak ve ciddi bir emek içeren kitapları “Saz ve Söz Meclisi: Şiir ve Musıkî Medeniyetimiz”. 560 sayfalık bu eserle birlikte hem kadim saz ve söz geleneğimizin tarihini keşfetmek hem de medeniyetimizi inşa eden bu güzide sanat dallarının birleşiminden neşet eden ahengi okuyabilmek mümkün. Saz ve Söz Meclisi çerçevesinde kitabın yazarlarından Türkan Alvan Hanımefendi ile hem geleneğimizi hem de geleceğimizi konuştuk.

Evvela söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum Türkan Hanım. Dilerseniz kitabın çıkış öyküsünden başlayalım. Hem şiir ve musıkî ortamımız, hem de günümüz kültür seviyesini göz önünde bulundurduğumuzda bu kitabın büyük bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum naçizane. Sizin bu kitaba başlarken düşünceniz neydi? Saz ve Söz Meclisi, nasıl bir düşüncenin ürünü?

Bendeniz Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde Eski Türk Edebiyatı bölümü öğretim üyesiyim. Eşim ise Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihî Türk Müziği Topluluğu’nda neyzen ve bestekârdır. Daha evvel özel okullarda yıllarca Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptım.

Öncelikle, yıllardır gözlemlediğim bir gerçeği belirtmek isterim. Yeni neslin zevkindeki yozlaşma ülkemizin geleceğini karartıyor. Eskiden, bizler edebiyat derslerinde öğrendiğimiz Yunus’un, Karacaoğlan’ın, Şeyh Galib’in şiirlerini, TRT ekranından ve radyosundan şarkı, türkü ve ilahi olarak dinlerdik. Mevlid cemiyetlerinde, Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ının sözlerini anlamaya çalışırdık. Bu şekilde mesela edebiyat derslerinde divan şiirindeki sevgiliyi, âşığın sevgilisi uğruna her sıkıntıya katlanmasını anlardık; mecazî olsun, ilahî olsun aşkın insanı şehadet mertebesine eriştireceğine inanarak büyüdük. Hz. Mevlana Mesnevi’nin ilk 18 beytinde bunu anlatır. Karacaoğlan’ın her gördüğü güzeldeki güzellikleri anlatmasını hiç yadırgamadık. Duygu ve düşünce açısından böylece, geleneğin değerleriyle sağlıklı ortamlarda büyüdük.

Oysa şimdi, gençlerimize bu değerlerimizi vermekten âciz kalıyoruz. İnanılmaz derecede materyalist düşünüyorlar. Mesela öğrencilerimin Karacaoğlan’ı -affedin- elâlemin karısına kızına göz dikmiş biri olarak görüp “Hocam, âşıklık diye meslek mi olurmuş! Sizce Karacaoğlan’ın her güzele laf atması doğru mu?” demeleri, gazellerde dîvân şairlerinin dünyasına empati kurmalarını sağlamakta zorlanmaya başlamam vs. meselenin ciddiyetini ortaya koyuyordu. O zaman fark ettim ki biz klasik şiir zevkini hep musıkî sayesinde öğrendik. Düşünün, aruz ölçüsü bile musıkî sayesinde ortaya çıkmıştır. Şeyh Galib’i Hammamîzâde’den, Itrî’yi Yahya Kemal’den ayrı düşünemeyiz. Bu yüzden bendeniz de artık dîvân şiiri hakkındaki derslerimde öğrencilerime öğrendikleri gazelin, murabbanın bestesini dinletme şartı koydum. Böylece derse intibak etmeleri kolaylaştı ve zevk almaya başladılar. Ancak bu yeterli değildi. Üniversitemiz dekanı sayın Prof. Dr. Fatih Andı, destek oldu ve “Edebiyat ve Musıkî” adlı bir ders okutmaya başladık. Derse öğrencilerimiz yoğun ilgi gösteriyordu. Mesela Mevlevî semaı bahsinde öğrencilerimle ellerimizde dinleyeceğimiz sema âyin-i şerifinin güftesi Galata Mevlevîhânesi’ne gittik ve çok keyif aldık. Bunun üzerine eşim M. Hakan Alvan ile istişare ederek bu dersin kitabını hazırlamaya karar verdim. Amacımız bütün incelikleriyle ve her yönüyle şiir ve musıkî medeniyetimizin beraber ortaya koyabilmekti. Sağolsun, yeni neslin önemli destekçilerinden Ali Ural Bey de bize destek oldu ve böylece Saz ve Söz Meclisi adlı kitabımız Şule Yayınları’ndan çıktı. Kendilerine sonsuz müteşekkiriz.

Sizce şiirimizle mûsıkimiz arasında nasıl bir irtibat bulunmaktadır?

