Müdanasız Soylu Tavır

"Herkes herkese ödül veriyor. Bir ödül de ben versem çok mu olur? Nasıl olsa taş atıp da kolumuz yorulmuyor. Şöyle sağımıza solumuza, önümüze, arkamıza bakıp bir teşehhüt miktarı düşündükten sonra gönlümüzdeki ödül koltuğuna oturanları sıralayalım" demiş şair Hüseyin Akın.

Fakire de Müdanasız Soylu Tavır ödülü layık görülmüş. Gerekçesi "dünya-yıdûn için edaniye baş eğmemek!" belirtilmiş. Eyvallah dedik, kabul ettik.

Sıralı tam liste için buyurun:
https://www.milligazete.com.tr/makale/1766236/huseyin-akin/2018in-kultur-sanat-odullerini-acikliyorum

Çocukça muhabbetlerin önsözü ya da bir babanın endişelerini anlamak

Cemil Meriç, “okumak zekâyı kibarlaştırır” demiş. Yazar Yağız Gönüler ise, “Güzel söylemek de zekâyı kibarlaştırır, dili inceltir.” diyerek okura başka bir kapı aralamış. Kitap Karakum Yayınları’ndan okuruna merhaba diyor. “Unuttun Ama Çocuktun”la Yağız Gönüler, “en çocukça muhabbetleri”ni bu kitaba saklamış gördüğüm kadarıyla. Özenli bir takdim mevcut ve beş bölümden oluşuyor. Kitabın son kısmında ise, çocuk bakışını henüz yitirmemiş umutlu ebeveynler için okuma önerileri var.

Çocuklarımızla “konuşma zorunluluğumuz” onlar için bize ait hikâyeler anlatma çabamız olmalı, diyor yazar ve devam ediyor kitabında: “Aidiyet böyle başlar ve zamanla gelişir.”. Merak eden, hayret eden bir gençlik hayali çok da uzak sayılmaz. Kültürümüze olan duyarlılığımızın canlı tutulması açısından altını çizmekte fayda var bir anlamda. Her ne kadar, “Şarkısız kentler, şiirsiz sokaklar” ve ‘ölü doğan çocukluğa’ rağmen; “Çocukların ve çocukluğun “her şey” olduğu bilinmeli ve hiç değilse bundan sonra atılacak adımlarda -hep olması gerektiği gibi- daima çocuklara öncelik vermeli. Her konuda bir çocuk bakışı atılmalı. Hatta çocuklara danışılmalı.” diye sesleniyor ebeveynlere.

Bir çocuğa verilebilecek en güzel şeyin vakit olduğunu, sevgi dolu ebeveynlerle ideal bir çocukluğa erişilebileceğini savunuyor yazar. Tıpkı David Harvey’in dediği gibi, “Kolektif olarak kentlerimizi üretirken, kolektif olarak kendimizi de üretiriz.”. Dünyanın en ince işçiliğinin baba olmak, derken yazar başka babaların da hayat görüşlerine yer veriyor. Sezai Karakoç’un çocuğa çocukça bakışından da söz ediyor:

“Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark
Bir yandan şehir bir yandan bir yanda kiraz bahçeleri.”

Şehri umursayan ama kiraz bahçelerini de unutmayan çocuklar… Mustafa Ruhi Şirin kitapları, Çocuk Vakfı derken, “her şeye rağmen çocuk kalabilme cesareti” nden ve çocukların adam yerine konması gerektiğinden bahsediyor Gönüler. Uykudan, gelişim eşitsizliğinden, zamandan da payına düşeni anlatıyor bizlere. Hayatımıza dâhil olan internetin ölümcül bir hastalık olup olmadığına dair çok çeşitli fikirler var.

Beğeniler, arkadaşlar, yeni paylaşımlar, bir üst levele geçilen oyunlar, sanal kullanıma bağlı sanal para. Sosyal medyanın “plansız planlılığına” dair konuşurken dikkatlerin nasıl dağıldığını, hafızaların nasıl tükendiğini tarif ediyor yazar. “Dikkatten uzak, kendi kendinin yobazını üretebilen koca bir mekân sosyal medya, hatta birbirinden farklı cemaatler birleşimi.” sosyal medya için yaptığı tanımlama dikkate değer.

Prof. Dr. Erol Göka, Prof. Dr. Kemal Sayar, Psikolog Cihan Çelik ve Pedagog Ertuğrul Şahin gibi alanında uzman kişilere de danışan yazar, mini bir soruşturmayı da, kitabına almayı ihmal etmemiş.

İnsanın serveti çocuğudur.”diyen Yağız Gönüler, gerekirse babaların da yıllık izin kullanarak çocuklarına zaman ayırmalarını öneriyor. Modern çağ ve iş koşullarında aileye yer olmadığının vurgusunu yapan yazar, “Vakit nakitten üstündür.” düşüncesiyle, Prof. Dr. Erol Göka’nın tesbitlerine yer veriyor. “Çocuğuna yasaklar koymadan, öğrenmek ve rehberlik etmek üzerine kurulu bir plan dâhilinde ilerlemek mümkün” yine bir endişesini de öngör olarak sunuyor: “Biz de sık evlenen, sık boşanan Batılı toplumlara benzemeye başlıyoruz.”. Soruşturmada televizyon, tablet ve telefon üçlüsünün insafına bırakılan çocuğun anne kadar babasının da yeterince sorumluluk alması gerektiğini belirten psikolog Süreyyanur Kitapçıoğlu ise, “kadının omuzlarındaki yük fazla, yardımcısı yok” şeklinde gerçekçi tesbitlerde bulunmuş. Yazar çeşitli görüşlere yer verirken, endişeli bir baba olmanın verdiği bir titizlikle kitabını hazırlamış. Çocuk gelişiminde ebeveynlerin varsayılan olası hataları ve çözümleri detaylı olarak yer bulmuş bu kitapta.

“Unuttuk ama hepimiz çocuktuk.
Konuşmaya meraklıydık, oynamaya, yazıp çizmeye.”

Hatırlatmasını yapıp, bulduğu formülü okurlarıyla paylaşıyor: “Dil, oyun, kitap”. Sonra da ekliyor:

Hatırlayalım çocukluğu.

Meral Afacan Bayrak
* Bu yazı Tahrir dergisinin 14. sayısında (Ağustos-Eylül 2018) yayınlanmıştır.