Bakınız, bugün İslam dünyasında düşünce geleneğinin ve estetik algının parçalanması yüzünden bir sürü garabet yaşıyoruz. Vahhabî kafasıyla sevgisiz, Hz. Peygamber’i (s.) -hâşâ- sadece postacı konumuna indirgeyen ama kendi aklını ve nefsini kutsayan meal Müslümanı olmanın propagandasını yapanların sayısı İslam dünyası için ciddi bir tehdittir. Birileri de cehaletten mesela, İslam medeniyetinin mimarlarından Itrî’nin -bırakın diğer eserlerini- Tekbîr’i ile Salât-ı Ümmiyye’sini bile anlamaktan âciz fetvalar verebiliyor. Bunları gördükçe insan dehşete kapılıyor. Çünkü şiir ve musıkî medeniyetini zirvede yaşamış bir ecdâdımız varken ruhu ve gönlü kurutulmuş nesiller yetişiyor. Yani zirveden sonra zırvayı yaşıyoruz. Bugün biz Müslümanlar olarak, ecdâdının ilm-i hâl’ini; kuru ilmihal bilgisinden ayıramayacak derekeye düştük. Hâlâ, sanatın Latîf olan Allah’ın insana verdiği en büyük lütuf olduğunun farkında değiliz.


Evet, şiir ve musıkî, İslam fıkhı nazarında kendini kabul ettirme mücadelesinde asırlardır aynı kaderi paylaşmıştır. Şiire daha hoşgörülü yaklaşılmışsa da İslam fakihleriyle mutasavvıflar arasında mûsikînin haram olup olmadığına dair; günümüze dek uzanan fikir çatışması yaşanmaktadır. Ancak, Kurʿân-ı Kerîm’de şiir ve musıkîyi haram kılan ayet yoktur. Hadîs literatüründe ise musıkîye cevaz vermeyen hadîs-i şerîflerin çoğu, hadîs ilmi kriterleri açısından zayıf ve uydurma iken musıkîye cevaz veren hadîslerin ekserisi sahih ve güvenilir kabul edilir. Bu konuda İbni Hazm’ın ve İbni Kayserânî’nin müstakil eserleri yanında, geniş bilgi edinmek ve tereddütleri gidermek için özellikle Süleyman Uludağ’ın İslam Açısından Musıkî ve Semâ ve Pehlul Düzenli’nin İslam Kültür Tarihinde Musıkî adlı eserlerine müracaat edilebilir.

Osmanlı'da sadece şeyhülislamların değil; kazasker, müderris, vaiz, imam, müezzin, hâcegân vb. dinî ilimlere vâkıf nice zâtın şiir ve musıkîyle niçin meşgul olduğu üzerinde durup düşünmek gerekir. Saz ve Söz Meclisi’nde şair ve musıkişinas din adamlarını ve eserlerini tanıttık. İstanbul Müftüsü (Şeyhülislam) Zenbilli Ali Efendi, Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi, Şeyhülislam Bahâyî, Şeyhülislam Dâmadzâde Feyzullah, Şeyhülislam Küçükçelebizâde Âsım, Şeyhülislam Pîrîzâde Mehmed Sâhib Molla, Bursa kadısı ve müderrisiyken Celvetî Pîri olan şair ve bestekâr Aziz Mahmud Hüdâî, müderris ve Halep, Bursa kadısı olan ve Mekke kadısı, İstanbul ve Anadolu ve Rumeli Kazaskeri payesi alan Kethüdazâde Ârif Efendi bunlardan sadece birkaçıdır. Onlara göre şiir ve musıkî, Allah’ın bize verdiği bir nimettir. Bu nimet kişinin niyetine göre hayır veya şer yönünde kullanılabilir. Yani, “Musıkî ve şiir âşığın aşkını artırır, bu yüzden ehline helaldir. Fâsığın ise fıskını artırır, onlara haramdır.” Bu kıymetli din âlimleri, her iki sanata da katkıda bulunurken İslam estetiğini yüceltmişlerdir.

Saz ve Söz Meclisi'nin okuyucu için en güzel taraflarından biri hiç şüphesiz akademik bir dilden ziyade belgesel tipinde bir üslup kullanılması, eser önerileri sunması ve konu sonlarındaki makalelerle zenginleşmesi olmuştur. Kitaba dair gelen yorumlar sizde ne gibi düşüncelere yer açtı?

Akademik endişeyle hazırlamaya gayret ettiğimiz bu eserde, soğuk, halktan uzak akademik bir dilden kaçındık. Saz ve Söz Meclisi deneme-makale-anı-eleştiri gibi farklı türleri bir arada işleyen bir kitap olarak Türkiye için şu an türünün tek örneğidir. Bu Türkiye’de alışkın olunan bir üslup değil, ancak batıda bu tür kitaplar oldukça yaygınlaşmaya başladı. Akademisyenler, artık eserlerinin halkın her kademesine ulaşması için farklı üsluplar deniyorlar.

Saz ve Söz Meclisi'nde edebiyat ve musıkî münasebetleri geniş bir yelpazede ele alındı. Çalışmamızda değindiğimiz her konu; aslında başlı başına bir kitap olacak derinliktedir. Şiir ve Musıkî Meclisleri, Mevlid-i Şerîf ve Meşki, Karagöz Edebiyatı ve Musıkîsi, Bir Şâheser: Itrî’nin Nevâ-Kâr’ı, Rezm Meclisinde Şiir ve Musıkî, Şiir ve Musıkînin Mukabelesi: “Semâ Âyîn-i Şerîfleri, Kâr-ı Nâtık kitapta işlenen bölümlerden bazıları. Biz, edebiyatın farklı konuları içinde şiir ve musıkî münasebetlerini göstermeyi hedefledik. Bu kitabın içindeki her konunun edebiyat ve musıkî sahasındaki akademisyenlerce daha da geniş bir şekilde irdelenebileceğini düşünüyoruz. Farklı ve kimine göre ilgisiz görünen her konuda asıl gaye; akl-ı selîm, kalb-i selîm ve zevk-i selîm erbâbı şair ve musıkişinasların İslam medeniyetini nakış nakış inşasını gözler önüne sermektir. Bundan başka, günümüzde İslam adına ortaya çıkan bazı gürûhların yıkıcı, yok edici barbarlığıyla mücadelede; gençlere yol göstermek ve ecdadın zarif Müslümanlığını rol-model olarak benimsetmekte; kitaptaki her anekdotun ayrı bir anlamı var.

Ele aldığımız her konuda, klasik şiir ve musıkîmizin ortak yönlerini ortaya koyup okurları; bilinçli ve kaliteli müzik dinlemeye yönlendirmeyi istedik. Çalışmamızda musıkî çevrelerinin de güfte olarak seçtikleri şiirlere ve şairine ihtimam göstermesi ve şiirin notaya alınışı ve icrası sırasında daha titiz davranmaları gerektiğini farklı örneklerle anlattık. Kitaba dair edebiyat ve musıkî camialarından oldukça olumlu tepkiler alıyoruz. (Mesela, necatimert.com.tr/1600_PERDE-GAZELI--02-Mayis-2016.html )

Saz ve Söz Meclisi'nin şimdiye kadar gerekli ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz? Özellikle bu ilginin artması için projeleriniz var mı? Şahsen, bilhassa okullarda bu kitaba dair söyleşiler yapmanızın çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Saz ve Söz Meclisi kitabının bir amacı da üniversitelerde özellikle konservatuvar, ilahiyat ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde Edebiyat ve Musıkî derslerinin yaygınlaşmasını sağlamaktır. Yani bu dersin ders kitabı olarak hazırlandı. Bu sayede edebiyat ve musıkî çevrelerini birbirine yaklaştırmayı hedefledik. Kitabı tanıtmak için özellikle İstanbul Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Bilim Sanat Vakfı, Sakarya Belediyesi’nde sazlı sözlü söyleşiler düzenledik, düzenlemeye de devam edeceğiz inşallah. Facebookta Saz&Söz Meclisi adlı bir sayfa açtık, kitap hakkında tartışmalar, değerlendirmeler yapalım diye.


Saz ve Söz Meclisi şiir ve musıkî medeniyetimizi keşfetmeye yönelik bir başlangıç kitabıdır. Bunun devamını başka akademisyenlerin getireceği ümidindeyiz. Mesela, Halk Edebiyatı ve Halk Müziği ilişkisini veya Dinî Musıkî-Tekke Edebiyatını farklı açılardan ele alan yeni Saz ve Söz Meclisi kitapları yazılabilir. Yine Saz ve Söz Meclisi’nde klasik Türk şiiri ve musıkîsi zevki üzerinde durduk. Bunun modern şiir ve musıkî ilişkisi versiyonu da mutlaka hazırlanmalıdır.

Hakan Alvan hocamızın kitabın oluşturulma aşamasındaki katkılarını biz okuyucular merak ediyoruz. Mesela eseri oluştururken izlediğiniz kaynaklar yahut dinlediğiniz müzikler oldu mu, karşılıklı istişare ettiğiniz temel konular nelerdi?

M.Hakan Alvan, tasavvuf müziği sahasında 200’ü aşkın bestesiyle dikkate değer bir bestekâr ve neyzendir. Saz ve Söz Meclisi’nin asıl yazarı bendeniz olmama rağmen, kitabı sadece kendi adıma çıkarmayı etik bulmadım. Saz ve Söz Meclisi’nde musıkîye dair her bahiste onun tespitleriyle kendiminkileri birleştirip bir senteze ulaştım. Seçilen her eserin değeri, en iyi icrası gibi konularda, onun engin bilgisinden istifade ettim. Kitapta işlediğimiz konularda hem edebiyatçı hem de bestekâr gözüyle yaptığımız değerlendirmelerde büyük keyif aldık. Mesela prozodi, kâr-ı nâtık, güfte-beste, şair-bestekâr ilişkisine dikkat çekmek istedik. Tanpınar ve Yahya Kemal’in musıkî hakkındaki fikirlerini tartıştık ve yeni bilgilere ulaştık. Her konu için önerdiğimiz dinletilerin taş plak kaydı gibi orijinal ve özel kayıtlarını önce biz dinledik ve seçtik. İnşallah kitabı okuma nezaketinde bulunanlar önerdiğimiz eserleri de dinlerler.

Şiir ve musiki bizde beraber yürünen bir yol. Gençlere şiir ve musiki alanında "olmazsa olmaz" diyebileceğiniz şüphesiz birçok isim vardır. Biz her birinden beş adet rica etsek kimleri söylersiniz?

Biz Saz ve Söz Meclisi’de şiir ve musıkîyi ortak yönleriyle ele aldık. Bu yüzden şiir ve musıkî kültürünü önemseyen isimler önermek isterim: Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi, Sultan III. Selim, İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cinuçen Tanrıkorur önemli isimlerdir. Onların kendi eserleri ve onlar hakkındaki literatürü şiir ve musıkî zevkine sahip herkesin bilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kitabınıza benzer çalışmalarınız sürecek mi? Gençlerimizle eşsiz medeniyetimizi "tanıştırma" konusunda ülkemiz yazarlarına ve müzisyenlerine neleri önerirsiniz?

Bizim bundan önce Mehmed Âkif’in Said Paşa İmamı şiirinin kahramanı büyük mevlidhan Said Paşa İmamı Hasan Rıza Efendi adlı bir çalışmamızda oldu. Bendeniz bu efsane şahsiyetin şiirlerini ve küçük risalesini hazırladım. Hakan Bey de Hasan Rıza Efendi’nin şiirlerine farklı bestelerden oluşan enfes bir CD çalışmasına imza attı. Bu eserler, büyük sanatkâr Ahmet Özhan beyin icrasıyla CD’de yer aldı. Böylece Dinî musıkî repertuvaruna 40 kadar beste kazandırdık. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Yayınları arasında çıkan bu çalışmada böylece, şiir ve musıkî birlikte ele alındı.

Günümüzde, klasik Türk şiiri ve klasik Türk musıkîsi ile ilgili akademik çalışmalar birbirinden bağımsız ve habersiz bir şekilde ilerliyor. Oysa 20’inci yüzyılın başlarına kadar şairlerin çoğu, iyi birer musıkişinastı. Başarılı bestekârlar veya saz sanatçıları da klasik Türk şiiriyle yakından ilgilenirlerdi. Bu insanlar, sosyal sınıf, inanç ve meslek farklılıklarına rağmen zevk-i selîm sahibi olma endişesinde birleşmişlerdi. Bu açıdan edebiyat ve konservatuvar akademisyenlerinin özellikle klasik medeniyetimize intibak etmek için birbirinin bakış açısına ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple her iki alandaki sanatkârların birlikte farklı ve güzel eserler ortaya çıkaracaklarını söyleyebiliriz.

Müzikle ilgilenen yahut ilgilenmeye yeni başlayan gençler; Saz ve Söz Meclisi gibi kitaplardan istifade ediyorlar. Bu konuda sizin de gençlere önerebileceğiniz kitaplar var mı?

Saz ve Söz Meclis deneme-makale-anı-eleştiri gibi farklı türleri bir arada işleyen bir kitap olarak Türkiye için şu an türünün tek örneği olduğunu belirtmiştik. Son yıllarda disiplinler arası tarzda yazılmış kitaplar ülkemiz gündeminde henüz yenidir. Ama batıda bu tür kitaplar çok revaçta. Mesela, şiir ve musıkînin psikoloji, sosyoloji gibi bilimlere göre analizleri yapılıyor. Şiir ve musıkî adına İbnülemin Mahmud Kemal İnal’in Hoş Sadâ ve Son Asır Türk Şairleri, Tanpınar’ın ve Yahya Kemal’in şiir ve musıkîye dair eserleri, Cinuçen Tanrıkorur’un, Murat Bardakçı’nın eserleri mutlaka okunmalıdır. Bir de yeni çıkan Yalçın Çetinkaya’nın Müziği Düşünmek adlı eseri; O. Güneş Ayas’ın Müzik Sosyolojisi, Musıkî Inkılabının Sosyolojisi adlı eserleri, Bülent Aksoy’un Geçmişin Musıkî Mirasına Bakışlar aklıma gelen okunası kitaplar.

Konuşan: Yağız Gönüler
(Dunyabizim.com, 21.07.2016)